Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Medeniyetin değişen ekseni

Medeniyet muayyen bir bölgeye, bir millete ait olarak ebediyen kalmıyor, değişiyor. Çin’den Mısır’a, Mezopotamya’ya, Anadolu’ya, oradan Ege’ye, İslam coğrafyasına, Avrupa’ya, oradan Amerika’ya doğru medeniyetin ekseni sürekli değiştiriyor. Barış, adalet, insan hakları, özgürlükler, ekonomik gelişmeler gibi temel değerleri diri, yeni bir bilincin coşkusuyla yaşama geçiren topluluklar, medeniyetin yeni sahipleri oluyorlar. Bu koşuda yorgun düşüp kendini yenileyemeyen toplumlar da geride kalıyor. Açıktır ki, medeniyet insan, hayat ve dünya algısıyla ilgili ve birçok dinamiği olan kuşatıcı bir kavram. Tek başına bir alanda ileri olmak hem teorik olarak mümkün değil, hem de medeniyet kurmak veya bir medeniyeti yaşatmak için yeterli değil.

Bir medeniyetin, hangi aşamalardan geçerek nasıl vücut bulduğu, tersten hangi aşamalardan geçerek nasıl zeval bulduğu uzun, geniş bir konu. Ancak görülen o ki, batı uygarlığı gelişmesinin son aşamalarını yaşamaktadır. Her alanda atılım ve yenilenme kabiliyetini yitirmektedir. Sahip olunan maddi güç erimektedir. Silah gücü ise onları ayakta tutmaya yetmeyecektir. Ekonomi merkezli yaşanan küresel kriz, aslında batının yaşamak zorunda olduğu medeniyet krizinin başlangıcından başkası değildir. Enine boyuna analiz yapıldığında bu tespiti yapmak zor olmaz.

Batının gücü tükenmiş, hayat coşkusu azalmıştır. Artık eskisi gibi değer de, bilgi de, kültür de üretememektedir. Ne antik Yunanda, ne aydınlanma ve sonrasında görülen entelektüel yoğunluk yoktur. Bir tıkanma, bir durgunluk yaşanmaktadır. Bunun hissedilen en somut göstergeleri ekonomide gözükmektedir. Bu alanda da batı allak bullak olmaktadır. Her geçen gün imkân ve alanları daralmaktadır. Maddi refah ve buna bağlı mutluluğun sürdürülebilir olduğunu söylemek çok zordur.

Çoklarının sandığı gibi yaşanan kriz geçici bir durum değildir. Avrupa’yı ve ABD’yi çok karanlık günler beklemektedir. Biz bunu söylerken, bugünden yarına köklü bir değişimin olmasını da kimse beklemesin. Çünkü medeniyetin kuruluşu da bugünden yarına tamamlanan bir olgu değildir. Yüzyıllar boyu ancak kurulan bir uygarlığın çöküşü de bir anda olmaz. Aslına bakarsanız ben bunu da arzulamam. Çünkü bu köklü değişim zamanları, sadece birinci derecede ilgililerini değil, herkesi olumsuz etkiler. Beklentim ve umudum, batının kendini yeni baştan sorgulayarak gözden geçirmesi, sözünü ettiğimiz değerler ekseninde yeni, güzel bir yorumla doğrulmasıdır. Ama görülen o ki, deniz bitmektedir. Köklü bir ruh, akıl ve paradigma değişikliği olmaksızın selamete çıkılamayacaktır.

Bugünkü batı uygarlığı sömürü, işgal, talan ve zulüm üzerine kuruldu. Keşif hareketleri yeryüzünü talan ve işgal hareketinden başkası değildi. Ardından gelen sanayi devrimi, sömürü bölgelerinden gemilere yüklenip getirilen altın ve gümüş kaynakları ile yapıldı. Bu dönemde kimi batı ülkelerinde yüzde 3000’e- 5000’e varan akılalmaz büyümeler yaşandı. Elbette öyle olacaktı. Yani İngiltere’den gemi boş giderken kasasında 100 altın olan kraliyet, gemi dönünce kasasında 3000 altın buldu. İşte böyle bir büyüme. İşte ancak bu kaynakların kullanımıyla “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” kurulabildi. Kalkınma hızı değil, kalkınma patlaması yaşandı. İşsizlik bitti. Kadınlar, beş yaşına kadar çocuklar bile istidama katıldı. Nüfus çılgınca arttı.

Oysa şimdi dünya değişti. Batı, son yüz yılı, mirasını yiyerek tüketti. Diğer milletler bir bir bağımsızlıklarını kazandılar. Batılı ülkeler bu coğrafyalardan gerisin geri çekilmeye başladı. “Bu kez de sömürü başka tarz ve düzenle devam ediyor” diyeceksiniz. Doğrudur. Ne var ki, bu düzenin de yürümediği son krizle anlaşıldı. Değişimin yapısal karakterine dikkat çekenler yanlış söylemiyorlar. Ne var ki, yapısal sorunun sanılandan çok daha derin olduğunu ifade ediyoruz biz de. İşte bu derin sorunu ‘Medeniyet krizi’ ile ifade ediyoruz. Bakınız, artık batı, eskisi gibi başkalarının sırtından yükselemez. Kendi ayakları üzerinde durmak zorunda. İyi ama bu kez de çok yorgun, yaşlı ve hasta. Ayakta durmaya mecali yok. Üstelik genç nüfusu hızla azalıyor. Genç nüfusunun yok olması yarınlarının, umutlarının yok olması demektir. İşte tam bu arada medeniyetin ekseni tekrar doğuya ve İslam coğrafyasına doğru kayıyor. Bu noktada Türkiye son derece elverişli bir coğrafyada bulunmaktadır. Son göstergelerden bunu çıkarmıyor musunuz siz de?

Bundan böyle Onlar için gerileme süreci başlamıştır. Bizim içinse ilerlemek için son derece elverişli bir ortam oluşmuştur. Bu ortamı, bu imkânı iyi kullanmak gerekmektedir. Bu imkânı iktidarı, muhalefeti ile iyi kullanmak gerekmektedir. Aydını, bilim adamı, siyasetçisi, askeri ile, yüksek yargısı, işadamı ile herkes sorumluluğunu bilmelidir.

Yeterince açık söylemedim mi?

yazarın izni ile HaBertaraf'tan alınmıştır

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 10
Bugün : 921
Bu Ay : 1104
Toplam : 1104

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom