Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

İyi niyet, kötüye hizmet

Hayata ve dünyaya bakışımız tercihlerimizin belirginleşmesinde etkili olmaktadır.

Değerlendirme tarzımızda etkili olan duruş yerimizi, buna bağlı olarak hayatın zaruretleri ile inanç ve düşüncelerimizi birbirine karıştırırsak vahim yanlışlar yapabiliriz. Konuyu, özel anlamıyla referandum sürecini, bağlamından koparmamalıdır. Meseleyi kendi bağlamında değerlendirememek kendini tanımlayamamış, konumlandıramamış çarpık bir algının yansımasıdır.

Siyasal, sosyal, kültürel koşuşulları daha iyi bir ülkeden yana olup olmamanın ideoloji ile inançlarla bağlantılı bir tarafı mutlaka vardır. Meseleyi sadece bu duyarlıkla ele alanlar, hayatın gerçeklerine gözlerini ve kulaklarını kapayanlardır. Onlar indirgemeci, kategorik ve uzlaşmaz bir alanda düşünenlerdir. Bu düşünüş tarzı katı ideolojik yaklaşımlara yakışabilir. Çünkü onlar hem inkâr edemedikleri, kaçınamadıkları gerçekliklerle yaşarlar hem de zihni koşullanmaları içinde kendilerine katı bir dünya kurarlar. O dünya tek renkli, tek gerçeklikli, tek sesli, tek görüşe dayalı bir dünyadır. Şimdiye kadar hep bunun sıkıntılarını yaşamadık mı?

Oysa hayatın din de dahil olmak üzere uymak zorunda olduğu keskin, uzlaşmaz kurallar yoktur. Ne yazık ki, ideolojikleştirildiği takdirde, din de bu dar aralıkta, hem müntesibi için hem de başkaları için dar bir aralığa dönüşebilir. Hayatı yasaklamayı marifet sanırlar. Aslında onların sandığı gibi dinin de bu tarz katı sınırlamaları yoktur. Kendi şahsi zaaf, saplantı ve kaprislerini dine dayandırarak tartışmasız bir haklılık elde etme peşindedirler. Dini kisveye de bürünse, ideolojikleştirilmiş dünyada sadece iyi ve kötü, hak ve batıl vardır. Her bir olayı bu indirgemecilikle değerlendirirler. Elbette siz ne söylerseniz söyleyin din onların dediği, daha doğrusu onların anladıkları ve anlattıklarıdır. Burada asıl yanlışlık; dinin de, dünyanın da kendi mahiyetlerine göre anlaşılamamasında yatar. Bu handikap aşılmadığı sürece sağlıklı düşünmenin, sağlıklı tartışmanın imkânı olmaz. Çünkü karşınızdaki insan kendi zihni koşullanması içine hapsolmuştur. Dediği dedik, çaldığı düdüktür. Nuh der peygamber demez. Olayları kendi doğası içinde, hadiseleri kendi mecrası içinde anlamaya yanaşmazlar. Yanaşmazlarsa ne olur? Her defasında onlara kocaman çelişkiler kalır. Sıkıntılar, duvara toslamalar, savrulmalar, çatışmalar kalır. Oysa tüm külliyatı, birikimi, tarihsel, kültürel, siyasal tecrübeleri ile İslâm toplumu incelendiğinde, bu sıkıntılara yol açacak fazlaca da bir dayanak bulunamayacaktır.

Radikallik ve “ödünsüz İslâm” adına kendilerini sıkıntıya sokanlar, sadece bilmediklerini açığa vurmuyor, ayrıca bağlamları birbirine karıştırmanın gereksiz sıkıntılarını da yaşıyorlar. Yıllarca söylemler bazında diyelektiğe karşı olanların, pratikte diyalektiği facia boyutunda yaşadıklarını gördük! Bu facialar niçin yaşandı? İşte söylüyorum; İslâm’ı da hayatı da gereği gibi anlayamamaktan. Anlamaya yanaşmama tembelliği onları toptan red veya toptan kabul tepkiselliğine itmektedir. Tepkisel olmalarının asıl sebebi, gereği üzre düşünme, analiz etme yeteneklerinden yoksun olmalarındandır.

Bütün bu söylediklerimizi ülkenin içinden geçtiği süreç özelinde örnekleyelim. Kimi İslâmi hassasiyeti olan insanlar veya gruplar, ülkenin demokratikleşme sürecinde referanduma katılmayı inanç meselesine dönüştürebiliyorlar. Onlara göre referandumda ‘Evet’ demek tağutu onaylamak, putçu düzene, şeytanlara destek vermektir. Dinle demokrasi karşı karşıya getirilir ve mesele ‘hakimiyet’ noktasında tartışılır.

Uzatmayayım; mesele sanıldığı gibi değildir. Yani mesele bağlamından koparılarak, yanlış değerlendirilmektedir. Asıl yanlışlık, demokrasi ile İslâmı karşılaştırmakla başlamaktadır. Aziz Nesin bile bunun imkânsız olduğunu söylüyordu bir yazısında. Bir kere biri insanı; içsel aşkın, ontolojik boyutları ile kavrıyor. Diğeri ise bir yönetim tarzı. Yani din değil. İslâm ile Hıristiyanlık veya Budizm gibi diğer dinler karşılaştırılsa anlarım. Bu karşılaştırma kumaşla karpuzu karşılaştırmak gibi bir şeydir. Demokrasiyi din gibi algılamak doğru değildir.

Son zamanlarda, kimi dergilerde bu yönde değerlendirmeler içeren yazılar okuyorum. Bu arkadaşlar belki iyi niyetliler ancak hiç de iyi bir amaca hizmet etmiyorlar. Bu memleket bizim, hepimizin. Biz bin yıldır burada yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. Daha mutlu, hakka hukuka saygılı, daha özgür bir Türkiye’ye ‘Evet’ demenin kime zararı var? Evet birilerine zararı var. Onlar da zaten avazlarının çıktığı kadar can havliyle bas bas bağırıyorlar. Çünkü kuyruklarına basıldı. Çünkü can damarları koparılıyor. Çünkü rantları, yemleri, konforları bitiyor. İyi de İslâmi duyarlığı olan insanlar niçin onlarla aynı safda buluşuyor? Toplumun kültür değerlerine kökten karşı olanlar, iyi niyetli olduklarını düşündüğümüz kişilerin hayırlarından rahatsız olmuyorlar. Oysa Kelime-i Tevhid’deki ‘hayır’, Ergenekoncuların ‘Hayır’ı değil. Bu insanlardan memlekete bir hayır dokunmuş değildir.

Hep beraber yaşadığımız, yaşamak zorunda olduğumuz ülkenin yaşam alanını her bakımdan geliştirmek, genişletmek kötü mü? Bu konuyu dinle ilişkilendirmek, adeta ‘Evet’ denildiğinde kâfir olunacağını söylemek vahim bir yanlıştır. Ergenekoncular, YARSAV’cılar ‘Hayır’ demekle müslüman mı oluyorlar?
İyi niyet bazı durumlarda kötüye hizmet edebilir. Dikkatli olun!

Yazarın izni ile HaBertaraf'tan alınmıştır

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 597
Bu Ay : 15109
Toplam : 24367

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom