Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Zamanı kazanmak

Bir yılı daha devirdik.
Bir yılı daha geride bıraktık da diyebilirdim.

Ama devirmekte bir direnç, bir mukavemet var. Mukavemet eden bir şeyi devirmek istersiniz. Bu kelime, güreş gibi rakibe güç kullanmayı gerektiren spor dallarında kullanılır örneğin. Rakip direnir. Onu yıkmanız gerekir. Yoksa başarılı olamazsınız. Devrilmek mukavemet gücünün tükenmesi ile gerçekleşir. Diyelim ki bir ağacı dibinden kesiyorsunuz. Ağacın mukavemeti her balta darbesi ile zayıflar, sonunda devrilir. ‘Bir yılı daha devirdik’ derken bunları da göz önüne alarak söyledim.

Zamanla boğuşuyoruz. Zaman bizi zorluyor. Zaman bize direniyor. Belki tersi oluyor; bizler zamana direniyoruz. Sonuçta elde edilen hâsılaya bakılarak bir yılın mı devrildiği, yoksa yılın mı bizi devirdiği, hem de üstümüze devrildiği anlaşılır. Bir anlamda yıl ile ölçülerek idrak edilen zaman, izafi bir kavramdır. Zamanı yıl aralıkları, ritmi ile anlıyoruz. Ölçme birimlerimizi saniyelere, saliselere kadar küçültebiliriz.

Zaman akıyor. Zaman, aslında bütün, kesintisiz, sonsuz bir düzen, bir işleyiş içinde akıyor. Gelen gitti. Ama zaman kendini gelenlerin ve gidenlerin ritmine göre ayarlayarak hızlandırdı veya yavaşlattı. Zamanı idrak etmemiz, bir anlamda kendi yapıp ettiklerimizi idrak etmemiz demektir. Bir yılı daha devirmek, aslında bir yıllık kadar kendi belamızdan, kendi sorunlarımızdan kurtulmak anlamına mı geliyor yoksa? Bu tasnifin, bu yaklaşımın sonuçta çocukça bir avunma olduğunu bilmek gerekiyor. Geçen yıl, beraberinde sorunlarımızı, sıkıntılarımızı da mı alıp götürdü? Keşke öyle olsaydı. Hayır. Azalmış da olsa sıkıntı devam ediyor, devam edecek. Yine de erken konuşmamalı. Azaldığını sandığımız sıkıntılar, yarın devasa büyüklükte karşımıza çıkabilir. Bunu öngöremiyoruz. Sadece öngördüğümüzü sanıyoruz. Bize düşen de budur: Doğru, dürüst, ilkeli, samimi, inançlı yaşamak. Hele bireysel, toplumsal temelde; bilgi, değer ve düşünce üretmeye dönük çabalar asla durmamalıdır. Bu anlama zaviyesinden baktığımızda, geçen yıl için azımsanmayacak kazanımlar elde ettiğimizi söylenebilir. Ülke ve millet adına, 2010, telef ve ziyan edilmemiş bir yıl olarak değerlendirilebilir.

Eğer demokratikleşme ve ekonomik ilerlemede ümit verici gelişmeler olmasaydı yılı devirmekten değil, o koca senenin üzerimize devrilmesinden söz ediyor olacaktık. Bu anlamda nice yıllar olmuştur, darbelerle, yasaklarla, yoksunluklarla, yoksulluklarla üzerimize devrilmiştir. Bilgisizliğimiz, beceriksizliğimiz, duyarsızlığımız sebebiyle nice yılar üzerimize devrilip, aşkımızı, umudumuzu, geleceğimizi ezmiştir. Ruhumuzda o yıllardan kalma burkuntular, kalbimizde incinmeler vardır. Aklımız düğümlenmiştir, içimize bir bunaltı, bir bulantı dolmuştur. Bütün bu içimizi, dışımızı daraltan, karartan yıllardan bize acı, hicran kalmıştır. Çığlık, feryat, ıstırap kalmıştır. O yılların silinemeyen, son kalıntıları da henüz silinmekte olan izleri, alnımıza gelip oturmuştur. Alnımızdaki o çizgilerin toplamı ülkemizin ruh haritasını yansıtır olmuştur. İşte en son Başbakanımız bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat zulmünün gayrimeşru Batı Çalışma Grubu’nun son kurumsal kalıntısı olan Başbakanlık Takip Kurulunu da lağvetti. Sembolik de olsa zaten hükmü kalmamaya yüz tutmuş bir dönemin son kalıntılarının ortadan kaldırılması çok önemlidir. Çünkü özgürlükçü, hak ve hukuka, insana saygılı bir zihniyetin sadece var olması değil, ondan da önce cesur olması istiklalimiz ve istikbalimiz için hayati öneme sahiptir. Görünürde o yıllar geçip gitti. Ama etkileri sürmekteydi. Yani üzerimize devrilip gitti, bizi devirip gitti. Doğrulmamız en az on yılımızı aldı. Müthiş zafer; 990 yıl kârdayız.

Biz yine de ‘bir yılı daha geride bıraktık’ diyelim. Yılın geride kalması keşke bizim ileri gidişimizin başka bir söyleme biçimi olsaydı. Yine de 2010 toplum olarak birçok alanda önemli kazanımlar ve deneyimler elde ettiğimiz bir yıl oldu. Temponun artarak sürmesini diliyorum. Bunun yanı sıra zihin dünyamızı aktüalitenin sıcak ve doğası gereği insanı birebir etkileyen gündemi ile daraltmamalı. Ben bireysel yetkinlikler kazanmayı önemsiyorum. Herkes, her birimiz kendi ilgi alanları içinde başarıya odaklanmalıdır. İlimde, sanatta, ticarette, siyasette, değişen Türkiye’nin ümit verici gelişmelerine koşut olarak dolmamız, donanmamız lâzım. Aslında Türkiye’nin yeni gerçeklikleri, bizim kendimizi yeniden keşfetmekle sahip olduğumuz donanımın, hayata yansımasından başkası değildir. Yansımalar ne kadar güçlü olursa Türkiye’nin her birimizin özünden beslenen kökleri de daha güçlü olacaktır. O kökler bizi besliyor, biz o kökleri besliyoruz.

Beslenme duramaz. Değilse zararda oluruz. Kazandığımızı sandığımız bir noktada zarar içinde oluruz üstelik. Tam yeri geldi, sizinle yaşanmış bir fıkra paylaşayım: Biliyorsunuz İzmir Musevi vatandaşlarımızın yoğunluklu yaşadıkları illerimizden biridir. Kemeraltı’nda böyle bir Musevi’nin komşusu olan Müslüman bir tüccar, komşusunun her akşam iş yerini “Bugün de zarar ettik” diyerek kapatmasına bir anlam verememekte, alttan alta sinirlenmektedir. Çünkü en çok iş yapan odur. Bir gün dayanamayıp sormaya (hatta bana anlatıldığına göre, ters bir cevap alınca dövmeye) karar verir. “Eron Bey içimizde en çok kazanan sen görünüyorsun. Dükkânın akşama kadar müşteriden dolup taşıyor. Allah için bir de ‘çok şükür, Allah bereket versin’ de” diyecektir. Ertesi gün aynı manzara tekerrür edince, bizimkisi Eron’un karşısına dikilir. Diyeceğini der. Ama Eron’un cevabı ilginçtir: “Evet para kazandık ama günü kaybettik. Ömürden bir gün daha gitti. Giden ömrü parayla alamazsın. O yüzden bugün de zarar ettik”

Evet dostlar, bırakınız bir günü, bir yıl daha gitti. Bu yılda şöyle oldu, böyle oldu. Geçen zamandan size ne kaldı onu söyleyin. Ne kaldı bize? Gündelik kaygılar, telaşlarla günleri aylara, ayları yıllara ekleyerek geçip gidiyoruz. Bir de bakıyoruz ki, koca bir ömür tükenivermiş. Elde var sıfır! Sonunda devrilen biz oluyoruz. Öyleyse dostlar ne duruyoruz. Şimdiden, şu saatten tezi yok iyiliklere doğru bir adım atarak, o adımları sürekli bir yürüyüş yaparak işe koyulalım. Hem sonra, kutlu peygamberlerimizin “İki günü eşit olan zarardadır” hadisine muhatap olan bizlerin, eriştiğimiz her yeni günü, her yeni yılı imkân bilmek, iman ve ibadet sorumluluğunun gereği olmalı değil midir? Bu yılı, bir yeni başlangıca dönüştürebiliriz. Başlamanın ilki yapabiliriz. Ne zaman? Şimdi. Bu duygularla 2011 bereketli olur inşallah.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 12
Bugün : 772
Bu Ay : 16852
Toplam : 26110

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom