Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Ölümüne ve aşk dolu kararlılığımız

ÖLÜMÜNE VE AŞK DOLU KARARLILIĞIMIZ
 
15 Temmuzdan bu yana yaşananlar, Türkiye’nin ne kadar köklü, çevik, çabuk, güçlü, dinamik bir ülke olduğunu göstermiştir. Burada var olmak için sadece akıllı, sadece zengin, sadece güçlü olmanız yetmez. Çok yönlü rüzgârlara maruz kalan iklim özelliği, zeminin kayganlığı, ayakta durmayı bile zorlaştırır bazen. Ancak biz Anadolu’yuz. Bu toprakların çocuğu başkaları için yaşamayı imkânsız kılacak koşulları muazzam başarılara dönüştürme becerisini edinmişlerdir. Maharet bu beceri kabiliyetindedir. Biz durduğumuz zaman düşeceğimizi biliriz. O nedenle “durmak yok yola devam” deriz. Yürümek ve çalışmak bizi dinlendirir. Burada kendimizi sürekli yenilemek, sürekli uyanık olmak, zeminin ve zamanın bilinciyle donanarak, fark ederek yaşamamız gerekir. Daha da önemlisi aşksız, umutsuz, sevdasız, coşkusuz yaşayamazsınız.
 
Herkes bu coğrafyaların sahibi olamaz. Dün bugüne, tarih zamanımıza burada ve burayla bağlanır. Kuzey güneye, Asya Avrupa’ya burada bağlanır. Denizler burada birleşir. Sözler, düşünceler, şarkılar, şiirler burada birbirine karışır. Kültürler, medeniyetler, stratejiler, düşünceler arasındaki akım da akış da burada belirgin olur. Burada olmanın, buralı olmanın ağır sorumluluğu vardır. Yine burada olmak son derece de zevklidir. Hayat coşkuyla sürer. Farklı, başka, çeşitli olan burada muazzam bir uyumla birbirini tamamlar.
 
Buraya ait olmanın, buraya sahip olmanın ağır bedelleri, karşılıkları vardır. Burası anlayışın ebedi kuşatıcılığında cesur kararlılığı pusat gibi takınmaksızın yurt da olmaz yar da olmaz. Bu topraklar kendisini vatan bilenlerin aşkını, gönlünü, sevdasını, heyecanını, gayretini, çalışmasını ister. Bu topraklar kendini vatan kılanların gerektiğinde canını, kanını ister. Biz bu topraklara canımızı, kanımızı, sesimizi, nefesimizi katarak kendimize vatan kılmışızdır. Özümüzün, özgürlüğümüzün, onurumuzun tadına böyle varmışızdır. Var oluşumuzla vatan aşkını, vatan sevgisi ile imanımızı, vatana bağlılığımızla istiklal ve irademizi birleştirmiş, bütünleştirmişizdir. Bunlar iç içe geçmiş değerler, duygulardır. Biri olmaksızın diğerinin anlamı, önemi kalmaz. Biri diğeriyle güzelleşir. Biri diğeriyle zenginleşir, değere dönüşür. 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi ile bu milletin yediden yetmişe candan geçmeyi göze alarak savunduğu vatandı. Yani imandı, insanlık onuruydu, özgürlüktü. O gece ve sonrasındaki demokrasi nöbetlerinde 80 milyon tek yürek olarak tüm dünya zalimlerinin karşısına dikildi.
 
O uğursuz gün, o karanlık gece geçti mi? Tehlike gitti mi? Geçsin ya da geçmesin o gece ile kalplerimizde tutuşan yangın millet hareketini, milli hareketimizi başka cephelere, yarınlara doğru ateşlemekte, itmektedir. Kafir emperyalistlerin işbirlikçileriyle sebep oldukları bu ateşin duyguların direnişi yapay siyasi sınırları aşarak ötelere, gönül coğrafyalarımıza doğru ilerlemektedir. Dün İbrahim Karagül isabetli tespitiyle direnişin Cerablus’a dayandığını söylemişti. Öyledir. Yarın Menbiç’e, El Bab’a, Mare’ye uzanacak. Şimdiye kadar savunma hattında kalındı. Çeşitli sebeplerle savunma hattında kalış, iç meselelerle uğraşmak zorunda kalışımız yüzündendi. İhanet şebekelerinin omurgasının kırıldığı, hareket yeteneklerinin kalmadığı bu aşamadan sonra, hemen vakit kaybetmeksizin yönelmemiz gereken asıl mevzilere yöneldik. Şimdiye kadar bu cephe hatlarını tutmayı başardık. Şimdi bilfiil orada olduğumuz durumda artık kimse bize rağmen oyun kuramayacaktır.
 
Allah’ın izniyle kilitli kapıları kırarak bir çıkış başlattık. Önemli olan kendine güven ve cesaretini yenilemiş bir millet olarak, asli coğrafyalarımıza tekrar dönmemizdir. Eski durağanlıktan, emperyalistlerin ruhumuza yerleştirmek istedikleri korkulardan hareketle çekingen davrananlar olabilir. Bütün bu davranışlar yanlıştır. Olanlar olmaması gerekenler değildir. Tersine olması gerekenler oluyor, olması gerekenleri yapıyoruz. Geç bile kaldık. Bizim etkin olarak var olmadığımız veya olamadığımız durumlarda ABD, Rusya, İran medeniyet coğrafyamızda oyun kurmaya çalıştılar. Buna rağmen olmadı, yapamadılar. En olumsuz durumda bile felaket planlarını boşa çıkardık. Bizi aşamadılar, geçemediler. Yeni haritalar yapmak isteyenlerin hayallerini boşa çıkardık, umutlarını kırdık. Şimdi 15 Temmuzdan çok daha güçlü ve kararlı olarak, tüm hatlarımızla sahaya indik.
 
Oyunun rengi, yönü, biçimi değişmek zorundadır. Suriye’de onların değil bizim dediğimiz olacaktır. Evet, aynen böyle. ABD’nin düne kadar bizimle bu konuyu müzakere etme imkânı vardı. Ama her defasında biraz da içeride birlikte iş tuttukları hainleri, istedikleri zaman harekete geçirecek olmalarına güvenmeleri sebebiyle, her defasında bizi oyaladılar. Esad’a karşı ikircikli politikalar izlediler. Yanılttılar. DAEŞ’i icad ettiler, hedef şaşırttılar, hedef gizlediler. Bir terör örgütü ile ittifak kurdular. Müşterek operasyonlar yaptılar. Şeytansı planlarına göre 15 Temmuz’da Türkiye zaten haritadan silinecekti. O durumda ısrarla Fırat’ın batısına geçmesini istemediğimiz PYD çapulcuları bizden daha önemli olacaktı öyle mi? Belki önceden yaptıkları o darbe ve işgal planları sebebiyle bize karşı böyle ikiyüzlü, kirli, bulanık siyaset izlediler. Dost gibi değil tam manasıyla düşman gibi davrandılar.
 
Bu saatten sonra ABD bizim düşmanımızdır. Ama siyasette ebedi dostluk ve düşmanlık olamayacağı için bir nebze olsun yanlışlarını düzelme şansı vardır. Kendisine karşı düşmanca girişimi suçüstü yakalayan Türkiye, ona bu şansı veriyor, verecektir. Pensilvanya’da koruduğu Gülen’i derhal iade edecek, PYD’yi ve DAEŞ’i desteklemekten vazgeçecektir. ABD’nin başka çaresi de çıkarı da kalmamıştır. Çapulcu bir terör örgütünü desteklemekle kazanacakları yanında Türkiye’nin düşmanlığını kazanmanın ne götüreceği arasındaki uçurumu görecek kadar akli yetenekleri var olmalıdır. Bütün bunlar sonrasında zararlı çıkacağını bile bile bunu yapacaktır. Daha fazla zarara girmektense az bir zarar onun için diplomatik kazanım olacaktır. ABD bundan böyle sadece bu coğrafyalarda değil, dünyanın bütün coğrafyalarında ne kazanacağını değil daha az nasıl kaybedeceğini hesap ederek var olmaya çalışacaktır. Çünkü ABD için kazanç dönemi bitmiştir.
 
Şu an görülene bakılırsa işler Suriye’de yavaş yavaş yoluna girmeye başlamıştır. PYD, ABD tarafından terk edilmenin ilk şokunu yaşamaya başladı. Arkadan bıçaklandıklarını söylüyorlar. Hayır, arkadan bıçaklanmadınız. Sadece, ancak sizin gibi kişiliksiz alçakların yapacağı bir hainlikle Esad’ın emir komutasına girerek yüzyıllardır birlikte yaşadığınız Türk ve Arap kardeşlerinizi içeriden bıçakladınız. ABD sizi ne yalanlarla kandırdıysa bu kez onun emrine girerek DAEŞ’le birlikte kendinizden olmayan Kürt kardeşlerinize bile zulümler ettiniz. Psikolojik temellerini anlamakta zorlanıyor olsak da ihanet hiçbir yerde sınır tanımıyor. İhanet ettiniz. İşte kullandıktan sonra pek de bir halta yaramadığınızı anlamış olacak ki ABD de sizi terk ediyor.
 
Şimdi yine kaldınız mı Türkiye ile baş başa? Söyleyin bakalım, insanları katletmeniz, bombalayıp evlerinden yurtlarından sürmeniz, işgal ettiğiniz topraklar, talan ettiğiniz namus ve onur yaptığınız zulümler sonrasında sizi nasıl mükâfatlandıralım? İhanetiniz, hainliğiniz, ABD tarafından ödüllendirildi. İhanetle kazandığınızı sandınız. Aslında ve gerçek anlamda bir kazanımınız olmadığı için gerçek bir kayıp da yaşayamayacaksınız. Çalınmış malın kaybı olmaz. Kendinize ait olmayan bir değerin yitirilmesi olmaz. İşte şimdi baş başayız, söyleyin size nasıl muamele edelim? Sonuç itibariyle ABD bu azgın şımarıklarla iş tutamayacağını, bu sebeple Türkiye’nin düşmanlığını kazanmanın akıllıca bir iş olmayacağını anlamış olmalı. Benzer duygularla Rusya da Türkiye’ye karşı olumlu davranış içine girmiştir.
 
Bütün bunların yanında Türkiye’nin düşünülenin ötesinde canlı, diri, dinamik bir ülke olduğu anlaşılmıştır. Dünyanın hiçbir yerinde 15 Temmuz’daki gibi kanlı işgal ve darbe girişimi sonrasında halk 10 milyar dolarını kendi parasına döndürmüş değildir. Bu ortamda bile Merkez bankası döviz rezervleri artmaya devam etti. Yatırımlar durmadı. Önce Gaziantep’te düğün’e sonra Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna, ardından Cizre’de Polis Kontrol noktasına terör saldırıları oldu. 60’tan fazla şehit var. Yaralılar daha fazla. Buna rağmen büyüme devam ediyor. İşsizlik azalıyor. Faizler düşüyor. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en büyük yatırım projelerinden biri olan Yavuz Sultan Selim Köprüsünün açılışı yapılıyor. Özellikle yakın ve gönül coğrafyamızda liderler açılışta bulunuyor. Gerçekten Türkiye’nin hamle ve yatırım gücünü gösteren bu muhteşem eseri gıptayla izliyorlar. Aslında Türkiye’nin kıtalar, denizler, iklimler arasında köprüler kuran gücünü, stratejik önemini izliyorlar. 2023 hedefine kilitlenen Türkiye’nin ölümüne ve aşk dolu kararlılığını izliyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye durdurulamaz. Yürüyüşümüz engellenemez. Türkiye denizlerin altını, üstünü, dağları delip geçiyor. Ama asıl korku salarak paramparça ettiği düşmanın yüreğini delip geçiyor.      
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 3
Bugün : 909
Bu Ay : 5891
Toplam : 5891

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom