Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Sınırdan geçirilirken yakalandı

1.
Bir yazı eğer yayınlanıyorsa, en naif sebeple yazarın paylaşma arzusu gütmesinden dolayıdır. Paylaşmak, yazarı okur karşısında üstün bir konuma yükseltmez. Belki daha riskli bir konuma çıkarır. Paylaşma arzusunda özverili üretim ve arayış vardır. Yazar arayarak üretir, ürettiği için ona başkalarını da ortak etme amacı taşır.

Üretmek insanı paylaşmaya iter. Paylaşılmayan üretim stokçu, ketum bir anlayışı içerir. Ben bunu kabul edemem. Çünkü özellikle hakikate yönelme iddiasındaki bilgi ve düşünce, kimsenin özel mülkiyetinde olamaz. Bu söylediklerimden yazarın içsel sebeplerle yazmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Bunu niçin söylüyorum? Bazı yazarlar, üretmekten çok yansıtmacı, aktarmacı bir çaba içine girerek entelektüel bir edim ve etkileşim içinde olduklarını sanabilmektedir. O yazarlar, kendilerini okur karşısında peşinen üstün ve aktif bir konumda kategorize edebilirler. Toplumsal talepler için yazdığını söyleyenler, kendi iç meselelerini konu etmezler mi? Veya her insan gibi yazarın da iç meseleleri yok mudur? Bilakis yazarların içlerinde tutamayacakları kadar dışarıya doğru basınç yapan; varlığa, düşünceye, hakikate, benliğe, kimliğe, kişiliğe, metafizik kaygılara ilişkin sorunları olmalıdır. Aslına bakarsanız sahici anlamda yazmaya iten sebepler bu soyut kaynaşmalar, kabarmalardır. Yani kalbinde belli bir anlamın izini süren yazar, bir aşamadan sonra yazmaya mecbur kalıyorsa, kendi gerçeğine yönelen yolculukta başkalarından da yardım talep etme has niyetindendir.

Bir bakıma yazar yazısıyla okurundan yardım istemekte, okurundan derdine hiç olmazsa ortak olmasını beklemektedir. Bu hususiyeti ile insanların arasına katılacak, sosyal veya düşünsel çevrelerde yer edinecektir. Yani içsel, soyut arayışlar onu paylaşmaktan alıkoyan sebepler değildir. Bilakis iç basınç yazarı paylaşmaya zorlar. Derdine ortak ararken başkasının derdine ortak olur, çıkmazdan kurtulmak isterken başkalarına yol göstermiş olur. Başkalarının sıkıntısını gidermek isterken, asıl sıkıntının kendisinde olduğunu anlamak gibi hoş şaşkınlıklar da yaşanır. Yazı yazarın dışa açılan penceresidir. O yazmakla düşüncelerini sıraya kor, tertip eder, düzenler. Biçimsel doku bir yana ama daha da önemlisi içerik ile sadece başkalarına katkı yapmaz. Aynı zamanda kendi açmazlarının, çözümlerinin başka dimağlarda, başka prizmalarda nasıl değerlendirildiğine bakar.

Okur, yazarın boy aynasıdır. Yazara eksiğini, fazlasını gösterir. İşte paylaşmayı zorunlu kılan böyle bir zihinsel etkileşim mekanizmasıdır. O zaman sahici yazar, buyurgan olmak yerine katılımcı bir tarzı, dili benimsemelidir. Metin yazarın riske girerek ve kendi özelini genelleyerek açtığı bir tartışma alanıdır. Okur, o alana serbestçe ve dilediği gibi girer. Üstelik bu paylaşımda okur daha avantajlıdır. Çünkü görünürde en az risk taşıyan okurdur. Çünkü tartışma metni yazardan çıkar. Görünürde olan odur. Başlamanın, başlatmanın ilki ondan gelir. Ama o metin her okurun kendi yaşantısına, algısına göre farklı boyutlar kazanır. Sonuçta ne olur? Ölçülmesi zor bir işleyişle ortaya konan düşünceler, yine çoğumuzun tam anlamıyla çözümleyemediği analiz ve sentez süreçlerinden geçerek, kültür ve düşünce dünyasına katılır. Söylenen veya işitilen her söz o dünyanın rengini, iklimini, anlamını değiştirir. Kültür hayatı, paylaşımlarla sağlanan bu etkileşimin sağlıklı, yoğun işlemesine orantılı olarak daralır veya genişler. O nedenle söylenmiş, yazılmış hiçbir söz havada kalmaz. Kimse kulak vermese bile zaman onu kendi hafızasında tutar. Ve yine zamanı geldiğinde de sizi bir zorunluluk olarak o sözle baş başa bırakır. Bu cümlelerin arkasında başka bir anlam daha var. Onu ıskalamamak gerekir: Eğer sözünüzün hakikat nezdinde bir karşılığı yoksa; düşünceler, imajlar pazarlayan mağazaların en gözde vitrininde teşhir edilseler bile, zaman onları rüzgârına katarak süpürüp gider. Nice uzun zamandır, zihnimize doluşan bu süprüntüleri ayıklamakla meşgul olduk. Söz, taşıdığı öz gücü ile kendi tahtına oturmalıdır. Öze gerek duymaksızın gücün tahtında saltanat süreceklerini sananlar, fena halde yanılırlar. Kendi yanılgılarına çarpılıp paramparça olurlar. Öyle de oldular nitekim. O nedenle yazar kendi kalbi ile birlikte zamanın nabız atışlarını çok iyi duymalıdır. Zamanı dinlemeli ve zamana söylemelidir her şeyden evvel.


2.
haBertaraf’ta bir yıldır paylaşıyorum. Bizim işimiz sadece yazmak değil. Sanılmasın ki, bizim özel yazı ofisimiz, sekreterlerimiz var. Bize yazacağımız konulara ilişkin dokümanlar, veriler, dosyalar hazırlıyorlar. Hatta bir talimatla yazıyı başkaları yazıyor, bize sadece imza atmak düşüyor. Yine sanılmasın ki bizler, başkaları gibi bu işten para kazanıyoruz, bu işi para için yapıyoruz. Bu sebeple bizlere ‘amatör’ denilecekse, bu sıfatı sadece ‘gönüllü, hiçbir karşılık beklemeyen’ tavrı ifade ettiği için kabulleniriz. Yazdıklarımızdan dert kazandığımız için amatör olalım; birileri de yazdıkları için para kazandıkları için profesyonel olsunlar. Doğallıkla biz derdimizi yazalım, onlar para getirecek şeyleri yazsınlar. Para eden duygular, düşünceler, hayatlar, meraklar… Özellikle medyada yukarıda anlattığım tipte yazarlar az değildir. Bırakınız günlük yazı veya makaleleri, önlerine tuğla kalınlığında kitaplar konur. Bizim yazar beyefendiye sadece kapağın üzerine ismini kondurmak kalır. O belgeler, bilgiler nereden nasıl gelmiştir, kitap ne maksatla hazırlanmıştır, bilene aşk olsun. Biz bu yazarlardan; tezgâh kuran, tezgâha gelen yazarlardan olmadık. Allah nasip de etmesin.

Güç bela yazdığımız kitapları bile nasıl basacağımızı bilmiyoruz. Düşünmekten, kavgadan kitaplaşmaya vakit bile bulamadık nerdeyse. En azından kendim için söylüyorum. Kavga dediysem, hemen düşünsel, siyasal anlamda bir kavga gelmesin aklınıza. Evvela ciddi manada bir geçim sorunumuz var. “Kör olası hanede evlâdüıyal var” Eve ekmek götürmezsen olmaz. Önce bütün gün onlar için çalışırız. Sonra? İşte sonra gece yarılarına kadar okumalar, yazmalar sürer. O yazılar nice yorgun, nice uykusuz geceler sonrasında çıkar ortaya. Dergi sayfalarında yer alması için. Bazen de sınıf atlamalarından dolayı, karşı mahalleye taşınmış eski dostların yitik duyarlıklarıyla şöyle bir göz ucuyla bakıp dudak kıvırmaları için. Karşılaştığınızda “Siz hâlâ bu işlerle mi uğraşıyorsunuz” diyen müstehzi imaları kalbinizi fena yaralar. Evet, biz hâlâ böyle gereksiz şeylerle uğraşıyoruz. Senin gibi puştların, siyaset veya ekonomide daha rahat bir maneviyatla iktidar sürmesi için! Yine de, sonunda kendinize yakıştıramadığınız böyle bir içerlenme, içinizde zehirli bir yılan gibi kıvrılıp, hangi deliğe girdiği bilinmeden kaybolur gider. Dostunuzun acelesi vardır. Size fazla zaman ayıramaz, son model arabasına sizi küçümseyen edalarla kurulup basar gaza. Dostunuz acele yürür, siz ecele yürürsünüz. Sorsanız onlar da sizinle bir davayı, bir hayatı paylaşırlar. Ama bu paylaşımda nedense hep bize külfetler, onlara ülfetler düşer. Adamlık bizde kalsın be ağabeyler!

Aziz okurlarım,
Sizler beni haBertaraf’taki yazılarımla tanıyorsunuz. Yeri gelmişken biraz kendime, kendimize iltimas geçmeme izin veriniz. Bu fakir, gençliğini idrak edeli beri yazıyor. Önce yazmak benim için gerçek bir sığınaktı. Hayata ve hakikate hazır olmanın bir yolu idi. Ama hep hazırlıksız yakalandım. Bütün tehlikelere açık. Elim, cebim bomboş. Ama pusatlanmış bir kalbim var şükürler olsun. Sonunda hazırlığın tamamlanamayacağı kanaatine vardım. O nedenle benim yazılarım hazırlıksız yazılar gibidir.

haBertaraf’taki aktüeliteyi yoruma dayalı yazıların dışında Ayvakti düşünce edebiyat dergisinde neredeyse 7 yıldır kesintisiz yazıyorum. Varlığın zorunlu bağlanışı demek olan imandan, hakikati kavrama görevi üslenmesi gereken akla düşünsel salınımlarımı, oradaki yazılarımda paylaşıyorum. O yazılar belli bir anlayış çerçevesinde oluştu. O çerçeveleri bu yıl kitaplaştırmayı düşünüyorum. Sanırım faydasız bir iş yapmış olmayacağım. Kitapçı raflarında onca kitap arasında birkaç tane eksik veya fazla olsa ne olur değil mi? Böyle de bakılabilir. Kim bilir belki de kimi arkadaşların ifadesi ile böyle baktığım için geciktim.
Lâfı ne çok uzattım. Bizimkisi şöyle baş başa bir hasbıhaldi. Veya tutun ki, kalbimizin yasak sınırlarından geçirilirken bir yazı yakalandı.
Esenliğiniz için dua ediyorum.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 3
Bugün : 113
Bu Ay : 17774
Toplam : 27032

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom