Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

ALLAH İLE ARAYI DÜZELTMEK

 ALLAH İLE ARAYI DÜZELTMEK

Allah’ı İlâh, Rabb ve doğru yolu gösterici; Hz. Peygamberi de örneği, önderi ve rehberi kabul eden kimse, bu inancında samimi ise, kendi düşünce ve görüşlerini Allah’ın ve Resûlü’nün buyruklarının önüne geçiremez. Müslüman, Allah ve Resûlü’nün buyruklarının olup olmadığını, varsa ne olduğunu araştırıp öğrenmeden, kendi kendine fikirler ve görüşler ihdâs edemez. Bu, imanın ilk ve en temel şartıdır. Bu bakımdan Kur’an’da Hucurât sûresinin ilk âyetinde irkiten bir tonla “Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasûlü’nün önüne geçmeyiniz” (Hucuât, 49/1) buyrularak Müslümanlar uyarılmakta ve zımnen, “onların emir ve yasakları söz konusu olduğunda öne geçen olmayınız; bilakis bu emir ve yasakların peşisıra giden olunuz” denmek istenmektedir.

Allah ve Rasûlü’nün buyruklarına ilgisiz kalmak, doğrudan Allah ve Rasûlü’ne karşı gelmekle eşdeğerde sayılmıştır. Bu husus Allah’a karşı gelmekten sakının” (Hucuât, 49/1) emriyle deklare edilmiştir.

Bu buyruğun kendi hükmü içinde Ahzâb sûresinin 36. âyetinde daha ileri düzeyde bir uyarılış ve üst düzeyde bir bilince vardırılış tarzı vardır. Orada, “Allah ve Resûlü bir işte hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına muhayyerlik (o işi kendi isteğine göre seçme hürriyeti) yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb, 33/36) buyrularak, “Allah ve Resûlü’nün hüküm koyduğu konularda hiçbir Müslümana kendi kendine, salt kendi fikir veya düşüncesine göre karar verme serbestiyeti bırakılmamıştır” manâsında kesin bir İslâmî hüküm bulunmaktadır.

Allah ve Peygamber’in buyruklarına sıkı sıkıya sarılarak hayatlarını Kur’an ve Sünnet’in ikame ettiği yüce ahlâkî değerleri, erdem ve faziletleri bütün insanlığa ulaştırmaya çalışan ilk Müslümanlar, çok kısa sayılabilecek bir zaman sürecinde doğuda Maveraunnehir’den batıda İspanya’ya kadar ilerlemiş, büyük bir coğrafyada hâkimiyet kurmuşlardır. Onlar oldukça geniş sayılabilecek bu alanda kurdukları hâkimiyeti insanlara zulmetmek, tebaaya tahakküm etmek, onları sömürmek, onları ezmek için kullanmamış ve yönetimi ceberrut bir sultaya dönüştürmemişlerdir. Bilakis Müslümanlar, gittikleri her yere doğruluk, dürüstlük, adâlet, ahlâk ve erdeme dayalı Yüce İslâm medeniyetini götürmüşlerdir.

İslâm’ın yüce değerlerini hevâ ve heveslerine, süflî arzularına ve kuruntularına tercih eden ve aşağılık dünyevî çıkardan ziyade âlî uhrevî kurtuluşu yeğleyen, hemen her konuda ilkeliliğin ve dürüstlüğün nişanesi olarak ahlâkî erdemleri önceleyen ilk Müslümanlar ve onların izlerini sürdüren sonraki Mü’minler, tarih boyunca pek çok muhteşem medeniyet inşâ etmişlerdir: Emevî, Abbasî, Eyyubî, Memlük, Endülüs, Selçuklu, Osmanlı… Bu medeniyetlerin inşâ edildiği bölgelerin tamamında İslâm’dan önce zulüm, haksızlık, istibdat, talan, saray baskıları, derebeylerin esaretleri, kölelik, yaygın yoksulluk ve cehâlet kol geziyordu.

Kuşkusuz VIII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla kadar yaklaşık 10 asırlık bir zaman sürecinde dünyanın en zengin beşerî havzası İslâm coğrafyasıydı. Bu zenginlik, bu refah Allah ve Rasûlü’nün emirleri doğrultusunda, İslâm’ın doğru iktisâdî ve sosyal politikalara dayalı kılınması sayesinde gerçekleşmişti.

Tarihin farklı dönemlerinde ve farklı coğrafyalarda İslâm öğretisine dayalı yüce medeniyetler inşâ eden Müslümanlar, Emevîler döneminden Osmanlıların son zamanlarına kadar geçen zaman sürecinde üç kıtaya, zulüm ve haksızlıkların asgari seviyeye indirildiği refah, özgürlük, erdem, ahlâk ve adâlet götürmüşlerdir.

Sözgelimi zühd ve takvâyı hayatının mihveri yapan ve adâletli uygulamalarıyla çoğunlukla Hz. Ömer’e benzetilen Halife Ömer b. Abdülazîz, göreve atandıktan kısa bir zaman sonra, zulüm ve haksızlıkların ortadan kaldırıldığı hakça bir sistem tesis etmenin yanısıra, bir sene içinde halkın refah seviyesini de o kadar yükseltmişti ki, dinen zengin sayılan ve zekât vermek zorunda kalan kimseler, yakınlarınlarında ve yörelerinde fakir sayılabilecek hiç kimse kalmadığı için, zekâtlarını vermek üzere Şam’dan ta Afrika’ya kadar gitmek zorunda kalmışlardı. Ömer b. Abdülazîz’e “bu kısacık zaman zarfında bu kadar büyük şeyleri nasıl başardın?” diye soranlara, o, mealen ibret dolu şu tarihî cevabı vermişti: “Allah ile aramızı düzelttik.

Demek ki, Allah ve Rasûlü’nün emirlerini nefsin iğvâsına terih eden zühd ve takvaya dayalı bir yaşam biçimi Allah ile aranın düzeltilmesini sağlıyor, bu da, yüce ahlâkî erdemlere önem ve öncelik veren ruhsal bir dinginlikle beraber, adâlet getiriyor, zenginlik getiriyor, huzur getiriyor, refah getiriyor, mutluluk getiriyor… Ve bütün bunlar dünya ve hatta âhiret saadetini birlikte getiriyorlar…

O halde hakiki doğruluk ve adâletin, gerçek refah ve zenginliğin, sahici huzur ve mutluluğun, ancak İslâm’ın yüce prensiplerine sımsıkı sarılmakla gerçekleşebileceğini söyleyebiliriz. Müslümanlar, hangi dönemde dinlerine sımsıkı sarılmış, Allah ve Rasulü’nün emir ve yasaklarına bihakkın uymuşlarsa, o dönemlerde nüfuzları da o oranda artmış, refah seviyeleri yükselmiş, zengin olmuş, mutlu ve huzurlu olmuş, bilimde, fende ve teknikte önder ve öncü olmuş ve yeryüzünün en âdil medeniyetlerini inşa etmişlerdir.

Aynı şekilde, çağımızda olduğu gibi, hangi dönemlerde dinlerini terk etmiş, İslâmî değerlere sırt çevirmiş, câhilî değer yargılarına göre bir yaşamı Allah’ın ve Rasûlü’nün hudutlarını belirlediği İslâm’a tercih etmişlerse, o zaman da dünya milletleri arasında en zayıf, en geri, en fakir, en hakîr ve en zelîl duruma düşmüşlerdir.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 519
Bu Ay : 5501
Toplam : 5501

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom