Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Bunlar "Gavur Kayırıcıları"

Başbakan, ilgili bakanlar ve 500 iş adamı ile birlikte Kuveyt’e tam manası ile bir çıkarma yaptı. Sayın Başbakan ‘Üstün Müslüman Şahsiyet’ ödülü ile onurlandırıldı. Bu ödül Başbakan’ın şahsına teveccühle, elbette Türkiye’nin başta insani ve İslâmi değerler etrafında bölgeyi derleyip toparlayarak ekonomik kalkınma modeli oluşturma gayretlerinin takdir edilmesi anlamına geliyor. Biz bunu hak ediyoruz. Bütün bir İslâm coğrafyası bu onuru hak etmelidir. Bu ödül kendi bilincimizin, fiziki kudretimizin hayatı ve insanı ihya etme çalışmalarını özendirmesi anlamında, daha güzel başlangıçların ilki olmalıdır.

Yaşanan gelişmeler kıvanç vericidir. Önümüzdeki on yıllık sürede Kuveyt’in yapacağı yatırımlara ciddi manada katkı vermek için oradayız. Başta taahhüt firmalarımız 280 milyar dolarlık bir yatırımdan pay almak istiyorlar. Türkiye’nin 100 milyar dolar civarında bir taahhüt ihalesini alacağı tahmin ediliyor. Bu az buz bir rakam değildir. Çoğu devletin milli gelirinden fazladır.

İşbirliği sadece ekonomik boyutuyla sınırlı değildir. Elbette işbirliği hem Kuveyt’te hem Türkiye’de ekonomik büyümeyi fazlasıyla artıracaktır. Bizim de GSMH’mız artacak, en az 200 kalemle ifade edilen sektörde ciddi canlanmalar gözlenecektir. Canlanmayı Katar, Irak, Suriye, Ürdün ve diğer ülkeler ile yapılacak stratejik ekonomik işbirlikleri izleyecektir. Yakında bu işbirliğinin de geniş spektrumlu etkilerini ve uygulamalarını göreceğiz. O zaman bölge insanları daha içten ve içsel bağlantılar kuracaktır. Halklar, şirketler yakınlaşacak, ticaret, turizm ve daha da önemlisi kardeşlik gelişecektir. Bir yeni, bir somut dayanışma evresine girilmiştir. Bu İslâm kardeşliğinin gerektirdiği ve aslında şimdiye kadar gereksiz yere geciktirdiğimiz faaliyetlerdir.

Başbakan, yaptığı konuşmalarda işin kardeşlik ve dini duyarlık boyutlarına özellikle vurgu yaptı. “Zekâtlarımızın hesabını tam yapabilsek, dünyada yoksul Müslüman kalmaz” sözü ümmetin en önemli sorununa işaret etmekteydi. Başbakan doğru söylüyordu. Sonuçta, yüz milyarlarla ifade edilen harcamaları, Müslüman ülkeler olarak bizler yapıyorduk. Bölgede muazzam bir zenginlik var. Tabir yerinde ise çizginin bu tarafında Karun’lara yaraşır bir hayatımız vardı. Ama öbür tarafta açlıktan, yokluktan kıvranan Müslümanlar vardı. Afganistan’da, Burma’da, Filistin’de, Afrika’nın hemen bütün ülkelerinde insanlar açlıktan, hastalıktan kıvranıyor, kırılıyorlardı.

Daha dün Pakistan’da sel felaketine maruz kalan kardeşlerimizin yardımına gereği gibi koşamamıştık. Bu kuyularından dolarlar akan emirlikler, kardeşlerinin çığlığı karşısında kıllarını bile kıpırdatmamışlardı neredeyse. Bu da rüyanın gerçek tarafı! Bu nasıl bir kardeşliktir. Hani bir müminin bir yeri acısa, öbür mümin acısını kendi kalbinde duyacaktı? Hani komşusu açken tok yatan bizden değildi? Hani mülk belli insanların elinde toplanmış bir güç olmayacaktı? Yoksa Müslümanlık sadece hayallerimizin değişmez dekoru muydu? Hayalden öte gitmeyen fantezilerimizde Müslüman, dünya ile gerçek ilişkilerimizde materyalist! Böyle miyiz? Böyle miydik?

Biz kimdik? Bu nasıl Müslümanlıktı? İşte Başbakan, bir anlamda bu öz eleştiriyi, tüm çıplaklığı ile yapmış oldu. Şimdi bu konuda fazla söze gerek yok. Türkiye bu konuda da gerekeni yapmalı; mesela İslam Konferansı Örgütü’nde sırf bu işler için bir yardımlaşma ve dayanışma fonu kurulmalı veya var olanlar güçlendirilmeli, aktif hale getirilmelidir. Veya zaten var olan sivil toplum örgütleri, daha kabiliyetli, daha imkânlı hale getirilmelidir. Türkiye bu yönde yapılanmaların da öncülüğünü yapmalıdır.

Yine Başbakan, İsrail’in zulümlerini gündemde tutarak Müslümanların dayanışmasına canlı bir ruh, uyanık bir bilinç katmayı sürdürdü. İsrail’in tehlikeli sorumsuzlukları karşısında sessiz kalmayacağımızı bir kez daha ifade etti. Türkiye bu konuda çok stratejik bir duruş yeri edinmiştir. Bu nokta toplum veya devlet olarak Müslümanların yeni tertiplenmesine yol açacaktır. Yıllardır, dış baskıların etkisi ile İsrail’i arkalayarak sadece iç düzenimizi tehdide açık hale getirmedik, kardeş coğrafyalarla kurmamız gereken organik bağları da zayıflattık, zedeledik.

İzlenen manasız, saçma bir politikaydı. Olmayan, olmayacak politikaların anaforunda gözümüz kapalı, şuursuzca hareket ediyorduk. Her defasında bize darbeler, cinayetler, faili meçhuller, ekonomik yoksulluklar kalıyordu. Kendi enerjimizle, kendimizi yok ediyorduk. Ne de olsa Araplar düşmanımızdı, bizi arkadan vurmuşlardı! Yıllarca bu saçmalıklar pompalandı aramıza. Kalbimiz, kafamız emperyalist yalanların istilası altında sağlıklı işleyişini yitirmişti veya yitirmek üzereydi. Her toplum içinde iyiler de kötüler de. Ancak sormadan da edemeyiz: Benim asırlarca birlikte yaşadığım, din kardeşim Müslümanlar kötüydü de Filistin’i işgal eden, masum çocukları bile vahşice katleden İsrail Siyonistleri mi iyiydi?

Şimdi geldiğimiz noktada geçmişe dönüp baktığımızda, ne ölümcül hatalar yaptığımızı anlıyoruz. Hatalar karşılıklı yapıldı. Çünkü benzer kara propagandalar oralarda da bizim aleyhimize sürdürüldü. İşte şimdi aramızdaki mayınlı arazileri temizliyoruz. Soğuk duvarları yıkıyor, birbirimizi kucaklıyoruz. Görüyoruz ki, bizi birbirimize düşman edenler, servetlerimizi yağmalayanlardır. Artık anlıyoruz ki, bizi birbirimizden ayıranlar, birleşmemizden korkanlardır.
Bunlar kimdir?
Öyle fazla incelikli yazmaya gerek yok.
Bunlar Kâfirlerdir. Gâvurlardır.
Metin Mengüşoğlu’nun ilk hikâyesine verdiği isimle bunlar ‘Gavur Kayırıcılar’dır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 12
Bugün : 400
Bu Ay : 20472
Toplam : 29730

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom