Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

27 NİSAN E-MUHTIRASI VE HATIRLATTIKLARI

 27 NİSAN E-MUHTIRASI VE HATIRLATTIKLARI

 

Türkiye çok değil, daha bundan yaklaşık beş yıl önce, bir gece yarısı, 27 Nisan 2007 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin resmi internet sitesinde (www.tsk.tr) utanç verici bir bildiriyle ile sarsılmıştı. Adına “bildiri” denmiş olsa da, aslında “bu adı konmamış bir muhtıra”ydı.

Peki bu bildiriyi kaleme alanlar nasıl bir zihin dünyasına sahipti ve bu muhtırayı Genel Kurmay’ın sitesinde yayınlamakla neyi amaçlamışlardı?

Her ne kadar dönemin Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, bu bildiriyi bizzat kendisinin kaleme aldığını itiraf etmiş olsa da, aslında bu muhtıra, “derin devlet” ya da devletin içine çöreklenen ve adına “çete” denilen örgütlü bir odağın sürekli yönetip yönlendirmesiyle faaliyette bulunan “zinde güc”ün, hükûmeti, dolaysıyla da halkı, özellikle de dinine-diyanetine bağlı muhafazakâr Müslüman kesimi, deyim yerindeyse, tedibe yönelik bir girişimiydi.

Gerçekte Türkiye Cumhuriyetin’nin demokratik bir ülke olmadığının bir kez daha tescili demek olan “27 Mart e-Muhtırası”, 28 Şubat sürecinde dönemin başbakanına kameralar önünde alenen küfredenlerin, savcılık iddianamesinde “habis ur” benzetmesi yaparak parti kapatanların, halkın oyuyla seçilmiş meşrû hükümeti tepetaklak devirenlerin, Talim Terbiye Kurulu’nun tavsiye ettiği kitapta yer alan bir şiiri okuduğu için dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı hapse attıran ve artık “muhtar bile olamaz” diyenlerin, başörtülülere akla hayale gelmeyecek şekilde haksızlık yapanların, bu amaçla ikna odaları kurarak insan onuru ve haysiyetine kastedenlerin, andıçlamalar yapıp binlerce masum insanı fişleyenlerin, irtica paranoyasıyla insanları işlerinden çıkaranların, çoğu emekli olunca batık bankalara danışman olanların, brifingler verip yargı kararlarına doğrudan müdahale edenlerin, demokrasiye balans ayarı yapanların, yaptıklarının demokrasiye sığmadığını anlayınca bu kez “Militan demokrasi” saçmalığına sığınanların, “ordu göreve” pankartı asanların, “yüzde doksan beş oy alsanız bile size iktidarı vermeyiz” diyenlerin, Şemdinli İddianamesi'nde dönemin Genel Kurmay Başkanı ve bazı komutanların adını geçirdiği için Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın bütün diplomalarını elinden alarak avukatlık yapmasını dahi yasaklayanların, millete “bidon kafalı” ve “göbeğini kaşıyanlar” diyenler, sanki her an kötü bir şeyler olacakmış gibi bir kaos ve tedirginlik havası yaratanların … velhasıl yalnızca “Askeriye Delisi” değil, aynı zamanda “Darbe Yandaşı” da olan; fakat askerlerin darbe yapmayacağını anladıklarında bu kez “kağıttan kaplanmış meğer” benzetmesi yapan efendilerin, seçkinlerin, elitistlerin bu kez “Kutlu Doğum Haftası” çerçevesinde yapılan bir takım masum faaliyetleri gerekçe göstererek, bir yandan halkın seçimiyle iktidara gelmiş hükümetin çoğunluğu oluşturduğu o günün meclisinin seçeceği Cumhurbaşkanı’nı sabote ederek toplumu olabildiğince germek, öbür yandan da köleleri ve hizmetçileri olarak gördükleri halkı, bilhassa sürekli “öz yurdunda parya” muamelesine tabi tutarak ikinci, üçüncü… sınıf vatandaşlığa mahkum ettikleri Müslüman-muhafazakâr tebaayı tekrar sîgadan geçirmek istemelerinden başka bir şey değildi.

Aklı-ı selîm sahibi insanlar olarak bizler, kim yaparsa yapsın ve de kime karşı yapılırsa yapılsın, milletçe ve toplumsal bir bilinçle hareket ederek darbelere, darbecilere, darbeden medet umanlara; andıçlamalar, jurnallemeler ve fişlemeler yapanlara karşı çıkmamız; bu kimseler hakkında soruşturmaların derinleştirilip, sorumluların sivil toplum içindeki unsurlarının ve devlet içindeki uzantılarının ortaya çıkartılması için yetkililere telkinde bulunmamız ve her hususta onlara yardımcı olmamız gerekir. Bu hususta en gür seda bilhassa mağdur edilen muhafazakârdan yükselmelidir.

28 Şubatın ruhunu taşıyan yasaların, yönetmeliklerin, tüzüklerin, uygulamaların, kısacası bu dönemin rengini taşıyan her ne varsa tümden değiştirilmesi, silbaştan adâlete dayalı, hak ve hukuku gözeten, olabildiğince özgürlükçü yeni bir anayasanın yapılabilmesi için azami düzeyde katkıda bulunmamız lazımdır. Doğruluktan, dürüstlükten, adâletten, barıştan, özgürlükten, insan haklarından, hukuk devletinden yana, açık, katılımcı, şeffaf, çoğulcu bir düzenin inşası için büyük bir cehd ve gayret göstermeliyiz. Yolsuzlukların, rüşvetlerin, kayıt dışı ekonominin, onların yerli ve yabancı işbirlikçilerinin üzerine gitmek, duyarlı birer vatandaş olarak önde gelen görevimiz olmalıdır.

Bu coğrafyanın masum halklarının emekleri, kanları ve gözyaşları üzerinde kendilerine iktidar ve servet üretme gayretinde olan şer odaklarının kirli emellerine karşı olanca gücümüzle direnmeliyiz. Kötülük, adâletsizlik, haksızlık kimden gelirse gelsin, zulüm kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana ve zâlime karşı olmak, haksızlık karşısında dilsiz şeytan misali hiç susmamak, sesini son raddesine kadar yükseltmek bizim şiarımız olmalıdır.

27 Nisan e-muhtırasının hemen akabinde darbecilere veya darbe sevdalılarına, hükümetin emrinde birer memur olduklarını hatırlatarak hadlerini bildiren, değerlerimize hizmet eden, kimliğimize, kişiliğimize, inancımıza, dilimize, dinimize, mezhebimize, kültürümüze saygı duyan siyasetçilerin; hak, hukuk ve eşitlik esaslarına dayalı bir düzenin tesisi için adâleti sağlayan yargıçların; zâlimin zulmüne engel olan ve mazlumu koruyup kollayan polisin ve ordunun yanında olmak, onları bu kutsal mücadelelerinde yalnız bırakmamak ve sürekli onları desteklemek boynumuzun borcu olmalıdır.

Aynı şekilde 27 Nisan e-muhtırasının ardından “Gözümüz aydın, Türkiye'nin gözü aydın”; “Altına imzamızı atarız”, Genelkurmay Başkanı’na “memur” diyen bir zihniyete karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önünde, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz” şeklinde beyanat veren darbe şakşakçılarıyla varımız yoğumuz pahasına, bütün gücümüzle mücadele etmek de öncelikli görevimiz olmalıdır.

Yargı, üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen, 27 Nisan e-muhtırasının sorumluları olan bu darbe sevdalısı çevrelere karşı hala harekete geçmedi. Oysa nasıl bugünlerde 12 Eylül İhtilâli’nin ve 28 Şubat Postmodern Darbesi’nin sorumluları yargı önüne çıkarılıp kendilerinden hesap sorulmaya başlandıysa, aynı şekilde her kim olursa olsun, ucu kime varırsa varsın ve nereye dayanırsa dayansın 27 Nisan e-muhtırasının sorumlularının da mutlaka yargı önüne çıkarılması ve yaptıklarından dolayı hesaba çekilmesi şarttır. Savcıların hiç kimseden bir telkin, talimat ve işaret beklemeden, kendiliklerinden harekete geçmeleri, sorumluluklarını yerine getirmeleri görevlerinin doğal bir gereğidir.

12 Eylül İhtilâli, 28 Şubat Postmodern Darbesi gibi diğer darbe sorumlularına yapıldığı gibi, 27 Nisan e-muhtırasını kaleme alanların da yargılanmasını istemek, 75 milyon vatandaş olarak hepimizin görevidir. Darbecilerin mahkeme önüne çıkmasını ve hak ettikleri cezayı çekmelerini istemek, bilhassa bu süreçte hemen her gece adetâ bir karabasan gibi üzerlerine çullanılarak bir hayli mağdur edilen, her asansörün hareketinde ya da zil sesinde güvenlik güçleri tarafından götürüleceği korkusuyla tetikte bekleyen, bu endişeyle evinde güvenlik görevlilerine uygunsuz bir kıyafetle yakalanmamak için “ütülü bir pantolon kadar tedbirli” davranan ve bu dönemde sürekli dışarıda giydiği elbiseleriyle kala kalan muhafazakâr insanların en tabii hakkıdır.

mehmetkubat@gmail.com
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 296
Bu Ay : 2499
Toplam : 2499

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom