Şevket Başıbüyük

Şevket Başıbüyük

sbasibuyuk@hotmail.com

DAYI/Hikaye

DAYI/Hikaye

 

Sabahın erken saatlerinde fabrikanın önünde uzayıp giden kuyrukta Osman da yerini aldı.   Kuyrukta bekleyenlerin hepsi ihtiyaç sahibi olmalıydı ama Osman, herkesten daha çok işe muhtaçtı.. Çünkü Osman, ailenin on birinci çocuğu olup, evin geçimini sağlamakla yükümlü tek kişiydi. Babasının vefatından sonra şehre yerleşmiş ancak o gün bu gündür bir iş sahibi olamamıştı. Ama bu  kez mutlaka işe girecekti. İşe girecek ve  hiç kimse, “sen salak olduğun için sana iş vermiyorlar,” diyemeyecekti. İşe girecek ve hiç kimse, “sen işsiz olduğun için sana kız vermiyorlar.” diyemeyecekti. İşe girecek ve hiç kimse “sen hasta kardeşlerine bakamıyorsun” diyemeyecekti.

Osman’ın bütün uyanıklığı üzerindeydi bugün. Çünkü onu buraya gönderen kişi, öyle söylemişti. “ Seni oraya gönderiyorum ama, çok uyanık olman gerekir.. Kuyrukta beklerken, öyle boynunu büküp önüne bakmayacaksın. Yırtık olacaksın, yırtık! Etrafına bakarken, cin gibi olacaksın. Kim ne diyor, kim ne yapıyor?  Hepsini bileceksin.” Gerçekten de o gün cin gibi idi Osman.  Kuyrukta bekleyen yüzlerce insanın içinde ilk bakışta Osman göze çarpıyordu. Çelimsiz bedeninin  üzerinde öne doğru uzanmış boynu,  gövdesiyle bağdaşmayan küçük kafası, rengi solmuş pantolonunun kısa paçaları ve o yerinde duramayışı ile cin gibi olmasa da cin çarpmış gibiydi, Osman.

İşe başvuru formunu almak için sırada bekleyenler kendi aralarında konuşuyorlardı.              Osman konuşanlardan yana kulak kabarttı:

  • Kuyruğu gördün mü, taa nereye dayanmış?
  • Kaç kişi işe alınıyormuş?
  • Otuz mu? Otuz kişi için mi bu kadar kuyruk?
  • Neden olmasın insanlar aç!..
  • Bu sefer de işe giremezsem nişanım bozulacak!

Osman, damdan düşer gibi:  “Benim de!” dedi. Kendi aralarında konuşanlardan biri Osman’ı tepeden tırnağa bir süzdükten sonra:

  • Sen de mi nişanlısın?
  • Değilim ama, iş bulursam...

Ön taraflardan biri başını uzatarak:

  • I-ıh!.. Sen mi?!

Başka biri:

  • Kim seni şey etsin?
  • Nişanlanma  daha iyi, biz olduk da ne anladık? 
  •  Hah ha ha ha..

Az ötede bir grup, başka bir mevzu konuşuyordu:

  • Bütün bunlar formalite!..
  • Bu zamanda dayın olacak dayın.
  • Dayısı olana iş verirler..

Osman heyecanla:

  • Ya amcası olana?

Başka biri.

  • Hastir lan oradan, dalga mı geçiyorsun bizimle!..

Oysa Osman kimseyle dalga geçmiyordu/dalga geçecek kadar muzip biri hiç değildi. Osman espriyi anlamamıştı:

  • Doğru mu? dedi.

      -      Doğru, dedi bir başkası

Bu kez üzülmüştü Osman. Çünkü gerçekten dayısı yoktu onun. Osman:

  • Sahi dayısı olmayan ne yapacak?
  • Dayısı olmayanlar da kendilerine bir “dayı” bulacaklar.
  • Bir dayı mı bulacaklar?
  • Evet.
  • Eyvah ben n’apacam şimdi? Yani dayısı olmayana hiç mi iş vermezler?
  • Vermezler.
  • O halde ben önce kendime bir dayı bulmalıyım, diyerek sıradan ayrıldı.

Sıradakiler güldüler. Ama Osman çok ciddi idi. Arkasına bakmadan yürümeye devam etti. Başka biri Osman’ın o haline acımış olacak ki, arkasından koşarak kolundan tuttu.

  • Kardeş? Kardeş bi saniye bi sani, bi saniye be?! Nereye gidiyorsun?
  • Dayı bulmaya
  • Dayı bulmaya mı?
  • Arkadaşlar öyle söyledi; “dayısı olmayana iş vermiyorlarmış”
  • Tamam anladık da sen neden sıradan çıkıp gidiyorsun?
  • Dayı bulmak için.
  • Dayı bulmak için mi?
  • Evet,(ağlamaklı bir ses tonu ile)  benim dayım yok da..
  • Sanki benimkisi var mı?
  • Senin de mi dayın yok, /ay canım benim.
  • Yok vallah!. Hem sırada bekleyen kaç kişinin dayısı var ki?  Bari formunu aldıktan sonra çık git, hem önce iş formu alman gerekiyor.  

Sıradakiler kendi aralarında fiskos seslerle:

  • Adam salak mı?
  • Galiba..
  • Baksana, “Dayım yok, dayı bulmaya gideceğim” diyor, kim  “dayı” kaybetmişse...

Saatler süren  sabırlı bir bekleyişten sonra iş formu alma sırası Osman’a gelir. Form veren görevli memurların  kendi aralarında konuşmaları Osman’ın dikkatinden kaçmaz:

  • Yahu bu kadar müracaat fazla değil mi?
  • Fazla tabi  ama, dayısı olan işe alınır.

Osman’a formu uzatan görevli:

-  Dayın varsa formu doldur, yoksa boşuna uğraşma.

Kapıdaki, görevli,  Osman’ı yanına çağırarak nasihat eder:

  • Bak evlat, kılık kıyafetine bakınca ihtiyaç sahibi birisi olduğun anlaşılıyor.
  • Öyle emmi.
  • Ben de tahmin ettiğim için seni çağırdım; sana bir şey söyleyeyim mi?
  • Söyle emmi.
  • Bakma sen  form verdiklerine, bunlar formalite, asıl işe girmek istiyorsan “dayın” olacak, dayın var mı?
  • Yok emmi.
  • Yoksa olmaz.
  • E n’apacam o zaman?
  • Bir dayı bulmalısın.
  • Benim yok ama, anamın bir dayısı var, olur mu?
  • Güçlü ise olur.
  • Güçlü idi ama şimdi ihtiyar.
  • İhtiyar  olması önemli değil, yeter ki, güçlü olsun.
  • Vallah gençliğinde çok güçlü imiş...

 

 

 

 

  • O zaman hemen git, dayını bul. “Bu iş dayısız olmaz ancak, benim söylediğimi hiç  kimseye söyleme çünkü emir büyük yerden biter!”

Osman dışarı çıktıktan sonra, iki genç koşarak Osman’a yetişir:

-  Heeey birader! Mazlum gibi görünüyorsun ama, duyduğumuza göre hiç de öyle değilmişsin. Söyle bakalım; demin bekçiye dayının olduğundan bahsediyordun, nerede o dayın?

Osman kekeleyerek:

  • Benim dayım yok..
  • Haydi be, kapıdan çıkarken bekçiye güçlü bir dayının olduğunu söylemedin mi?
  • Söyledim.
  • O halde neden şimdi yok dersin?
  • Ama o dayı benim dayı değil?
  •  Ya kimin?
  • Anamın...
  • Anandan başlatma şimdi.... Tövbe tövbe!.. Şimdi kulağını dört aç bizi dinle.
  • Dinliyorum.
  • O dayına bizim de ismimizi vereceksin tamam mı?
  • Tamam, der titreyerek. Allah Allah!.. Bu memlekette ne kadar dayısız insan varmış.. Ben de sanırdım bi tek benim dayım yok.

Osman, nefesini annesinin yanında alır. “Ana” der:

-  Ana, ana ben ne şansız insanmışım ana.

  • O niye ki oğul?
  • Bugün işe müracaat ettim de.
  • Hee etmişsin,  hayırlısı olur inşallah?
  • Hayır olur ana, hayır olur inşallah ama, “Dayın olmazsa olmaz “ dediler.
  • Yani işe almayacaklar mı?
  • Alacaklar ama, dayını bulmam gerekiyor.
  • Kimin dayısını? Benimkini mi?
  • Evet ana, başka çare yok, onu da bekçi söyledi. Ana, dayın güçlü mü?
  • Benim dayım mı? Oğul benim dayı yaşlı, hem güçlü olmasını ne yapacaksın?
  • Ana sen hiç bilmiyorsun, öyle istediler işte..

Kadın başını sallayarak; “Bi şey anladımsa kör olayım”

Osman, o gün annesini de alarak köye gider. Köyde yataklık hasta olan annesinin yaşlı dayısını bulurlar.   Adam önce “yok-mok” der ama, sonra “Madem ki ben gitmeden yeğenimin işi olmayacakmış, o halde hasta da olsam gelirim” diyerek kalkar gelirler.

O gün köyde hep aynı mevzuu konuşulur:

  • Yahu duydunuz mu Hamza’nın Murtaza’sını, yeğeninin oğlunu işe almak için  şehre çağırtmışlar.
  • Hem de Murtaza gelmeden iş vermeyiz, demişler
  • Murtaza!.. Şu bizim Murtaza?
  • Evet, Hamza’nın Murtaza’sı..
  • Yahu Murtaza o kadar mı söz sahibi?
  • Söz sahibi ya, olmasa ta şehirdeki herifler Murtaza’yı isterler mi?

   Soranlara; “Müdür Bey bizi çağırdı.” diyerek, Osman önde yaşlı adam arkada, doğruca müdürün odasına girerler. Büyük yerlerden (dayılardan)  gelen telefonlara cevap yetiştiremeyen müdür, karışışında yaşlı çınar gibi bir adamla, başı, cılız  gövdesine sonradan

 

monte edilmiş gibi çelimsiz bir genci görünce afallar. Cılız (Osman) genç, müdürün konuşmasına fırsat vermeden:

-Getirdim müdür bey,

Müdür, randevusuz-habersiz gelen bu garip insanlara ne diyeceğini bilmediği için yerinde donup kalır. Ama o cılız genç, arkasında duran o devasa adamı göstererek konuşmaya devam eder:

-   Getirdim müdür bey, getirdim, diyerek sevinç çığlıkları atar.

  • Kim, kimi getirdin?
  • Anamın dayısını.
  • Ananın dayısını mı?
  • Şey, yani dayımı getirdim.

Siyah paltosuyla bir insan azmanı görüntüsünü veren yaşlı adam:

         -Selamün aleyküm müdür beg.

  • Aleykümselam.
  • Ben geldim.
  • H-ah! Sen mi?
  • Ev-vet müdür beg.
  • İ..İii..İyi de sen kimsin?
  • Ben dayı.
  • Dayı mı?! Kimin dayısı, ne dayısı?
  • Osman’ın...

Osman, teyit edercesine:

  • Evet, o benim dayım.

Müdürün kafası karışır:

  • Anlamadım. Gerçekten anlamadım, ne diyorsunuz, neye geldiniz, kim sizi gönderdi?

         Osman, bekçinin kendisine söylediği sözlerini hatırladı. “Bu iş dayısız olmaz ancak, benim söylediğimi hiç  kimseye söyleme çünkü emir büyük yerden biter!”

  • Söylemem, dedi Osman.
  • Neden?
  • Çünkü emir yerden büyük yerden biter!
  • Emir büyük yerden mi?
  • Evet, büyük yerden!

Müdür, toparlanır oturduğu koltuktan. Başta hesaba almadığı bu insanlara karşı biraz daha derli toplu oturur. Tedirgin bir ses tonuyla:

  • Dayı, dayı mı dediniz?

Dev cüsseli yaşlı adam kendinden emin ve bozuk bir Türkçe’yle , “evet” yerine “avat” diyerek söze başlar:

  • Avat bildın, ben dayıyım, beni buyurmuşsun müdür beg, geldim işte!
  • Be..be..ben mi? Ben mi istemişim gelmeni.
  • Avat!
  • Bir yanlışlık olmasın, benim istediğimden emin misin?
  • Avat!
  • Allah Allah!

Müdür Bey, sakinleşmeye çalışır. Hayalet görmediğine emindir artık. İyi de bu tedavülden düşmüş adamları kim bıraktı odasına. Neyse ki, buna da şükür, gelenlerin yerinde Azrail olsaydı? Allah geçinden versin olmaz mı sanki? Yahu Azrail olmadığı ne malum? Emin olmak için tekrar sorar:

  • Anlamadım.
  • Anlamayacak ne var müdür beg, sen çağırdın ben geldim.

Müdürün içini bir korku kaplar... “Bak sen!..Sen çağırdın ben geldim.” diyor, ben ne zaman çağırdım ki? Ne derlerdi büyüklerimiz (Allah muhafaza); “Azrail geldiği zaman; sen çağırdın ben geldim,” dermiş!..  Ama yok ya, ne Azrail’i? Ben de kendi kendimi korkutuyorum.. Azrail asla olamaz çünkü Azrail gelirse tek başına gelirmiş. Oysa ki, bunlar iki kişi. Biri insan azmanı, diğeri tam zıddı..  Peki şey olamaz mı? Neydi o?! “Hızır” Hah Hızır!.. Hani büyüklerimiz söylerdi ya? Hızır, bazen değişik kıyafetlerde tezahür ederek insanı denetlermiş. Kendisine iyi davranan insanları ödüllendirirmiş, iyi davranmayanların başına da değişik felaketler getirirmiş. Yahu bunlar beni denetlemeye gelmiş olmayalar?! Hani olur ya.. Öyle ise iyi davranmalıyım...

         -Pa..pa pardon, söylemeyi unuttum, oturur musunuz?

         -Yok, dedi dayı, tok bir sesle. Müdür bey daha da kuşkulandı.

  • Aman efendim ne münasebet,  öyle ise emrini söyle.
  • Söyleyeyim bari
  • Söyle tabi...

Osman’ı göstererek;

  • Bu yegenimi görüyor musun?
  • Görüyorum tabi.. Müdür, kendi kendine; “Hızır bu, bak, denetleme amaçlı sorular sordu bile..”
  • Ha! Öyle ise iyi dinle.
  • Dinliyorum tabi.. Kesin Hızır bu, artık ne dese yok demem
  • Bu genci işe alacaksın!
  • Hay hay efendim, başka bir emriniz.
  • O kadar!
  • O kadar efendim.

Osman,  cılız bedeniyle o devasa adamın koluna girip kapıdan dışarı çıkarken müdür, hâlâ yaşadıklarının şokunu atlatamamıştı. Gördükleri doğru muydu?  Ben,  şimdi Hızır mı gördüm yani? Hay mübarek ne kadar da haşmetliymiş/söyledikleri kadar da varmış bu “Hızır” dedikleri Vay mübarek vay! Demek beni denetlemeye geldi.Kaçar mı benden?  Allah korusun, ya “yok” deseydim, iflah olamazdım. ..Bir ara kendi kendine sayıklar gibi konuştuktan sonra tekrar daldı gitti... Sahi doğu muydu bütün bu gördüklerim? Rüya olmadığına göre.. I-ııh... Hasta olmadığım ne malum. Sonra cin olmadıkları ne malum?  Büyüklerimizin anlattıklarına göre, cinler de  bazen çok cılız, bazen de çok iri olarak insanlara görünüyorlarmış. Tam emin olmak için, şakaklarını ovuşturup durdu. Sonra meseleyi çözüme bağlar gibi birden sarıldı telefonun ahizesine:

-Alo güvenlik mi?..Başı ile gövdesi birbirine uymayan cılız bir genç ile çınar gibi büyük veya ininden kaçmış hortlağa benzeyen birileri  nizamiyeden fabrikaya girdi mi?  Kim gönderdi onları? Ben mi? Ben mi gelmesini söyledim?!  O genci işe mi aldınız? Kim? Ben mi söyledim?!  Alooo!..Çabuk bana doktor yetiştirin!.. Evet evet ben.. Ben, ben, ben galiba şey oluyorum..

         Bir hafta sonra Osman işbaşı yapmıştı. Fabrikada en iyi işi Osman’a vermişlerdi. Osman, olup bitenlerden habersizdi ancak, herkes  aynı şeyi söylüyordu ağız birliği yapmışçasına:

  • Aman ha ona kimse karışmasın!
  • Ona karışan çarpılırmış!
  • Onu,  Hızır getirip, işe aldırmış
  • Hem belli olmuyor mu, baksana kafası insan kafasına benziyor mu?
  • “Hızır” ın çocuğu mu?! 
  • He ya “Hızır” getirmiş diyorlar
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 141
Bu Ay : 1396
Toplam : 1396

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom