Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

ÖLÜMLER YAŞAMIN ANITINI DİKMELİDİR!

ÖLÜMLER YAŞAMIN ANITINI DİKMELİDİR!

 

 

2023 ve daha ötesi hedefleri gerçekleştirmek için açılım programını başarmak zorundayız. Aynı şekilde bizi hedeflerimizden saptırmak isteyenler de ne yapıp edip açılımı başarısızlığa uğratmak istiyorlar, isteyeceklerdir.

 

Başarmak zorundayız.

Kardeşliği, barışı, huzuru, kalkınmayı başarmak zorundayız. Sadece maddi değerler değil aşk, sevgi, irfan, kültür ve medeniyet üretmek zorundayız. Akıl, duygu, bilgi, sanat, siyaset üretmek zorundayız. Kısacası canlı bir hayat üretmek zorundayız. Sahip olduğumuz inanç, üzerinde yaşadığımız coğrafya bizi buna mecbur ediyor.

 

Kocaman bir yürek, kocaman bir vicdan üretmek zorundayız. İşte o vicdan, o yürek konuşmaya, haykırmaya başladı. Diyarbakır’da anaların zulme ve zorbalığa, gayrimeşruluğa, eşkıyalığa başkaldıran vicdanı bütün bir Türkiye’nin vicdanıdır. Onları saygıyla, hürmetle selâmlıyorum. Bu vicdanın, bu canın, bu canlılığın anıtını dikmek durumundayız.

 

Başaracağız.

Dini ve tarihsel mecburiyetimiz, varoluş mecburiyetimiz başarmamızı zorunlu kılıyor. Başarmak bir varoluşsal mecburiyete dönüşüyor. Çünkü son aşamada başarmak durumunda olduğumuz, modern emperyalizme karşı direniştir. Var olma- yok olma hattında süren direniş, bir savaşın en zor aşamasında devam etmektedir. Bu savaş, klasik anlamda konvansiyonel imkânlarla mücehhez bir düşmana karşı verilmiyor. Bu savaş, tarihte pek çok benzerlerini gördüğümüz sıcak vuruşma cinsinden değil. Düşman, ulusal değerlere sahip olmak isteyen mütecaviz bir saldırgan da değil. Her şeye rağmen o düşmanlara saygı duymamak elde değil. Düşman olmak mert, yiğit, açık olmamak değildir. Bu düşman açık değil; dürüst değil: sinsi, gizli, hain ve korkak. Korkak olduğu için ihaneti araç ve silah olarak kullanıyor. Korkak olduğu için gözükmüyor,  gizleniyor. Karargâhını çok uzaklarda, kıtalar, okyanuslar ötesinde en gizli en karanlık odalarda kuruyor. Kendisi savaşmıyor. Beni benle vurmaya çalışıyor. Aldatıyor, kandırıyor, satın alıyor. İşini hainlere, münafıklara, parayla, ayrıcalıklarla ayarttığı uşaklarına ihale ediyor. Ah! düşmanın bile mert olanına hasret kaldık! Şimdi tarihin yaprakları arasında kalan o eski saldırganların hiç olmazsa anlaşılabilir bir ahlâkı, bir ilkesi, bir tarzı, bir hukuku vardı. Şimdiki düşman aslında sadece bize, bizlere değil bütün bir insanlığa, bütün bir varlığa karşı tertiplenmiş durumdadır. Düşman küresel bir hâkimiyet sağlamak isteyen bir şeytani çetedir. Evet, bu savaş hak ile haksızlık, vicdan ile vicdansızlık, inanç ile küfür, zorbalarla mazlumlar, insanlarla soytarılar arasında olmaktadır. Bu zorba şeytanlar, sadece ülkeleri işgal etmek yönetimlerini devirmek istemiyor. Servetlerimizi yağma ederken bizi köleleştiriyorlar. Aklımızı, zihnimizi, ruhumuzu uyutuyorlar. Benliğimizi köreltiyorlar. Bankalar bunların saldırma mevzileridir. Para en büyük silahlarıdır. Bu şebeke küresel sermaye gücünü elinde tutmak istemektedir. Savaşlar çıkarmak, ülkeleri siyasi nüfuzlarının dengesi ve denklemi içinde etkisizleştirmek, bunların amacıdır.

 

Düşman bölücü, parçalayıcıdır. Aklımızı, kalbimizi, düşüncemizi bölüyor. İnancımızı, ülkümüzü, algımızı, amacımızı bölüyor. Bölünmüş kalplerin, bölünmüş akılların insanı olarak birbirimizi yok etmeye yöneliyoruz. Bizi iten, bizi kışkırtan güç işte bu şeytani şebeke. Bunlar bazen piyasa spekülasyonlarıyla bazen faiz lobisi ile karşımıza çıkıyor, yolumuzu kesiyorlar. Şu anda Türkiye’de çıkarılmak istenen huzursuzluğun sebebi, gittikçe çıkarlarının tehlikeye düşmesidir.

 

Biz açılım sürecini hangi sebeplerle başarmak zorundaysak tersten aynı sebeplerle onlar da bizi engellemek zorundalar. Bizi engellemeye yeminliler. Kendilerini buna mecbur hissediyorlar. Başarmaları için bizim sahneden, cepheden çekilmemiz lâzım. Olmadı, diz çökmemiz, sinmemiz, itaat etmemiz lazım. Aktif, iddialı olmamamız lazım. Kendi yolumuzu kendimiz çizmememiz, kaderimize sahip çıkmamamız lazım. Önümüze bir ufuk, bir hedef koymamamız; bugünümüzü, yarınımızı; geçmişimizi, geleceğimizi, çocuklarımızı dert etmememiz lazım. Özetle kendimiz olarak var olmamamız lazım. Varlığımız beyleri, beyefendileri rahatsız ediyor. Kendimizi her ortaya koyduğumuzda onların varlık alanı daralıyor. Darlığı dışlarında ve içlerinde hissediyorlar. Varlığımız onların içinde bir yok oluş cehennemini alevlendiriyor. Biz var olduğumuz sürece onlar yok oluyorlar. Öyleyse kendilerini var kılmak için bizi yok etmeliler. Bunun için çalışıyorlar. Bu amaçlarına hizmet eden yeli işbirlikçiler de bulmuyor değiller maalesef. Bizi yok etmeksizin en azından zayıflatmaksızın paralarımıza el koyamayacaklar, servetlerimizi yağmalayamayacaklar. O nedenle hazinesi dolu, enflasyonu yenmiş, hızla gelişmeye devam eden bir Türkiye bir de açılımı gerçekleştirirse neler yapmaz? Bu Türkiye o zaman nasıl durdurulur? Ne yapıp edilip Türkiye engellenmelidir. Türkiye barışmamalı, kavgalı olmalıdır. “İç düşman” tekrar siyasi, ideolojik retoriğe, jargona dönüşmelidir. Bu topraklarda dostluk değil düşmanlık olmalıdır. Düşmanlık bütün hıncı, öfkesi, kini ile kalbimizi, ruhumuzu zehirlemelidir. Kaygılar, korkular, kuşkular kemirmelidir kalbimizi. Türk insanı, Türkiye insanı adeta delirmiş bir cinayetler romanından fırlayıp çıkmış gibi esrik, cinnet halinde yaşamalıdır. Ölü gibi, çarpılmış gibi yaşamalıyız. Onlara göre biz gülmemeliyiz, ağlamalıyız. Yıllar boyu anamız ağladı, yine ağlamalıyız. Bu insanlar yanmalı ve yakmalıdır. Bu insanların hayatı zehir olmalıdır.

 

Sağduyu bu şeytanlığa, bu zalimliğe hayır diyor. İnadına demokrasi, inadına hukuk ve kardeşlik, inadına özgürlük. İnadına dostluk ve birlikte yaşama sevinci. Onları sevindirmek için ölmeyeceğiz artık. Şimdiye kadar bize ucuz hayatların kahramanları olarak baktılar; basit, bayağı ölümlerin insanı olmayacağız. Bütün yaşamlar ölümlerin anıtını dikmek içindi. Artık bütün ölümler yaşamın anıtını dikmelidir. Sırf siz sevinin diye yüreklerimizi dağlamayacağız. Sırf siz sevinin diye kan, gözyaşı akmayacak artık. Çıldırın, geberin öfkenizle. Sizleri üzmeye, insanımızı sevindirmeye devam edeceğiz. Halkımızla, ülkemizle, analarımızla, kızlarımızla, gençlerimizle daha aydınlık, daha mutlu bir Türkiye için birleşecek, bütünleşeceğiz. Kardeşliğin, dayanışmanın gücünü, bereketini ortaya koyacağız ve size teslim olmayacağız. Bu teslimiyetle kendisi için bir ikbal arayanlar olabilir. Bunlar bölgenin sorunlarına hissiz, ilgisiz de kalmış olabilirler. Bu tutumun sahipleri sivil örgütlerin veya bir partinin başında da olabilirler.

 

Sorunların acısı, ağırlığı zerre kadar kalplerinde yer etmemiş de olabilir. Abarttığımızı sananlara bir televizyon programında gazetecinin 17 maddelik çözüm önerilerinden ilk üçünü saymasını istediği Kılıçdaroğlu, ıkınıyor sıkınıyor bir madde bile aklına gelmiyor. Sıkılmadan ve pişkinlikle “Şimdi aklıma gelmiyor, unuttum” diyor. Şu kepazeliğe bakınız. Bu kişi öğretmeni karşısında ezberini unutan bir ilkokul çocuğu değil. Sözüm ona Türkiye’nin ana muhalefet partisinin lideri. Başbakan “Genel müdür” derken iltifat bile ediyor. Ülkenin en acil, en ağır konusu karşısında kem küm edip “unuttum” diyebilen bir kişi ancak karikatür konusu olur. Bu duyarsızlığın, ilgisizliğin ve bilgisizliğin en sinir bozucu örneğidir. Kim bilir kaçıncı kez böyle bir başkana sahip bir muhalefet partisinin olduğu ülkede yaşıyor oluşumdan utanç duyuyorum. Şimdi bir tek kelimelik çözümleri olmadığı anlaşılan örgütün bu zevatı veya zerzevatı, kalkıp hükümeti eleştirecek. Kalkıp Diyarbakır annelerinin özgür vicdanı ile yayılan canlı algıyı sindirmeye çalışacaklar. Kalkıp o sözünü ettiğimiz şeytanların kışkırtmasıyla oluşan olayları hedefine taşımak için beyanatlar verecekler. Meğer dost olmamız, kardeş olmamız ne adar kötüymüş. Meğer bunlar memleketi, milleti ne çok seviyorlarmış. Sevdikleri için kanın, gözyaşının oluk oluk akmasından yanaymışlar. Yazıklar olsun size. Aklınızı başınıza alın ve düşmanı sevindirmeyin!.. Bu aziz millet yeri geldiğinde ölmesini de bilir. Bayrağımıza özgür ruhumuzun rengini veren şehitlerimiz bunun kanıtıdır. Ancak aziz şehitlerimizin ruhunu muazzep edecek bir ölümle ölerek sizleri sevindirmeyeceğiz. Kanımız düşmanları ve sizleri sevindirecek kadar lüzumsuz değil. Ama sizler kan akmasını isteyecek, bundan bir medet ve menfaat umacak kadar basitsiniz, bayağısınız.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 230
Bu Ay : 16310
Toplam : 25568

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom