Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Asil korkusuzluğumuz karşısında içleri paramparça

Asil korkusuzluğumuz karşısında içleri paramparça
 

‘İnsan ne ile yaşar?’ sorusunun cevabı Tolstoy’da çok açıktır: İnsan iman ile kanaat ile âşk ile yaşar. Bu cevapları almaya zemin hazırlayacak soru ‘İnsan ne için yaşar?’ diye de sorulabilir. İnsan iman için, onur, ahlâk, namus, özgürlük, adalet, barış için yaşar. Bu karşılıklar, değişen önemlerine göre insanın ne için öleceğinin de cevabıdır. İnsan dini için, vatanı, özgürlüğü için yaşar ve ölür. Bunun için savaşır.

Savaşmak, istenmese de son kertede mecbur kalınan bir beşerî ilişki ve iletişim biçimidir. Savaşmak adaletsizlik değildir. Savaşın bile bir etiği, hukuku, adaleti vardır çünkü. Müslümanlar hiçbir savaşta mazluma, sivile hele hele bebek, çocuk, yaşlı gibi aciz ve savunmasız insanlara silah doğrultmaz. Bilakis onların selâmeti için savaşır. Türkiye, Fırat Kalkanı ve Afrin harekâtında Müslümanca savaşmanın nasıl olacağını herkese gösterdi. Ancak bizzat ABD, onun öncülük edip kışkırtarak peşine taktığı zalimler, bizim hassasiyetlerimizin yanına bile yaklaşamıyorlar. ‘Yeryüzünde kan dökecek, bozgunculuk çıkaracak birini mi yaratacaksın?’ sualinin işaret ettiği realiteden beri bu böyle. Zalimler savaşmazlar, savaşamazlar. Zulmederler, kan dökerler, katliam yaparlar. Bu durum, ruhu teslimiyetin esenliği ile beslenen, esenliği ruhu ile besleyen müminlerin anlayacağı bir psikoloji değildir. Kadın, çocuk demeden öldürmek onlara haz verir. Varlıkları bu kadar sapkın bir bozulma içinde çürümüştür.

Onları şeytan çarpmıştır. Çarpılmıştırlar. Fıtratları bozulmuştur. İnsan var oluşunu mümkün kılan oran, ölçü, uyum, düzen onlarda bozulmuştur. Güvensizdirler, inançsızdırlar, aşksızdırlar, sevgi ve merhametten uzaktırlar. Barbardırlar, tutarsız ve yalancıdırlar. Karanlık ruhlarından zehir ve irin akar. İşte bunlarla savaşıyoruz. Korku ve dehşet filmlerinden çıkıp gelmişler gibi bunlardır bizlere musallat olan. Yine de biz bu savaştan, bu karşılaşmadan asla korkmadık, korkmuyoruz. Ancak bizim ölümleri bile ürküten asil korkusuzluğumuz karşısızda onların içleri param parça.

Bize karşı cesaretleri olmadığı için çocuklarımızı, kundaktaki bebeleri en vahşi en kanlı yöntemlerle öldürüyorlar. Katliam yapıyorlar. Kadınlarımıza olmadık kötülükler yapıyorlar. Bunları yapmakla dayanmanın son direniş hattında irademizi teslim olmaya zorluyorlar. Arkamızdan vuruyorlar. Tuzaklar hazırlıyorlar. Bizi yıldırmak, usandırmak istiyorlar. Umutsuzluğu yenemeyen, alt edemeyen imana yazıklar olsun! İnanıyoruz ve umutsuzluğa yer vermeyeceğiz. İnadına hayata tutunuyor olduğumuzu görmekle bizi yok edememenin kahrı onları kahrediyor.

Bir santim bile geri adım atmaksızın bu alçakları cezalandırmaya devam edeceğiz. Uzman araştırmacılar baksınlar; eğer düşman cetvelle, gönyeyle ayarlanmış gibi tam alınlarının ortasından vurulmuşsa işte onun sebebi bizlerizdir. Nice mazlum ve müstazafın intikamını almak için milimetrik hesap etmiş, alınlarının tam ortasından vurmuşuzdur. Bu bizim savaşımızın etiği gereği böyledir. Bizim savaşımız böyledir. Yok eğer çaresiz insanların evleri yıkılmışsa, altında son inilti ve çığlıklarıyla mazlumların sesi kesilmişse bilinsin ki onların katilleri kâfir emperyalistlerdir. Anasız bırakılan çocuklar, çocuksuz kalan analar arkalarından vurulmuşsa, bedenleri parçalanmışsa bilinsin ki, katiller ABD’dir, İsrail’dir, Esed’dir, PKK’dır, PYD’dir, YPG’dir, DAEŞ’tir. Bunların hepsi birleşmiş katillerdir. Bunlarınki katliam beraberliğidir.
Müslüman ve İslâm varlığını yok etmek için en alçak, en iğrenç saldırılar yaptılar, yapıyorlar. Daha dün ABD destekli Afganistan Hava Kuvvetlerinin Kunduz vilayetine bağlı Deşt-i Arçi ilçesinde bir 'Medreseye' yaptığı hava saldırısında 100'ün üzerinde hafız öğrenci ve hocalarının şehit olduğu haberiyle hepimiz derinden üzüldük. Daha on yaşına bile basmamış onlarca hafızlık talimi gören, çoğu da hafız olan yüz çocuk, feci bir hava saldırısıyla katledildi. Bu ve bunun gibi binlerce saldırı yaparlarken ne kadar cesur, ne kadar uygar olduklarını bir kez daha göstermiş oldular. Hangi amaçla ve ne için yapılırsa yapılsın, dinini öğrenmekten başka hiçbir suçu olmayan masum insanları vahşice öldüren bu şeytanca saldırıyı, yatışmaz bir öfkeyle kınıyor, kesin bir dille lanetliyoruz.

Katliamın, Kur’an talebe ve hafızlarını, eğitimi, okulu hedef alması küresel emperyalizmin asıl niyetini ve planlarını bir kez daha açığa çıkarmıştır. Şimdi kalkar pişkin pişkin sırıtarak, aklileştirme edasıyla adeta alay ederek ‘yanlışlıkla olduğunu, oradaki kalabalığın Taliban veya DAEŞ sandıklarını söylerler. Böyle bir beyanat verilince de kimsenin kimseye bir diyeceği kalmaz. Ölen öldüğüyle, yıkılan yıkıldığıyla kalır. Tepki seviyenize ve şiddetinize göre bu yalanlar, yanlışlıklar sürüp gider. Bu toprakların değeri beş paralık olan milyonlarca canı ABD ve Siyonist çıkarlar için feda olsun! Köleliği, esareti kabullenmiş, dahası içselleştirmiş bir ruhla böyle dememizi, böyle inanmamızı isterler. Fetö ihanet örgütünde olduğu gibi bu karaktersiz, tıyneti bozuk adamlar görülmemiş değildir. Ülkesine ihanet, Siyonizm’e hizmet ettiği ölçüde kendini mutlu sayan alçak ruhlar yok değildir.

Düşman’ın cesur, akıllı, savaşçı olması bizi üzmeyecekti. Eğer öyle olsaydı biz ondan daha cesur, akıllı ve atılgan olacaktık. Ama düşman zalim, acımasız, ahlâksız, hain olunca elden bir şey gelmiyor. Biz ahlâkın, onurun, erdemin savaşını veriyorsak, bu değerlerle ve bunlar için yaşadığımız içindir. Ancak dünyada ve ahrette esenlikle sonuçlanacak bir çıkışın hazırlanmakta olduğunu söylemek de kehanet sayılmamalıdır. Bütün bu zor zamanlar bizde bir çözüm iradesi, kurucu, kurtarıcı akıl geliştirecektir, geliştirmektedir. Diğer taraftan da bunların hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır, kalmayacaktır. Sadece ahlâki değil, onunla birlikte bir ruhsal, zihinsel çürüme, kokuşma yaşıyorlar, yaşayacaklar.

Adam gibi, dürüstçe ve olduğu gibi konuşma becerisini de yitirdiler. Başta kendi halkları daha doğrusu kendi siyasal sınırları içinde köleleştirdikleri insanlar olmak üzere herkese yalan söylemeyi siyaset sanıyorlar. Bakalım bu usul ve üslûpla kaybolan itibarlarını nasıl kazanacaklar? İnandırıcı olabilecekler mi? Gelişmeler karşısında aldığımız tutumla beraber ilerleyen zaman içinde dürüst ve adil olmanın ne büyük güç, ne büyük servet ve kaynak olduğu anlaşılmıştır, daha da anlaşılacaktır. “ABD bizim nazarımızda yalancıdır. Yalan söylemeyi diplomasi saymaktadır. Bütün bu doğru olup olmadığını bilmediğimiz açıklamaları tertipledikleri yeni tezgâhlar için olabilir. Bir devletin inandırıcılığını, itibarını kaybetmesi ne acı bir durum.” Bundan önceki yazımızda böyle demiştik. Yalancı, inandırıcılığı olmayan, tutarsız bir yönetimle sağlıklı ilişki kuramazsınız. Washington ve New York yalanın başkentleri olmuştur. O sebeple halklar maskesi düşmüş, niyeti belli olmuş ABD’yi topraklarında istemiyor. Bizlere ise kucaklarını açıyorlar.

Alman istihbarat teşkilatı BND’nin eski başkanı August Hanning, Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarını durdurmanım mümkün olmadığını söyledi. Esasen bu beyanat bizim karşımızda Almanların şuuraltını yansıtmaktadır. Silah gücü ve savaşarak durdurulamayacağımızı anladılar. Ama bundan da önce bölge halkıyla kaynaşmış, bütünleşmiş ‘iyilik gücü’ ‘iyiliğin gücü’ olarak durdurmak mümkün değildir. Halkının büyük bir kısmını temsil eden aşiretler, ‘İşgal Karşıtı Halk Hareketi’ isimli bir yapı kurarak, 'Menbiç'te güvenliği Türkiye ve ÖSO’nun sağlamasını istiyoruz. ABD askerine burada rahat yok” diye açıklama yaptılar.

Biz, fert, toplum, millet ve ümmet olarak nasıl bir kabahat işledik ki bu imtihanlarla deneniyoruz? Bir de böyle düşünmek gerekir. Hiç gereği yokken nelere sarıldık, güvendik, bağlandık? Hangi güzel hasletleri, vazifeleri terk ettik, ihmal ettik? Nelerden vazgeçtik, neleri unuttuk? Neleri hayatımızdan, aklımızdan, hafızamızdan sildik? Hangi değerlerimizi, güzel davranışlarımızı hatırlamıyoruz? İlim, ihlâs, samimiyet, yardımlaşma, infak, cihat bizim için ne anlam ifade ediyordu, nedir, ne olmalıdır? Biz kimiz, kim olmalıyız? Neyiz, niçiniz, ne için olmalıyız? Hayatımız, ölümümüz ne için olmalı? Aslında aradığımız çareler bütün bu soruların cevabında mevcut olmalıdır.
 
Allah mühlet verir ama ihmal etmez.

Allah, ihmal ettiğimiz vazifelerimizi hatırlayan bizlerin eliyle, mühlet verdiklerine bizim elimizle ağır bir ceza verecektir. Böyle bir aşamayı, sonucu görür gibi oluyorum.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 9
Bugün : 102
Bu Ay : 16182
Toplam : 25440

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom