Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Bizden uzakta bulsunlar

Ziya Gökalp’a göre ulus veya millet bir mefkûredir. Mefkûre bütün bir milletin ortak idealiyle oluşur. Eğer milletsek varoluşumuzun ortak his ve heyecanını duyarak bir bütünlük oluşturmalıyız. Aydınlar da halk da değişik katmanlarda da olsalar milli mefkûreyi paylaşmak durumundadır. Hars ve kültür noktasında esas olan halkın değer ve algılarıdır. Seçkin de olsalar, aydınlara düşen mefkûreyi tartışmak, onun bilincini üretmektir. Aydın halka karşı olmak gibi bir yanlışlık içinde olamaz. Buna hakkı yoktur. O’nun ‘Türkçülüğün Esasları’ başta olmak üzere kimi eserlerinde bu tarz düşüncelerini okuyabilirsiniz.

Taha Parla Gökalp üzerine son derece güzel ve dil olarak da yalın bir çalışma yapmıştı: “Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm” (İletişim yay. İst. 1993) Bu kitap konusundan çok daha fazla bilgiler üzerine yoğunlaşması bakımından da ayrıca önemli. Orada konumuzla ilgili olarak Parla, Gökalp’in aydın yaklaşımını açıkladığı bir yerinde şu tespiti yapar: “Resmi seçkin, halka ve kültürel normlara uymadığında yalnızca kültürel açıdan değil, baskı ve zulmün türevleri olan ekonomik ve siyasal ayrıcalıklarıyla da ‘ulusal seçkin’ olmaktan çıktığında, kamu vicdanını rencide eder ve meşruiyetini yitirir.” (s.139,140) Bu alıntı yıllardır süren ama huyluyu huyundan vazgeçiremeyen tartışmalara katkı babından söylediklerimizi çok iyi özetliyor.

Ziya Gökalp’in halkçılık, kültür ve aydın yaklaşımı kabul edilmiş olsaydı, yıllar yılı sürdürülen gerilimlere gerek kalmazdı diye düşünüyorum. Bu ayrı bir konu. Alıntıda öne çıkan asıl unsurlardan biri hiç şüphesiz resmi aydının(!) halka uzak duramayacağıdır. Eğer uzak durursa, bir yabancılaşma yaşar ve zulmetmiş olur, meşruiyetini yitirir. Bu çerçeveden bakıldığında aydınımızın ciddi manada bir meşruiyet sorunu olmuştur. Halkla doku ve kan uyuşmazlığı içindedir. Bunun böyle gidemeyeceği sosyal, siyasal, kültürel bir yasadır. Halka efendilik taslayarak dahası efelenerek bir ayrıcalık elde etmeye çalışmak, ancak sömürge ülkelerinde görülebilir. Bir de bizdeki gibi benliği körelmiş, ruhu köleleşmiş aydınlarımızda elbette.

Suçu sadece aydınlar üzerine yıkmayalım. Bizde aydınlar siyasi gelişmelerden bağımsız düşlünce üretememişlerdir. Hatta siyasilerimizi aydın tanımı içinde değerlendirmek en azından modern yaklaşımın benimsediği paradigma içinde yanlış olmaz. Özetle aydın da siyasetçi de halka karşı olmamalı, halka uzak ve ters düşmemelidir. Burada halkın düşünen dimağı olarak aydın ve siyasetçilerin halkın içinde, onlarla birlikte olarak ve fakat gerektiğinde eleştirel düşünceler geliştirmeleri ile basit popülizmi birbirine karıştırmamak gerekir.

Şimdi bütün bunlardan sonra halkımız ne istiyor? Kendi gözlemlerime dayanarak aydın ve siyasilerimizin çok iyi, hikmetli, hakikatli düşünmelerini istemek birinci öncelik değil. Gördüğüm kadarıyla ilk beklenti, onların adam gibi adam olmaları. Dürüst, ilkeli, ahlaklı. Daha da basitleştireyim. Naif, kibar, efendi olmalarını istiyor. Yaramaz, haylaz çocuklar gibi olmalarını istemiyor. Hepsi bu. Bütün bunlara karşılık kendini seçkin görenler halkımızın değer ve beklentilerini, hassasiyetlerini umursamazlarsa ne olur? Ne olacak, sabrın da bir sınırı var. Sırası geldiğinde kulakları çekilir, daha da uslanmazlarsa iki tokat patlatılır. Çünkü haylazlar çocuk sayılamayacak kadar büyümüş olmalılar.

Yaşadığımız bunca tecrübelerden ve demokratik olgunlaşmadan sonra hâlâ yaramaz çocuklar gibi davranan sözüm ona aydın ve siyasetçileri görünce sizin de canınız sıkılmıyor mu? Daha dün CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Meclis Genel Kurulu’nda rahmetli Adnan Menderes için sarf ettiği galiz, çirkin saçmalığa bakın. Ufunet dolu bir tezvirat. Dün de yazdım; bunlar varken başka felaket aramaya gerek yok. İnsan hiç olmazsa yaşından başından utanır. İnsan biraz olsun sıkılır. Yüzü kızarır. Mahcup olur. Bunları muhatap bile almak gerekmez aslında. Değer verdiğiniz insanı muhatap alırsınız. Bunların neyine değer vereceğiz? Küfürlerine mi, sövgülerine mi? Gel gör ki tezvirat Meclis çatısı altında, yani milletin üstün ideallerinin iradeye dönüşüp makes bulduğu mekânda yapılıyor. O nedenle konu ediyoruz. Elbette değmez.

Ardından yine CHP’li Muharrem İnce bir beyanat verdi. Bakalım o ne diyecek diye beklerken, aynı üslubun devam ettiğini gördük. Başbakan’a sataşmaktan başka bir inci çıkmadı ondan da. Yok, efendim Başbakan çakma Kasımpaşalı imiş, vs. Diyecek kayda değer hiçbir sözleri kalmadı. Yapacak bir şeyleri de yok. Bu sataşmaları, sövmeleri, saptırmaları siyaset sanıyorlar. Ne halleri varsa görsünler.

Bizden uzakta bulsunlar.

İyi ama sonuçta aynı gemideyiz. Bunlar bu halleri ile mi millete ait ve öncü olduklarını sanıyorlar? Bu tutum onları yalnızlaştırır, yabancılaştırır. Sövmek, sataşmak hangi milli mefkûre ile bağdaşır? Düşünceden, politika üretmekten; memleket, millet için projeden vazgeçtik. İçlerinde bir Allah’ın kulu yok mu, bu yaptıklarının çirkin şeyler olduğunu söyleyecek?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 534
Bu Ay : 6435
Toplam : 6435

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom