Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Dayanmanın son sınırında infilak

DAYANMANIN SON SINIRINDA İNFİLAK
 
Düşünmenin, siyaset yapmanın, savaşmak dâhil her türlü ilişkinin kısacası insan olarak var ve hayatta olmanın asgari bir ahlâki seviyesi olmalıdır. Bu seviye gözetilmezse insan olarak var olmanın anlamı da amacı da kalmaz. Bugün Suriye’de Irak’ta, Filistin’de olanlar, ancak vahşi bir savaşta yaşanacak cinsten trajediler bile değildir. Çünkü en vahşi savaşlarda bile gözetilmesi gereken insani mecburiyetler vardır. Bu böyledir, bunun böyle olması gerekir.
 
 
Bugün İslâm coğrafyalarında yaşanan, maruz bırakıldığımız trajedi değil, bizi yok ederek var olacağını sanan bütün bir insanlığın çöküşüdür. Çöküş, gücü elinde bulunduran, gücü ile egemen olmak isteyen güruhu, bir seviyesizlikle bile ifade edilemeyecek alçaklığı içinde hiçleştiriyor. Medeniyetin bir seviyeyi gözetmesi gereken zemini bütünüyle çökmüş durumda. Çöküntü kasıtlı, bilinçli politikalar olarak mazlum, müdafaasız insanların hususen de Müslümanların üzerine yıkılıyor. Biz onurumuzla belki bu yıkıntı altında kalıyoruz ama kendi ülkelerimizi bile bize dar etmek isteyenler, kuracakları dünyada asla rahat edemeyecekler. Kurdukları dünya evvela onlar için tekin olmayacak. Madem en temel insani sınırlar bile aşıldı, madem hangi amaç için olduğu bile karanlık olan nedenlerle milyonlarca mazlumun kanı akıtıldı akıtılıyor, gözyaşı dinmedi dinmiyor, bu feci sonucun mutlaka onlara bir yansıması olacaktır. Bu böyledir. Bu hakikat, tarihi, sosyolojik ama en önemlisi ilahî adalet gereği böyledir.   
 
 
Zihin dünyanızın değer kodları, farklı tanım ve ölçülere göre doğru ya da yanlış olabilir. Dürüst olmak, evvela en yalın insan yapımızın kabul etmeyeceği ilkelere bağlılığı gerektirir. O ilkeler insan var oluşumuzun korunacak ilk ve son nüvesi, cevheridir. İnsan olma farklılığı bu bilincin ayrımında ve koruyucusu olmaktır. Değilse anlamsız, tutarsız sorumluluk sizi şeytanlaştırır. Şeytanın kötülükten başka ilkesi de amacı yoktur. Düzen ve adaletin, vicdan ve onurun insan için, insana dair bir hassasiyeti varsa evvela bu ilkesizlikle savaşmak zorundadır. Hangi dini, ideolojiyi, politikayı savunuyor olursak olalım önce en temel insan özünü korumak ve savunmak durumunda olmalıyız. Mazlumların feryadı, az sonra paramparça edilecek çocukların çığlığı üzerine hangi ideolojinin, insanı mutlu kılacak zaferi yükselebilir? Dünya görüşü, benlik ve kimlik üzerine yapılacak tartışmalar bu aşamadan sonra nasıl mümkün olabilir?
 
 
İnsanlık hepimizin, herkesin korumak zorunda olduğu asgari müştereki olmalıdır. En temel insanî zemin çökünce hiçbir şey konuşamaz, tartışamazsınız. O durumda akıl tutulması yaşanır. Ruh kararır, vicdan çöker. Aklı, ruhu, vicdanı özetle insan varoluşu çökmüş bir kişi, grup veya devletle neyi, nasıl konuşacaksınız? Adamların kendilerini bağlayacak, sınırlayacak bir ölçüleri yok. Ahlâk tam da insanın kendi davranışlarını sınırladığı ilkelerin icaplarıdır. Azgın ahlâksızlar için heva ve heveslerinin, yani nefislerinin bir şeyi isteyip istememesi bütün iyi ve kötüyü belirliyor. “Be adam bu yanlışı niçin yapıyorsun?” “Ben böyle istiyorum.” Bak ölümlere, zulümlere sebebiyet veriyorsun?” “Olsun, ben böyle istiyorum.” Mantık bu! İstemesi yeterli. Kanun, düzen, hukuk, adalet, denge, ölçü her şey onun isteğine bağlı, isteğine göre biçimlenmeli. Kendi isteği, yasayla, düzenle, başkasının hakkıyla, hukuku, özgürlüğü ile sınırlanamaz. Kendi isteğini azgınlaştıran başka istek ve arzulara, başka haklara hukuklara saygısız davranabiliyor. Bu tutumu mevcut psikolojik veri ve açılımlarla izah etmenin imkânı olmuyor, olamıyor. Bunlar Kur’an’ın ifadesi ile gerçekten sapkın ve saptırıcı olanlardır. Firavun psikolojisi bir yönüyle işte tam da budur. Kendini tartışmasız, hatasız ve en üstün sayma. Kendisi kimseye sorumluluk duymadan her istediğini yapacak ve kimse kendisinin isteği dışına çıkmayacak.
 
 
Bizi insan alanımızda var olma sorumluluğu altında bırakan sınırlara riayet etmemek gerçek sapıklıktır. Riayette kusur edilmeyen her durumda nefis putlaştırılır. Zulüm ve tecavüz normalleşir. İnsan bir kez yoldan çıkmaya görsün, o zaman yalanla hakikat arasında önemli olabilecek, anlamlı olabilecek bir mesafe kalmaz. İşte bugün felsefeden, sanata, sokaklardan global siyasete kadar yaşanan bunalımın temelinde var olan sebeplerden biri de budur. İlkesizlik, ölçüsüzlük, ahlâksızlık siyaseti teslim almıştır. Böyle kanlı, karanlık, kirli siyasetle dünyaya egemen olmak isteyen sahnedeki güçler, tarihte eşi benzeri az görülmüş Firavunluk örnekleri veriyorlar. Duygu yok, acıma, merhamet yok. Hayata, insana, doğaya saygı yok. Bu insanların yanında, içinde saygının bir karşılığı yok. Giderek insan olmanın bir manası yok. Allahsızlık bir güç ele geçirince böyle vicdansız ve böyle dayanılmaz olur, oluyor. Suriye’de böyle bir gücün veya güçlerin çirkin, iğrenç oyunlarını görüyor, yaşıyoruz.
 
 
Şehirlerin tarumar olması, çocuk yaşlı demeden insanların öldürülmesi, bütün bir ülkenin kan ve gözyaşı deryasında çırpınması Firavunlar için bir değer ifade etmiyor. Obama karanlık prenslerin elinde oyuncağa dönüşmüş bir Firavun minyatürü. Putin’in ondan kalır yanı yok. Şeytan onu da Grozni sendromu üzerinden başka yolla ayartıyor. Ekranlarda Halep’in, Bağdat’ın, Musul’un en öldürücü bombalarla yerle bir edildiğini görünce içimiz parçalanıyor. Anne kucağında tatlı rüyalar görmesi gereken çocukları paramparça etmekle hangi amacınızı gerçekleştireceksiniz? Bir gram insan onuru, haysiyeti olan bir güç bunu yapamaz. Bütün bunları insan olarak, insan kalarak yapmak ve anlamak mümkün değildir.
 
 
Onların anlayacağı dilden cevap vermede aciz miyiz? Değiliz. Ama insanlık sınırını geçmeden onların anlayacağı dilden cevap vermenin de neredeyse imkânı kalmadı. Zaten bütün dava o çizgiyi geçip geçmemede. Bütün dava o sudan içip içmemekte. Bize bu zulümleri yapanların vicdanlarında kalmış son insanlık kırıntısına sesleniyoruz: Bizi bu çizgiyi geçmeye mecbur bırakmayın. Bize bu sudan içirmeyin. Bütün zulümlerinizi İslâm ümmetinin yaptıklarınızın benzeriyle mukabele edemeyecek vicdan ve adaletine güvenerek yapıyorsunuz. Mazlum olma pahasına zalim olmuyoruz, olamıyoruz. Ölme pahasına öldürmüyoruz. Evet ama maruz kaldığımız zulümler tahammül sınırlarını çoktan aştı, çoktandır aşıyor. Eğer dayanmanın son sınırında infilak eder de sınırı geçersek var ya…
 
Eğer direnmenin son sınırında o sudan içmeye mecbur kalırsak var ya.
 
İşte o zaman var ya…
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 197
Bu Ay : 19284
Toplam : 28542

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom