Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

KÖTÜLEMEK İÇİN HER ŞEYİ YAPMAK!

KÖTÜLEMEK İÇİN HER ŞEYİ YAPMAK!

 

Komünistler propagandanın iyisi kötüsü olmaz derler. Onlara göre gündemde olmak, gündemi işgal etmek, gündemi biçimlendirmek için her yol, her dil, her araç denenmeli, kullanılmalıdır. Bu tutumları ile Makyavelizme bile rahmet okutacak bir çirkinlik içine girerler. Kaldı ki faydacılık belki de siyasetin, kültürün, sosyal ilişkiler düzenin önemli bir dinamizmidir. Birçok düşünür medeniyetlerin, toplum ve siyasetin pragmatist ilişkiler temelinde yükseldiğini söylerler. Realiteler onları doğrulamaz nitelikte değildir. Oysa komünist propaganda,, sadece çıkara dayanmanın ötesinde korkunç ahlaki çürümeler içerir. Bu anlamda propaganda mesela partilerin kendilerini anlatması tanıtmasının çok ötesinde ve çok başka bir şeydir.

 

Vaktiyle başkan adayı olan bir arkadaşıma “Bak dedim, karşı parti şunları şunları yapıyor. Sen de şöyle bir hamle yapsan daha iyi olmaz mı?” O an ne önerdiysem dostum bana unutamayacağım ve hiç unutmadığım bir karşılık verdi. “Nasipse kazanırız. Ahlaki değerlerimi kaybederek kazanacağıma kaybetmek daha hayırlı olabilir. Ben evet kazanmak istiyorum fakat kendimi de kaybetmek istemiyorum” En azından kimi ideolojilerin ve doğallıkla bir takım insanların, propagandayı, ahlaki ilkesi olmayan etkileme yöntemi olarak anlamasından sonra dostumun sahip olduğu içselleştirilmiş erdemi daha iyi takdir ettim.

 

Bu bağlamda Aliya İzzet Begoviç’in savaşçılarıyla yaşadığı bir anekdot da beni fazlasıyla etkilemiştir. Bosna, Sırpların korkunç ve dayanılmaz katliamlarına ölümüne direniyorlardır. Yaşanan dehşete dayanamayan kimi askerler, Bilge Kral’a “Efendim” diye söylerler, “artık dayanamıyoruz, izin veriniz de bize yaşattıklarının bir kısmını olsun onlara tattıralım.” O muhteşem liderin cevabı herkesin kalbine bir vicdan ve hakikat tohumu gibi yerleşsin: “Biz düşmanlarımız gibi olamayız. Biz onlar için olmayı kabul etmediğimiz için böyleyiz ve savaşıyoruz. Onlar gibi olmak savaşı kaybetmektir. Öyle kazanmak kaybetmekten farksızdır” Ahlakın, erdemin, insanlığın, onurun, inancın savaşını vermek budur işte. Bu savaş doğası gereği üstün, içsel ahlaki değerlerden bağımsız olamaz.

 

Oysa sadece sosyalist veya komünistlerde değil, modernizmin emzirdiği hemen bütün ideolojik programlarda, biz bu hassasiyetin tersini görürüz. Yani bir imaj yerleştirmek, bir algı oluşturmak için hiçbir sınır gözetilmez, hiçbir ahlaki ilkeyle kendilerini sınırlamazlar.  Amaçları sadece algı oluşturmaktır. İllüzyon yaparlar: Bir gerçekliği gizlemek, bir hayali, gerçekmiş gibi göstermek propagandacıların en önemli işidir. O nedenle onların gerçekleri bile yalanlar üzerine kurulur, yalanlarla yükselir. Bu nedenle propagandacılar aynı zamanda provokotardür. Spekülasyon, ajitasyon yaparlar; tahrik ederler, kışkırtırlar.

 

1789 öncesi ve sonrasında jakobenler, aydınlara burjuva düzeninin propagandasını yapma görevi verdi. Ekonominin can damarlarını ellerinde tutan kapitalist burjuvazi, toplumsal, siyasal gelişmeleri de arzuladıkları formata göre dizayn etmek istediler. Bu amaçlar entelektüeller marifetiyle gerçekleştirilmek istendi. Yenidünya için mevcut değer kodları aşındırılmalı, yok edilmeli, yeni değerler empoze edilmeliydi. Yenidünyaya uygun tasavvurlar, beğeniler, tercihler, öncelikler, arzular oluşturulmalıydı. Öyle de oldu. Yeni ilişki biçimleri, yeni anlayışlar, yeni öfkeler, yeni heyecanlar oluşturulmak istendi. İşte ideolojik karakteriyle propaganda, modern anlamda tam da bu toplum mühendisliği aşamasında icat edilip devreye sokuldu ve etkin olarak kullanıldı. Entelektüeller de maalesef kendilerine verilen bu ideolojik karalama, reklamcılık veya pazarlamacılık üstün(!) görevini elbette maddi menfaatler karşılığında yapmaya başladılar. Aydın, parayla çalıştırılan kadrolu aydın! İşte bu kadrolu, görevli aydınlar, yeni toplum mühendisleri, daha doğrusu toplum mühendislerinin taşeron fikir işçileriydiler. Yerine göre entelektüel terörist oldukları bile söylenebilirdi. Yerine göre topluma yedirilmek istenen ideolojilerin öncü vurucu timleri. Yerine göre gizli karanlık odalarda, gizli karanlık amaçlar için oluşturulmuş örgütlerin, cemaatlerin adanmış kalemşorları. Ait oldukları yapı ve aidiyetlerinin kurulma, işleme biçimleri onlarda dürüst insan onuru ve namusu adına bir kırıntı bile bırakmamıştı(r). Çünkü bunlar çoğu zaman beslendikleri yapılar adına önce vicdanlarını susturmak sonra insanların vicdanlarını susturmak adına maaş alırlar.

 

Aydın namusunu, aydın sorumluluğunu Adward Said’in Entelektüel’i ekseninde yeniden düşünmelidir. Geçenlerde bu kitabı karıştırıyordum. Şu sıralar biraz bu konulara tekrar eğilmem gerekti. Çalışmalarımdan bir makale Malatya’dan dostlarımızın çıkardığı Ezcümle dergisinde yayınlandı. Şimdilerde de Paul Johnson’ın ’ın Paradigma yayınlarında çıkan Entelektüeller’ini okuyordum. Tam da bu sırada televizyonda haber izleme molası vermişken bir programdan bir fragman kafamı karıştırdı mı desem, bulandırdı mı, yoksa bir şeylerin tam yerine oturmasına mı yol açtı tam bilemiyorum.

 

Şaşırdım, üzüldüm, ülkem adına ülkemin söz satanları adına hayıflandım yalan yok. En iyisi belki sizlerin de izlediği o kesiti hatırlatmam olacak: Şu çok dürüst ve araştırmacı gazeteci diye kendi kendini ünlendirmeye çalışan gazeteci var ya hani. Tabii ki Uğur Dündar’dan söz ediyorum. Aralarında yargılandığı davadan yeni tahliye olmuş Tuncay Özkan da olan konukları ile program yapıyor. Güncel konular üzerine konuşuyorlar. Başbakanın Youtube ve twitter üzerine beyanı üzerine konuşuyorlar. Hatırladınız, Başbakan bu paylaşım sitelerinde kimi zaman ölçünün aşıldığından, kişi hak ve özgürlüklerine tecavüz edildiğinden, bu yüzden kimi sınırlamaların, yaptırımların gerekli olduğundan bahsetmişti. Bunun üzerine, Başbakan ne derse karşı olmaya koşullanmış kimi çevreler, gazete manşetlerinden, ekranlardan davul çalmaya hatta izleyenlerini kışkırtmaya başladılar. Vay efendim özgürlükler sınırlanıyor; Yasaklanıyoruz. Bu diktatörlüktür vs. Ben bir yandan bu işlerin, bu tepkilerin de cılkı çıktı diye düşünür diğer yandan programı izlerken, tam da o sıra ekranda bir tuhaflık oldu. Uğur Dündar’ın cep telefonu çaldı. Benim diyen artiste taş çıkartan bir rol kesmeyle “Durun arkadaşlar” dedi, “şimdi, şu anda, biz de tam bunları konuşurken bir mesaj geldi. Arkadaşlar şu anda youtube ve twietter’i kapatmışlar.” Arkadaş çok araştırmacı gazeteci ya, o nedenle haberin aslı astarı nedir diye sormaya bile gerek duymadan, o mesajı mutlak doğru kabul ederek başladı(lar) hükümete ve Başbakan’ vurmaya. Bakın ‘eleştirmeye' demiyorum, ‘vurmaya başladılar’ diyorum. Çünkü daha mahiyeti, ne olduğu bile anlaşılmayan ve bir saniye içinde de anlaşılmasına imkân olmayan bir meselede böyle ölçüsüzce konuşuluyorsa orada eleştiri olmaz. Çünkü eleştiri öncelikle anlamaya dönük bir zihinsel çabadır. Eleştiri saygı duyulması gereken fikri arayışların en soylusudur. Burada ne anlamaya ne arayışa dönük bir çaba vardı. Daha da acısı bu programda bel altı vuruşlar, saldırılar, hatta halkı, gençleri sokağa kışkırtmalar vardı... Aman Allah’ım.

 

Meğer o sıra dünya genelinde sistemdeki bir sorun nedeniyle kısa bir anlığına her ülkede bir kesinti, bir erişimsizlik olmuş! Bu çok araştırmacı gazeteciye üzüldüm tabii ama en az bunun kadar Tuncay Özkan’a üzüldüm. Be mübarek, hadi diyelim bilmek için okumadın, okumuyorsun, hiç olmazsa o kadar yıl içerde tutuklu kalmanın sana kazandırdığı olgun, olumlu, uyanık bir taraf olmalı değil miydi? Ne diye Uğur Dündar’ın dolduruşuna veya dümen suyuna gelerek hemen direniş çağırıları yapıyorsun. “Gittikçe çoğalacağız, alanları sokakları dolduracağız, teslim olmayacağız” gibi ne olduğu, ne için olduğu belli olmayan laflar ediyorsunuz. Yahu her şey güzel de, hadi diyelim propaganda yapmak için hiçbir ahlaki değer, kural, çizgi tanımıyorsunuz da hiç olmazsa insan belli bir yaştan sonra yaşının gerektirdiği olgunluk kadar, hiç olmazsa o kadar olgun,  sakin olmalı değil mi?

 

Kim bilir belki o sıra benim gibi birçokları da “Senin araştırmacı gazeteciliğin buysa” diye düşünmüştür Uğur Dündar için “Biz senden araştırmacı gazeteci değil sadece yaşına uygun bir gazeteci olmanı istiyoruz” diye düşünmüştür.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 9
Bugün : 349
Bu Ay : 15779
Toplam : 25037

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom