Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Hangi Deprem

              Ne çok hesap yapıyoruz; bu yıkıntılı dünyada, biri ötekini devre dışı bırakmak için uğraşıp duruyor ve sonra bir sarsıntı, ardından yıkıntı ve yıkıntılar arasında kalan çelmelere şahit oluyoruz.

Dünya bu; son sarsıntıda yıkılmayan yer, uçuşmayan madde kalmayacak, yer bütün ağırlıklarını açığa çıkaracak; son sarsıntıdan önceyse çeşitli şiddette depremler yaşayacağız.
Elazığ’ın özellikle Karakoçan ilçesi merkezinde altı şiddetinde deprem yaşandığını duyduğumda, ne söyleyeceğimi, ne yazacağımı düşünürken, yukarıdaki girişle başlamak aklıma geldi.
Hangimiz 1999 Düzce-Gölcük depremini hatırlıyor?
Hatırlamak; öyle “vay be ne günlerdi, o ne haldi, yıkıntılar nasıl da ürkütücüydü” demek değil, sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte yaşananları tahlil edebilmektir.
Dalıp gitmek değil hatırlamak gerekir. O günleri bir haber katılığında akla getirmek yalnızca dalıp gitmektir.
Şöyle düşünün; bir genç kızın ve delikanlının yarın nişanı vardı, hazırlıklar tamamlanmıştı. Bir aile yeni boyattıkları eve, yeni sipariş verdikler oturma grubunu getirecekti. Bir öğrenci yarınki sınavına hazırlanıyordu; bu sınavı başarmalıyım diyordu. Emekli bir adam eşiyle birlikte, çocuklarının artık uğramadığı köyüne gidip bahar çalışmalarına başlayacaktı. Her biri kendi hayalinin alt yapısını oluşturmuş ertesi günü bekliyordu.
Olmadı. Tarihte “bir sayha koptu” diye dile getirilen türden bir şeyler oldu.
Elbette bu bir “helak” değil afetti.
Afetti ama her insanın alabileceği, alması gereken dersler taşıyordu.
Ben belediye otobüsünde böyle dalmış düşünürken, yanımda oturan delikanlının, belli ki üniversiteliydi, sesiyle irkildim.
Benim için bu ses ikinci bir depremdi.
Genç telefonun diğer ucundaki annesiyle derslerini, sınavlarını konuşuyordu. Annesi ne söylüyorsa, genç “alt üstü iki ders anne” diyordu. Ses tonu giderek farklılaştı. Anlaşılan annesi “babasından” bahsetmişti. Onun çektiği sıkıntılardan filan. Naklen dinliyordum. Babasına yönelik ağza alınmayacak bir ifade çıktı.
Tuhaflaştım. Yıkıldım. Adeta depremin artçı sarsıntısı beni otobüste buldu.
Bir evlat ve onun ebeveynine yönelik galiz ifadelerinin depremi.
Deprem afetti, helak değildi belki ama duyduğum sözler helak için çağrıydı sanki.
Depremi ve vefat edenleri, onların hayallerini unutmuş o gencin sözlerine takılı kalmıştım. Üstelik otobüsten inip üniversitede okuyan çocuğuma harçlık gönderecektim. “Allah’ım sen çocuklarımızı şeytanın iğvasından koru” dedim.
Kuşatılan gençlikten çalınan ahlak böyle bir deprem getiriyordu.
Hangisine ağıt yakmalı; hayalleri yıkıntılar arasında sona erenlere mi, sözleriyle deprem etkisi yapanlara mı?
Netice şu; vefat edenleri rahmeti rahman karşılasın, edep depremine yol açanları Allah ıslah eylesin!
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 76
Bu Ay : 6781
Toplam : 6781

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom