Abdulkadir Çolak

Abdulkadir Çolak

abdulkadir-colak@yahoo.com

BATTAL GAZİ DESTANI’NDA SOSYOLOJİK BİR HİKAYE

BATTAL GAZİ DESTANI’NDA SOSYOLOJİK BİR HİKAYE

 

İslami dönem Türk Edebiyatı içerisinde kuruluşu, anlatımı, sanat gücü, insan ile toplumu oluşturucu etkisi ile en önemli destan şüphesiz ki Battalgazi destanıdır. Danişmend-nâme, Sarı Saltuk, Köroğlu ve benzeri destanları birlikte incelediğimizde bu gerçeği açıkça görebiliriz.

Destan denilince hep hayatı mite dönüştüren, insan ve tabiat üstü abartmaların harmanı zannedilir. Hatta modern hayatın ve konfeksiyon kültürünün silikleştirdiği insanın,  geçmişin karamanlarının normal tavır ve yaşayışlarına abartma gözüyle bakması bugün için acınası bir haldir.

Evet, Battal Gazi Destanı bir tarih kitabı değil, anonim bir sanat eseridir. Bir tarih eseri gibi ona bakamaz, bu şekilde ondan yararlanamayız. Ama bu destanlara tamamen düzmece demek de doğru değildir. Bu destanda bir seferden bahsediliyorsa bu seferin tarih içerisinde bir yeri vardır. Bir fetih yapıldı deniyorsa; karşılığında fethedilmiş bir diyar vardır. Fethedilen koskoca Anadolu’nun ve Balkanların inkarı mümkün olabilir mi? İşte destanlar bu fetihlerin ruhu, gayreti ve neticesidir.

            Bu gaza ruhunun devamının oluşumunda yine gazavatların, cenklerin ve destanların yeri büyüktür. Ben bu yazımda Battalgazinin ve o zamanki toplumun yapısını anlatan ve Battalnâmede on iki önemli hikayeden birisi -bence en önemlilerinden biri- olan “Battal Gazi’nin Ulu Cengidir” başlığı altında anlatılan bir hikayeden bahsetmek istiyorum.

            Battal Gazi’nin Ali ve Nezir isminde iki oğlu vardır. Bunlar eğitimlerini yapmak üzere hocaya gitmektedirler. Hocaların ücreti veliler tarafından ödenmektedir. Çocuklar eve gelip “Baba hoca perşembeliğini (haftalık ücretini) istedi,” derler. Battal Gazi o zamana kadar çok cenk etmiş, sayısız ganimet kazanmış ve bunların büyük bir kısmını hemen savaş meydanlarında fakir fukaraya dağıtarak müstağni ve kalenderî bir hayat yaşamıştır. Bu esnada hocaya verecek elinde avucunda bir şey yoktur. Sırtındaki cübbeyi çıkararak çocuklara verir ve “Bunu hocanıza götürün, ve hürmetlerimi bildirin. Yakında bir sefere gider ve inşallah bol ganimet elde edersem, o zaman hocanıza fazlasıyla bir pay ayırırım,” demiş.

            Hanımı Gülendam, bu sözleri işitip kederlenir ve hanımların huylarına göre söylenmeye başlar: “Sen ki bütün cenklere katılır ve cenklerin seyrini değiştirirsin. Seninle birlikte cenge gidenler ve senin sayende ganimetten pay alanlar servet ü saman sahibi oldular. İşte Emir Ömer köşklerde, saraylarda yaşar, altın ve gümüş biriktirir. Bir düğünde hanımları günde üç don (elbise) değiştirirler. Sen bugün ciğer paren çocukların için verecek hoca parası bulamıyorsun. Şimdi gidip ondan bir nesne istesen vermez” der. Battal Gazi, “Ben seyyidim (peygamber soyundanım), bize insanlardan bir şey istemek yakışmaz. Atam, dedem Hz. Muhammed (SAS) ve Hz. Ali (RA) da insanlardan bir şey istememiştir,” der. Bunun üzerine hanımı, “O zaman git kızını kendine iste, bakayım verecek mi?”der. Battal Gazi “olur mu?” deyince, hanımı, “elbette olur” diyerek kocasını evlenmek üzere Emir Ömer’in kızını istemeye gönderir. Emir Ömer bildiğiniz gibi Malatya’nın valisidir.

            Battal, Emir Ömer’e gider, “Duyduğuma göre servet ve sâman yığarmışsın. Bunları ne için biriktirirsin. Yoksa dünyaya meylin mi vardır” der. Emir Ömer, “Dünya ile benim işim olamaz. Bildiğin gibi bir kızım var. Onun için biraz çeyiz biriktirdim. Münasip bir kısmet çıkarsa inşallah, onu da bir yuva sahibi yaparız. Aklında bulunsun uygun biri olursa haber ver bana” der. Battal ise “münasip bir talipli var,” diye söyler. Emir Ömer merakla, “Kimmiş bu talipli,” diye sorar. Battal, “O kişi benim. Şimdi kızına talip olmaya geldim,” der. Emir Ömer şaşırır ve aileme danışayım diye mühlet ister.

            Emir Ömer durumu karısına açar. Karısı şiddetle karşı çıkar: “Battal şu cenk senin, bu cenk benim, diyerek sürekli muharebe meydanlarında dolaşır. Onun nerede ve ne zaman öleceği bile belli değil. Ne diye kızımızı ona verelim,” der. Emir Ömer, “o zaman bir bahane bulalım. Kıza danışalım, o hayır derse, bundan iyi cevap olamaz, der. Babası kızı çağırır ve annesiyle birlikte kıza sorarlar. Kız, “Battal gibi bir er bugün dünyada yoktur. Hangi kız onun gibi bir yiğidin karısı olmak istemez ki?” diyerek sevincini ve rızasını belirtir. Bunun üzerine anası kızın ağzına bir tokat vurarak ağzını kanla doldurur, şiddetle onu men etmeye çalışır. Fakat kız fikrinden vaz geçmez. Bunun üzerine baba ve ana düşünürler ve Battal’a yerine getiremeyeceği zor şartlar ileri sürmeye karar verirler.

 

Karı dir çok nesne matlub kılalım

Bulamaz ol biz halas bulalım

 

Bir pulu yokdur anın aciz kalur

Ahiri ol gönlü ile vaz gelür

 

Kadın der; üzerinde padişah çadırı ve ayaklarında altn halhalı olan Hindistandaki Ak fili isteyelim. Yükleri cümle ipek olan yüz kıvırcık, yüz beyaz ve yüz siyah deve getirsin. Elbiseleri som altın olan yüz siyah, yüz de Rum köle getire. Develerin yarısına da sevgili denebilecek güzellikte bakire kızlar bindirsin. Karı koca, kendi aralarında: “Zira bu isteklerimizi yerine getiremez ve kızımızı istemekten vaz geçer” dediler.  İsteklerini Gazi’ye bildirdiler, bir eksik olursa kabul etmeyeceklerini söylediler. Battal Gazi şartları kabul etti ve bir yıl mühlet istedi.

Battal evine geldi, durumu Gülendam’a bildirdi. Karısı, gördün mü dediğim çıktı ve bu fukaralık bizim belimizi büker dedi. Arkadaşları, yarenleri Battal’ın evine vardılar ve onu mahzun gördüler. Vaz geçirmek için diller döktüler. Vaz geçmeyince de beraber gitmeyi teklif ettiler. Battal Gazi kabul etmedi;

 

            Eytdi Gazi merd kişinin sohbeti

            Ki demürden olısar bilin kati

 

            Ben anınla bir yıla kavl eyledim

            Bir yıla dek dilegin bulam dedim

 

Şimdi Hindistan’a gitmem gerek, başa ne gelir onu da görmem gerek, diye yola koyuldu. İki yüz arkadaşı peşine düştü ise de onları kabul etmedi, dağları aştı, düzlerde gitti, kuşları vurup onları yiyerek Hindistan’a doğru yola koyuldu. Otuz gün yol gitti, kuş cenneti gibi bir yerde bir pınarın başına oturdu, karnını doyurdu. Abdest alıp namazını kıldıktan sonra gözlerini göğe dikip ey Hüda;

 

            Sen ganisin seyyid-i Mevlânasın

            La şerike bi-nazir-i yek-danesin

 

            Sen Kerimsin lütfına yokdur aded

            Ben garibe eyle Sultanım meded

           

            Bendene kılgıl inayet ya Kerim

            Sen Basir’sin, hem Semi’sin hem Alîm

           

            Şol ki eşyalar kılur benden talep

            Sen müyesser eyle anı bana hep

 

            Kıl müyesser sermâser etme beni

            Sen Gani’sin ya Gani’sin ya Gani

 

Oracıkta yattı ve rüyasında Hızır Aleyhisselam’ı gördü. Hızır ona atına binmesini ve gözünü kapamasını söyledi. Gözünü açtığında yemyeşil bir ovada kendini buldu. Hindistan’a varmıştı. Biraz gidince bir ulu şehir gördü. Çok kalabalık bir ahalisi ve görkemli bağ bahçe ve sarayları vardı. Etrafına bakınırken şehrin hükümdarı dört yüz askeri ile oradan geçiyordu. Battal hükümdarın gözüne ilişti, Battal’ın boyuna posuna, güzelliğine ve duruşuna hayran kaldı. Adamlarından birini Battalı Sarayına ziyafete çağırması için gönderdi. Battal da o elçiye:

 

Eytdi Seyyid şahının kim mezhebi

Hem dahi peygamberi kankı nebi

 

Putperesttir şahımuz dir ol gulam

Cümle puta taparız biz has u amm

 

Var deyrin (tapınağın) bir putu kırk batman onın

Öyle putu yokdurur hiç kimsenin

 

İdinübdür şahımız onı ilah

Malik olmaz ona hiçbir padişah

 

Deyince Battalgazi ona şöyle cevap verdi:

 

            Eytti Gazi herzeyi melun yedin,

            Puta ne it ki sen hüda ona  dedin

 

            Darbıla bir nesne kim tiz kırıla

            Tanrılığa ol nice layık ola

 

            Oldurur kim bi-zevaldür ol Hüda

            Ona muhtaç şah ı hân mir ü gedâ

 

            Bi-nazîrdür halikı hem kâinat

            Eyü gün halk itdi hem ol pâki Zat

 

            Asumanı yerleri hem yılduzı

            Cini peri devleri hem dahi bizi

 

            Yaradupdır cümle mevcudatı ol

            Vasfı medhe gelmez onun lutfı bol

 

            Padişahın senin bir it imiş

            Düzdiği puta lain tanrı demiş

 

            Kafir imiş ekmeğin onun yemem

            Davetine hem icabet eylemem

 

            Kralın elçisi türlü sözler söyler ve putlarını över, kralını yüceltir. Bunun üzerine Battal adamın kulağını keser eline verir ve git putuna beni şikayet et der. Elçi krala koşar ve durumu bildirir. Kral usta savaşçılarını Battal’ın üzerine salar. Battal silahsız olarak, yumrukla kimini yaralar, kimini ise öbür dünyaya yolcu eder. Kral durumu uzaktan seyretmektedir. Battal’ın yiğitliğine ve cesaretine hayran olmuştur. Çok ok atarlar, Battal yaralanır ve çok kan kaybeder. Akşam karanlığından yararlanarak izini kaybettirir ve bir siviğin altına sığınır. Askerler ararlar, fakat izine rastlayamazlar.

            Kralın baş veziri remilden anlamaktadır. Kral remle bakarak onun yerini bulmasını ister. Vezir remle bakar ve uykuya yatar. Rüyasında Hz. Muhammed’i (SAS) görür. Peygamber, Battal’ın yattığı yeri haber verir, vezirin ona sahip çıkmasını söyler. Vezir olayın etkisiyle Müslüman olur. Vezirin oğlu da aynı rüyayı görür, o da Müslüman olur. Her ikisi birlikte saklandığı yerde Battal’ı bulurlar ve imanlarını aşikar ederler. Onu alıp evlerine getirirler. Kral hala Battal’ın etkisindedir, ondan bahseder vezire onu bulmasını söyler. Vezir Battal’ın nasıl bir kişi olduğunu ifade ederek onun yakında olduğunu söyler. Oğlu Battal’ı alır kralın makamına getirir.

            Battal’ın putlar hakkındaki sözlerine sinirlenen kral putu getirttirir ve üzerindeki örtüyü açtırır. Söylenenleri tekrar eder. Putun içinden şeytan tarafından hile ile söylenen sözler duyulur. Battal Ayet el-kürsi’yi okur. Ses kesilir ve put parça parça olur, her parçası kelime-i tevhidi söyler. Kulağı kesilen kişi madem öyle o duayı bana da oku kulağım iyileşsin, der. Battal Hulusi kalple fatiha okur, adamın kulağı iyileşir.

 

            Gazi şâha didi arza kıl iman

            Bu küfürden kurtılup ol müsliman

 

            Kral bir sorunu olduğunu, kızının kaçırıldığını, onu bulup getirirse halkı ile birlikte Müslüman olacağını beyan eder. Battal kızı kurtarmak için bir kılavuz alıp derhal yola koyuldu. Müşrik, ehli kitap ve Müslüman pek çok kimsenin kızı devler tarafından kaçırılmış ve yıllardır haber alınamıyordu. Dev Karının yolunda Atraf ve Ancaf isimli iki siyahi dev vardı. Battal onlarla ayrı ayrı savaşarak yendi, onların Müslüman olmasına vesile oldu ve Dev Karı’nın yerini öğrendi. İmkansızları başararak onu buldu. Kırk kız korkularından benzleri sapsarı bekleşiyorlardı. Kızlardan biri Rum padişahının kızı idi. Battalın geleceğini düşünde görmüş ve Hz. Muhammed’den (SAS) müjde almıştı. Battal dev ile çetin bir savaş yaptı. Sonunda devin başını koltuğunun altından çalarak kesmeyi başardı. Kızları, devin büyük hazinesini ve devin başını dört yüz ata yükleyip kızı kaybolan kralın yanına geldi. Diğer kızı kaybolan babalara da kızlarını gelip almaları için haber gönderdi.

            Kızlarını sağ selamet buldular

            Karı Div’e hem temaşa kıldılar.

 

            On sekiz şehrin tamam begleri

            Geldi oldı müsliman ufak iri

 

            Ol diyarlar oldı İslam has u amm

            Rahmet olsun Cafer’e her subh u şam

 

Battal Ak fili almak için bu diyara geldiğini söyledi. Ak filin Hilal Sultanın elinde olduğunu, bulundukları yere yedi günlük uzaklıkta olduğunu söylediler. Battal o yere doğru yönelince yeni dostları birlikte gitmeyi teklif ettiler. Battal kabul etmedi. Atına binip yola revan oldu. Şehre yaklaştığında iki ordunun birbiriyle savaşa tutuşmuş olduğunu gördü. Müşrikler hayli çoktu ve kuvvetli idiler. Müslümanlar ise zayıf idi. Kafirlerden biri meydana çıktı ve on yedi Müslümanı sırasıyla şehit etti. Battal bir nara vurup meydana çıktı. Narasından iki tarafın askerleri de korkudan benizleri attı. Akşama kadar cenk etti ve pek çok kâfiri kırdı. Akşam karanlığında tek başına bir yol tutup meydanı terk etti. Atını bir yere saklayıp geri döndü. Müslümanların saflarına girdi. Hepsi Battal’dan söz ediyordu. Padişahları, o yiğit gelirse bütün tahtını tacını ona vermeye hazır olduğunu söylüyordu. Battal oradan çıktı ve kafirlerin ordugahına gitti. Onlar da Battaldan bahsediyorlardı. Kral onu eline geçirirse yapmayacağını bırakmayacağını söylüyordu. Battal bir karışıklık çıkararak kenara çekildi. Sabaha kadar askerler birbirlerini tanımadan oluk oluk kendi kanlarını döktüler. Sabah olduğunda kralın bu durumdan haberi yoktu. Ak fili hazırlamalarını söyledi.

 

            Bu yana yüksek yere Gazi çıkar

            Meydan içre Ak Fil’e doğru bakar

 

            Müslimandan bir kişi virdi selam

            Dedi er oldı dört yüz yıl tamam

 

            Ol Muhammed dinine biz girmişiz

            Şir-i Yezdan ruy-ı Haydar görmüşüz

           

            Ol Ali gelmiş buraya ol zaman

            Ceddimüz olmış önünde müsliman

 

            Kırk dokuz gün Ak Fil üzre Ali

            Cengi kılmış bu diyarda ol veli

 

            Kayser’in atası Anka ol zaman

            Ol Ali katında olmış müsliman

 

            Bu fili Anka’ya bahşiş eylemiş

            Padişah ol, bu diyara sen demiş

 

            Sonra melun atası bu Heylan’ın

            Öldürüp almış filin gülce onun

           

            Atasından kaldı miras Heylan’a

            Onun üstinde kıyar nice cana

 

            Gazi bu sözleri işitti, file dedi; ben Ali’nin (RA) torunuyum. Gel bana itaat et. Fil silkindi, üzerindeki Heylan’ı yere çaldı. Ayakları ile üzerinde tepindi, onu parça parça etti. Geldi, Battal’ın önünde diz çöktü. Battal onun üzerine çıkarak nice kılıçlar çaldı, savaş kazanıldı. Müslümanlar özgür kaldı. Ak fili ve Emir Ömer’in istediği malın on katını Battal’a hediye olarak verdiler. Battal yola düştü, bir yere geldi. Oraya Antakiyye diyorlardı. Yolu sordu, Malatya yolunu gösterdiler.

            Battal kervandan biraz ileri çıktı, Malatya şehrine baktı ki, taş üstünde taş kalmamış. Aradı Ahenger Gazi isminde birini buldu ve ahvali sordu:

 

            Dir ya Seyyid ol Emir Ömer sizi

            Gönderip yıkdı bu şehrimizi

 

            Mal için sizi avare eyledi

            Ak Fil’i vargıl getür bana didi

 

            Senin yokluğunu haber alan Bizans kralı Kayser iki yüz bin kişilik bir ordu ile gelip şehrimizi yıktı. Emir Ömer falan yerde saklanmaktadır. Senin talipli olduğun kızı da Kayser alıp götürdü. Battal ah eyledi. Emir Ömer’i çağırmalarını söyledi.

 

            Ol Emir işitti Seyyid geldiğin

            Şad oluben sanki itdi toy dügin

 

            Ol düşüp ayağına özrin diler

            Yalvarıp Battal’a çok hizmet kılar

 

Battal bu duruma çok üzüldü ve:

            İşte bu Hind’den gelen mallar ile

            Şehri yapın eskisinden hoş ola

 

Diyerek Battal Rum ülkesinin yolunu tuttu. Çok macera ve mücadelelerden sonra kızı aldı getirdi.

 

            Mümkün olduğunca kısa bir özetini vermeye çalıştığımız bu hikaye beni çok etkilemiştir. Bu hikayeden ben kendi payıma şu dersleri aldım, sizlerle paylaşmak istiyorum:

  1. Yalnızca kendi menfaatini düşünenler memleketin felaketini hazırlarlar. Emir Ömer serveti yığdı ve Battal’a kızını vermemek için onu memleketten uzaklaştırdı. Bunu fırsat olarak gören Bizans’ın iştahını kabartacağını düşünmedi. Sonuçta Malatya şehri harap oldu.
  2. Seyyidler halktan bir şey istemezler.
  3. Dostuna vermediğin kızını düşmanın kaçırabilir.
  4. Kanaatkar insanlar her zaman aç gözlülerden daha zengindirler.
  5. Kadınlar her zaman güvence isterler, geçimlik mallar da bunlara dahildir.
  6. Yiğit olanlar (Battal gibi) hiçbir zaman imkansıza boyun eğmezler. Mazeret ileri sürmezler, bahane bulmazlar, çözüm ve çare bulurlar.
  7. Yiğit olanların özleri ve sözleri doğrudur. Verdikleri söze sonuna kadar riayet ederler.
  8. Şirkin ve putperestliğin bir mantığı yoktur. Battal’ın kuvveti, tevhid inancına bağlı olmasında ve ona tam teslim olmasındadır. İnancını kulaktan dolma değil; kaynaklarına göre bilmektedir.
  9. Hangi din hangi mezhepte olursa olsun her zaman gençlik tehlikededir. İnsanlığa hizmet etmek isteyenler din, mezhep, ırk ayrımı yapmadan gençliğe yardım ve hizmet etmelidir.
  10. Nice az olan ordular azimli ve kararlı olduklarında çok ordulara galip gelmişlerdir.
  11. Doğru ve gayretli olanların yardımcısı Hz. Allah’tır (CC). Allah’a (CC) inanlar asla darda kalmazlar.
  12. Büyükler affetmeyi bilirler, yanlışları insanları başakakmazlar. Battal Gazi olayı Emir Ömer’in başına kakmamış, getirdiği malları yine ona teslim ederek şehri yeniden kurmasını söylemiştir.

 

Destanın bu hikayesi, ve diğer hikayelerinde gençliğimize pek çok değerimiz etkili bir şekilde anlatılmaktadır. Neden bütün genlerimiz bu destanla tanışamamış, bunun sorusunu da sorumluluğu olanlara sorabiliriz.

abdulkadir_colak@yahoo.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 9
Bugün : 25
Bu Ay : 25
Toplam : 25

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom