Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

SOMA KAZASI, SABOTAJ MI?

SOMA KAZASI, SABOTAJ MI?

 

Aziz Milletimizin başı sağ olsun.

Kayseri’de Uluslararası Öğrencilere dönük bir programa davetliydim. İki gün oradaydık. Erciyes’te biraz üşüttüm. Ankara’ya döner dönmez dinlenme imkânı bulamadan hemen benzer bir program için Eskişehir’e hareket ettim. Üç günümü de Eskişehirli dostlarıma verdim. Döndüğümde tam manasıyla şifayı kapmıştım. Bu arada Meclis’te yapmam gereken işleri de aksatamazdım. Sonuç itibariyle arayı biraz açtık.

 

İzlenimlerimi, belki bir ara, bir vesile ile paylaşabilirim. Ancak şimdi meselemiz başka. Şimdi hüzün içindeyiz. Üzüntümüz derin. Millet olarak başımız sağ olsun. Soma maden ocağında vefat eden tüm kardeşlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine, geride bıraktıkları çoluk, çocuk, dost ve akrabalarına sabr-ı celîl niyaz ediyorum. Allah bir daha bize böyle acılar yaşatmasın.

 

Bu olanlardan dersler, sonuçlar çıkarmamız gerekir. Gördüğüm kadarıyla bu yönde kimi duyarlıklar, alışkanlıklar, daha da önemlisi bir bilinç ediniyoruz. Edindiğimiz bilgi, bilinç ve deneyim, uygulamaya geçiyor, geçiriliyor. Tabii her şey bir anda ve tam manasıyla olmuyor. Bu doğru. Gönül ister ki bu tür kazalar olmasın. Gönül, hayatın hiçbir alanında hiçbir olumsuzluğun olmasını istemez. Ama oluyor işte. Şimdi burada anlamsız bir spekülasyona girmeye gerek yok.

 

Bizim Malatya’da “Olanla ölene çare yok” derler. Oldu işte. Biz bundan sonra en doğrusunu yapmaya çalışacağız, çalışmalıyız. Sadece maden ocaklarında değil, potansiyel kaza riski olan her alanda daha dikkatli olmamız gerekir. Maden alanlarında, ulaşımda ve ulaşım projeleri çalışmalarında, her türlü inşaat işlerinde, şehir planlamalarında, sağlıkta, kimya sanayinde, çevre korumada, enerji başta olmak üzere her türlü üretim ve nakil işlerinde çok dikkatli olmamız gerekiyor. Gerekirse AB müktesebatlarını da aşarak daha ileri standartlara ulaşmamız gerekiyor.

 

Bizim için hiçbir üretim, hiçbir kazanım bir tek canın bile yitirilmesinden daha önemli olamaz. Ölen öldüğüyle kalmıyor. Arkasında doldurulması imkânsız boşluklar, hasretler, hayaller, yoksunluklar bırakıyor. Geride kalan hayatlar sendeliyor, savruluyor, yaralanıyor, çöküyor. Bakışlara, duruşlara hüzün yerleşiyor; hüzün bütün bakışların rengi, fonu oluyor. Asıl biz burada, böyle sarsılıyoruz. Ve yine millet olarak erdemlerimizi canlı tutacak birbirimizi sahipleneceğiz.

 

Birbirimizi kucaklayacağız. Sevgiyi, şefkati paylaşacak; paylaştıkça aşkı, hayatı, merhameti çoğaltacağız. Biz hamiyetperver bir milletiz. Öyle olmalıyız. Biz kadirşinas, biz bol gönüllü, engin yürekli insanlarız, öyle olmalıyız. Geride kalanlar birbirlerinin ensar ve muhaciridir. Aramızda gerçek bir kardeşlik ilişkisi olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Geride kalanlar, bizim kardeşlerimiz, çocuklarımız, bacılarımız, analarımızdır. Biz millet olarak bir büyük aileyiz, öyle olmalıyız. Öyle de olmaktadır.

 

Yaşanan felaketin görünen birçok yönü oldu. Hemen Enerji bakanımız Sayın Taner Yıldız’ı kutlamak istiyorum. Kendisiyle çok yakın ortamlarımız oldu. Ancak geçek bir insan evladı imiş. Siyaset’in ve genel anlamda Türkiye’nin böyle insanlara ihtiyacı var. Geçenlerde bir yerde benzer bir ifademe karşılık hoyratça karşılıklar aldım. Olsun. O karşılıkları da can havliyle söylenmiş kabul edip, hoş göreceksiniz. Onunki timsah göz yaşlarıymış da. O kazanın katillerinden biriymiş de… vs” Cahil cahil konuşmayalım. Artık olgunlaşmamız, artık büyümemiz, artık yaşımıza göre davranmamız, yaşımıza göre konuşmamız gerekmiyor mu? Daha büyümedik mi?

 

Ortada hiç kimsenin istemediği, isteyemeyeceği bir olay var. Burada bütün önceliklerimizi bir yana bırakarak, siyasi propagandaların, kasıtlı saptırmaların, hele hele ancak Yılmaz Özdil gibi artık kanı beş para etmediği belli olan soytarıların diline yakışacağı türden çirkin sözleri, tutumları terk etmek gerekir. Milletin yüreği yanıyor, içimiz acılar yumağı; bunlar cenazeler üzerinden, felaketler üzerinden siyaset yapıyorlar. Şu rezalete bakınız: Adam kalkmış “İyi oldu, oh olsun, bunlar müstahaktı, çünkü bunlar Ak Parti’liydiler!” diyecek kadar alçalıyor. Adamın tıyneti bu. Bu bir hastalık da değil ki tedavi edilsin. Bu benliğin körelmesi, vicdanın kuruması yani varoluşun çürümesidir. Bunun başka izahı olamaz. Şimdi, bu ve benzerleri kalkıp bize çağdaşlık, modernlik, insancıllık, adamlık satıyorlar iyi mi? Siz mi adamsınız? Söyleyin bakalım bizim de adam sınıfına girmemiz için vicdanımızı kaç acıya, kaç hicrana köreltmemiz gerekir? Söyleyin bakalım bizim de adam olmamız için kaç mazluma, kaç yetime hakaret etmemiz gerekir? Kaç cenazenin, kaç ölünün, yoksulun, yetimin inancını, partisini sorgulamamız gerekir? Bizim de adam olmamız için hangi izmi, hangi ideolojiyi, hangi partiyi seçmemiz gerekir? Söyle bakalım soytarı, meselâ CHP’yi seçersek, başka hiçbir şeye gerek kalmaksızın adam olur muyuz? (R. Bartes bir kitabında “Entelektüeller ortaya çıkınca, soytarılar hayattan çekildi” der. Önemle hatırlatırım)

 

Milletimiz insanlara inançlarından dolayı bir sınır koymaz, koymadı. O acılı hallerinde bile oradaki insanlara mevlit yemekleri ikram ettiler. İkram yaparlarken ilerici, bir başka anlayışın adamlık örneği Yılmaz Özdil gibi insanlara, partilerini sormadılar. Hayatın ölümle sarmaş dolaş olduğu o ortamda bütün bu ayrımların zalimce olduğunu, gayri insani olduğunu biliyorlardı. Bunu devlet de, millet de biliyordu. Ama inatla, ısrarla, uçta örneğini verdiğimiz kimileri gibi bunu bilmeyen ve bu kör vicdanları ile de asla bilemeyecek olan bayağı insanlar vardı. Onların hiç olmazsa bundan sonra hataları telafi etmek gibi bir dertleri olmadı, olamaz. Onların geride kalanların acılarını dindirmek, yaşam kalitelerini yükseltmek gibi bir dertleri yoktu, olamaz. Onların derdi varsa yoksa propagandaydı. Dertleri sadece kışkırtmaydı. Yalan mı? Bir yanda insanlara harıl harıl yardımlar yapılırken, Soma’nın arka sokaklarında dışarıdan gelmiş, komünist, halkçı kişiler halkı kışkırtma derdindeydiler. Bunlar ortaya çıktı. Çıkmaya devam edecek. Size bir şey söyleyeyim; hükümeti sıkıştırmak için bir sebep buldukları için, bunların alttan alta sevindikleri bile söylenebilir. Yoksa Yılmaz Özdil’in yazısı, benzer beyanatlar, nümayişler, iktidarı hedef alan saçma sapan yayınlar nasıl yorumlanacak?

 

Soruşturma başladı.

Tutuklamalar geldi.

Bülent Orakoğlu’nun 19 Mayıs tarihli yazısında tüyler ürpertici bir ihtimal üzerinde kuvvetle duruluyor: SABOTAJ!

Orakoğlu eski bir istihbaratçı. Analizleri önemsenmeli, dikkatle izlenmeli.

İnsan düşünmek bile istemiyor. Ancak hükümete karşı cephenin, gözü o kadar dönmüş, vicdanı o kadar kararmış ki, böyle bir faciayı örgütlemiş olabilirler. Neden olmasın? Geçmişte yapmadılar mı? Bunlar iktidarları, daha çok da darbelerle gasp ettikleri iktidarları döneminde, bize ölümlerden, acılardan başka ne verdiler?

 

Sabotaj ihtimali üzerinde önemle durulmalı. Eğer böyle bir durum varsa müsebbipleri elbette cezalandırılmalı. Orakoğlu önemli bir şey daha söylüyor: “Bu olayda peşinen hükümeti suçlayanlar, sabotaj iddiaları karşısında niçin panikliyorlar, bu iddiaların araştırılmasını niçin istemiyorlar?” diye çok basit ama çok derin bir soru soruyor. Galiba işi fazla uzatmadan, ihdas ettikleri suçu hükümetin üzerine yıkmaya çalışarak yine siyasi bir çıkar umuyorlar.

 

Yine sert kayaya çarpacaklar.

Bunlar, adamlığı, gerçek manada ve bu milletten öğrenmeye yanaşmadıkları sürece, rezil olmaya devam edecekler.

Allah’ım bu insanları bizim elimizle rezil et.  

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 271
Bu Ay : 18661
Toplam : 27919

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom