Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Gazetecilere uzanan soruşturma

Bize dokunmayan bir şey varsa ıslık çalar, seyrederiz. Görün gününüzü deriz. Nasılmış deriz.

Hayır, yalnızca malum soruşturma kapsamında gözaltına alınan gazetecileri kast etmiyorum. Genel mantığı dile getirmeye çalışıyorum.

Hatırlayın; 28 Şubat sürecinde “andıçlanan gazeteciler” vardı.

Üzerin çizilen siyasiler vardı.

Gece yarılarını geçen baskınlar ve bu baskınlardan sonra asla dile getirilemeyen hukuksuzluklar, işkenceler vardı.

Bunlar olurken birileri ıslık çalıyordu. “Ama onlar da rahat dursalardı, devletin bütünlüğüne kast etmişlerdir, vardır yaptıkları yoksa niye üzerlerine gidilsin” ve daha nicesi denirdi.

Kudüs gecesini hatırlayın; Nurettin Şirin bir gazeteci-yazar olarak derdest edilip, hakkı bildirilirken, yıllarca cezaevinde kalırken kimlerden ses çıktı, ses çıkarmayanlar neyi hesapladılar? Koca bir “irtica masalı” çerçevesinde her yönden kuşatılan insanlar vardı, kimler o dönemde birileri için kaos haline getirilen hukuksuzluğa dikkat çekti, bu kadar da olmaz dedi. Onu bırakın, hukukçulara “darbe brifingleri” verilirken alkış çalanları unutmak mümkün mü? Ve dahası kimi davalar kimler tarafından özenle takip edildi ve beraat verilen davaların bozulması için kimler devreye girdi? Hangi nedenlerle, daha önce beraatla sonuçlanan davalara yürek burkan cezalar çıktı?

Sahi andıçlanan, işlerinden olan gazeteciler için kıllarını bile kıpırdatmayıp, bıyık altında gülmekten de öte, köşelerinden kahkaha atan insanlar yok muydu?

Şimdi malum bir soruşturma var ve bu kapsamda her göz altıdan sonra birileri, bütün nefesleriyle mevcut hükümeti suçluyor. Hatta tehdit ediyorlar. Ne tesadüf 28 Şubat sürecinde de o günün hükümeti suçlanıyordu; bunlar da bırakıp gitsin canım, bunların yüzünden ülke geriliyor diyorlardı. Ne hesaplar yapılıyordu o gün, bunları unutanlar olabilir ama ülkenin geneli bunları unutmadı. Elbette “madem o gün birileri öyle yaptı, bugün de birileri böyle yapsın” diyemeyiz. Lakin bir şey deriz; herkes duracağı yeri ve konuşacağı havayı iyi seçmeli. Herkes adalete ihtiyacının olacağını bilmeli. Herkes kendi görüşünden olmayanların da insan olduğunu hatırlamalı.

Darbe günlüklerini ortaya çıkaran Nokta dergisi ekibine yapılanların üzerinden çok geçmedi. Gazeteci Alper beye reva görülenler bir asır evveline ait değil. Geçmişte sıkıştıkça “2. Abdulhamit dönemi basına baskı” söylemi tutturanlar, şimdi üzerinden henüz çok zaman geçmemiş hukuksuzlukları unutup, bir “sansür ve baskı korosu” hazırlama çalışması yapıyorlar.

Geçmişte o kadar olay var ki… Her kesim kendi hatırlamak istediğini hatırlıyor.

Fikret Başkaya meselesini tartışmak isteyen var mı?

Ya basın kullanılarak, basın yoluyla lince tabi tutulan merhum Ahmet Kaya’yı hatırlatmamız gerekmez mi? O lince tabi tutulabilir çünkü annesinin başörtüsünden bahsetmişti. Bir yönüyle irticaya arka çıkmıştı. Zaten mimliydi, solun zaptedilemez cihetiyle konuşuyordu.

İşkence gören gazeteciler gerçeğini de dile getirmek gerekmez mi?

Geçmişte, o günün Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in bir konuşmasına yönelik yazımdan dolayı, ertesi gün hemen çağrılmış ve ifademe başvurulmuştu. O günlerde her gün günün yorumu için çıktığım TV’ye benim konuşmam yayınlandıktan sonra duhul eden polisleri yazmam gerekir mi bilmiyorum. Bir kızcağız vardı “abi geldileler, konuşma metnini istiyorlar” diye telefon ediyordu. İrticalen konuştuğum için, konuşmayı kasete çekin verin diyordum. Baktım olmuyor, TV benim yüzümden rahatsız oluyor diye yorumları kestim. O günlerde, bu günün malum “baskı var” seslerinin sahipleri neredeydi. Tabi ortada bir irtica var ya, bırakın ne yaparlarsa yapsınlar. Her türlü baskı meşrudur diyorlardı. Belki lisanlarıyla değil ama halleriyle söyledikleri buydu. En azından bu böyle anlaşılıyordu ve çıkıp “hayır öyle demiyoruz” demiyorlardı. Ama biz bugün “hiç kimseye karşı hukuksuzluk yapılmamalı” diyoruz.

Malum soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan gazetecilere gelince, öncelikle hukuk içerisinde kalınmalı hatırlatması elbette gerekir. Varsa kendilerinin sebep olduğu bir hukuksuzluk o da ortaya çıkarılmalı. İşkence insanlık suçu ve hiçbir türüne müsaade edilmemeli. Kaldı ki bu yönde bir emareye bile müsaade edilmeyen günleri yaşıyoruz. Ve kimse bunu bir “hükümet suçu” olarak görmemeli. Bunu bir “hükümet suçu” olarak görenler, geçmişte yapılanları da “o günün hükümetlerine” mal etmiş olurlar. Ve dahası bugün hukuk AB normlarıyla konuşuyor.

Durup düşünelim. Kimi suçlayacağımızı, suçlamak gerekip gerekmediğini, kıstığımız sesleri, biz konuşalım başkası susturulsun seslerini, hepsini düşünelim.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 9
Bugün : 599
Bu Ay : 14333
Toplam : 23591

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom