Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Yeni bir dünya kuruluyor

20. Yüzyılda dünyaya egemen süper güç İngiltere ABD ile yer değiştirdi. BM’nin “Her ulusun kendini yönetme hakkına sahip olduğu ve ülkelerin içişlerine başka güçlerin müdahale etmemesi” kararı, İngiltere ve diğer sömürge ülkelerinin işgalleri altında tuttukları ülkelerin, ABD hegemonyasına geçmesi için yasal kılıf olarak kullanıldı. Bu süreç de her değişim dönemlerinde olduğu gibi çok sıkıntılı, zorlu geçti.

Özellikle üçüncü dünya ülkeleri, kan ve ölüm dehlizlerinden geçerek, sözde bağımsızlıklarını kazanıyorlar ama diğer yandan başka kurtarıcıların pençesine düşüyorlardı. Diğer batılı güçlerin sömürüsünden kurtulmanın sözüm ona özgürlükçü adı, ABD egemenliğine girmekti. İngiltere’nin gerileyişi ve ABD, SSCB gibi yeni süper güçlerin küresel ölçekte hâkimiyetleri böyle başladı. Bilindiği gibi biri liberal, diğeri devletçi; biri özgürlükçü diğeri eşitlikçi, biri hür diğeri yasakçı ve baskıcı olarak lanse edilen iki güç birbirlerinin varlığını karşılıklı olarak beslediler. Birinin varlığı, öteki üzerinden yaydığı korkuları meşrulaştırması için gerekçeden başkası değildi. Sonunda ülkeler işgal edildi, servetler yağmalandı. İnsanlar aç yoksul ve yeteneksiz bırakıldı. Değerler, kültürler, inançlar altüst oldu. Kraliyetin bizzat destek ve teşvikleri ile kurulan sömürü şirketlerinin, bütün dünyaya saldırmakla başlattıkları yeni küresellik, temel mantığını bozmadan, etkinliğini artırarak bu güne kadar geldi.

İki büyük savaşın ardından, İngiltere, Rusya ve ABD’nin değişen dünya koşullarına göre yeni biçimler almalarına rağmen, batılı modern kafanın zulme ve sömürüye ayarlı anlayışı değişmedi. Şimdi ‘para’ bütün bu devletlerin üzerinde bir güç olarak, hükmünü yürütmeye çalışıyor. Çok Uluslu Şirketler, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslar üstü kurumlar, sömürü mekanizmasını neredeyse devletlerden bağımsız işletiyorlar. Adeta devletler, bu küresel sistemi kendi çıkarları doğrultusunda işleten yüz ailenin emrine verilmiş bürokratik işlem mekanizmaları gibidir. Asıl güç bunlardadır. Bu güç bütün devletleri arzuları istikametinde kullanabilmekte veya koruyabilmektedir. Çeşitli spekülasyonlarla piyasaları yönlendirmekte, yapay krizler üzerinden devlet ve milletleri sıkıştırabilmekte, onlara istedikleri politikaları dayatabilmektedirler.

Geri kalmış üçüncü dünya ülkeleri, yaşadıkları acı dolu tarihlerinin de ruhlarında bıraktığı çekingen güvensizlikle, dünyaya entegre olmaya yanaşmadılar. Hem global sürece aktif ve etkin olarak katılma imkânlarından da yoksundular. Ellerini verdiklerinde kollarını kaptırmaktan korkuyorlardı. Ama ulusal sınırları içinde de bir kalkınma modeli geliştiremediler. Özgürlükçü bir yapı ortaya koyamadılar. Bütün bunlara bağlı olarak kültürde, düşüncede, bir varlık gösteremediler. Varlıkları her zaman emperyalistlerce tehdit edildi, sınırlandırıldı. Açlığa, yokluğa mahkûm edildiler. Modern dünya, geri bırakılan ülke halklarının vicdanları kanatan sefaletine, hep seyirci kaldı. Kendi medeniyetlerinin üstünlüğünü göstermenin çirkin bir yoluydu bu. Bu geniş coğrafyalar dünyanın hep kıyısında, uzağında bırakıldı.

Şimdi Türkiye, yepyeni bir açılımla kenara itilmiş, baskı altında geri bırakılmış, doğal olarak öz güvenlerini yitirmiş bu coğrafyalara açılmaktadır. Belki ciddi ilişki kurulan ilk zamanlar, Türkiye de kuşku ile karşılanmıştır. Ama ilerleyen zamanda Türkiye’nin batılı ülkeler gibi bir sömürü mantığı ve hesabı içinde olmadığı, net olarak anlaşıldı. Bu gelen yeni beyaz adamlar adildiler, yardımseverdiler, dost canlısı idiler. Bu gelen yeni beyaz adamlar, kendilerini ayrı görmüyorlar, bağırlarına basıyorlardı. Onların ezilmişlikleri üzerine bir yarar elde etme planı gütmüyorlardı. Dertleriyle dertleniyorlar, acılarına, gözyaşlarına ortak oluyorlardı. Bu gelenler yıkmak için değil yapmak için, düşmanlık için değil kardeşlik için, savaş ve çatışma için değil barış için, öldürmek için değil yaşatmak için oradaydılar. Bu insanlarla yeni bir iklimin, yeni bir medeniyetin rüzgârı esmeye başlamıştı. Bu gelenler has insandılar. Yalansız, dolansız, samimi insandılar. Bakışları benzeşiyor, yürek atışları örtüşüyordu. Yaratılanı yaratandan ötürü seviyorlardı. Onların zenginliklerini alıp götürmüyorlar, bilakis onlara zenginlik götürüyorlardı; hoşgörü, dayanışma götürüyorlardı.

Türkiye’nin bir yandan kendi yapısal iç sorunlarını çözerken diğer yandan dünyaya açılması, son derece zamanında, yerinde ve anlamlı bir hamledir. O nedenle dünya bizi beklemektedir. Biz oralara emperyal niyetlerle gitmeyeceğiz. Bizim amacımız Amerikalıların, Avrupalıların yaptığı gibi önümüze çıkanları yok etmek, zenginlikleri yağmalamak değildir. Olamaz, olmamalıdır. Dinleri, dilleri, yaşam biçimleri ne olursa olsun, tüm insan etkinliklerine saygılı olarak, onları var etmektir.

Eğer komşumuz, birlikte olduğumuz insanlar açsa, tokluğumuz bize acı verir. Onlar ağladığı sürece biz gülemeyiz. Onlar mutlu olunca biz mutlu oluruz, olmalıyız. İşte bizi materyalist batıdan farklı ve özellikli kılan sebeplerden bazıları bunlardır. Bu iyi niyetli çabalar, her bakımdan olumlu geri dönüşlerle hayat bulmaya başlamıştır. BM’de rekor düzeyde bir onayla Türkiye’nin Geçici Daimi Üyeliğe seçilmesi, izlenen yolun teveccüh gördüğünün açık kanıtıdır.
Biz doğru ve dürüst davrandıkça teveccüh artarak devam edecektir.
Sonunda ne mi olacaktır?
Yeni Bir dünya kuruluyor. Yeni bir dünya kurulacaktır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 97
Bu Ay : 17758
Toplam : 27016

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom