Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Herkes kendi yerine

Dün akşam televizyonların haber bültenlerinde bir olayın görüntüsü kabuledilebilir cinsten değildi. Siz de izlemiş olmalısınız. Bir grup yüksekokullu genç, kuruluş yıldönümü sebebi ile YÖK’ü protesto ediyor. Ellerinde mensubu bulundukları derneğin veya partinin bayrakları, dövizler. Slogan atıyorlar. Polis olaya müdahale ediyor. Birkaç genç, zor kullanılarak yaka paça gözaltına alınıyor. Hatta göstericilerden bazıları polisler tarafından vahşice dövülüyor.

Bu nedir?

Bu düpedüz hukuksuzluktur. Yargısız infazdır. Belki bazıları, o geçmiş yıllarda bırakıldığını sandığım cahil tepkiyle, bu olayı makul görmeye çalışabilir. “Efendim o öğrenciler dinsiz, komünist” diyebilirler mesela. “Çevreyi huzursuz ediyorlar, polisin ikazını dinlemiyorlar, amaçları YÖK’ü protesto etmek değil, olay çıkarmak. Bunlar militan. Provokasyon yapıyorlar” denilecektir. Hayır, bu saçma sapan gerekçelere yüz defa, bin defa hayır. Bir hukuk devletinde insanların düşünme ve düşüncelerini protesto, gösteri şeklinde de olsa ifade etme haklarını sınırlayamazsınız. Hele bunu göstericilerin görüşlerine istinaden yaparsanız buna hiç hakkınız yoktur. Orada bir provokatör, bir militan aranacaksa o da devletin polisidir. Elbette onlara böyle bir görev veriliyor diye düşünmüyorum. Ama şu “durumdan vazife çıkarma” kötü huyu var ya, işte o huy en üst seviyeden darbe yapmakla başlayıp alt seviyelerde polisin şiddetine kadar çeşitli uygulamalarla yaşamı çekilmez kılıyor.

Polis o delikanlılara hayran oldukları için değil, elbette savundukları düşünceden dolayı saldırdı. Burada düpedüz polis devlet adına militanlık yapmıştır. Polis kendisine verilen ve tarafsız kullanması gereken yetkileri kötüye kullanmış, istismar etmiştir. İster polis, ister sivil olsun hiç kimse gösteri yaparak savunduğu düşüncesi sebebiyle başkasına şiddet uygulayamaz.

Ben bunları söylerken o göstericilerin duyarlığını ideolojik olarak savunuyor değilim. YÖK hususunda paralel düşüncelere sahip olabiliriz. Bu ayrı bir konu. Hatta onların benim düşünceme, yaşama biçimime saygı göstermiyor olmaları bile benim onlara karşı özgürlükçü tavrımı etkilemez. “Madem bunlar benim varoluş ve özgürlük alanımın daralmasını istiyorlar o zaman ben de bunların alanını daraltıcı faaliyette olayım” diye düşünmem. Bu bize yakışmaz. Böyle düşündüğüm zaman onlar gibi olurum. Bir kötülüğü başka bir kötülükle, şiddeti şiddetle savma eğilimi bizde yoktur. Bizde iyilik, güzellik, özgürlük, insan hakları karşılıksızdır. Kayıtsız koşulsuz savunulacak bir değerdir. Ben, beni öldürmeye gelenin bile hakkını korumalıyım. Öyle korumalıyım ki, beni öldürmeye gelen bende dirilsin! Sezai Karakoç’dan ödünç ifade ile söyledim son cümleyi.

Bakınız aynı gün bir üniversitemizde bazı solcu öğrenciler hem bir form yaptılar, hem de girişte bir cama ilan yapıştırdılar. İlanda okula başörtüsü ile girmenin yasak olduğu yazılıydı. Yasakçı statükonun jandarmalığını yapmak size mi kaldı? Sonra lafa geldiği zaman da özgürlükçü geçinip durursunuz? Bu arkadaşlara işte bunun için üzülüyorum. Sizin yaşam alanını daraltmak istediğiniz kesimden biri olarak ben, sizin sonuna kadar kendinizi ifade etmenizi arzuluyorum. Ben kendimi sizin var oluş teminatınız olarak görüyorum. Bu arkadaşlara bir haksızlık yapılsa ve o haksızlık benim yakın olduğum kesimden de gelse şiddetle karşı dururum. Zulme karşı bu arkadaşların safında yer alırım. Ben ne zalimin ne mazlumun dinini, ideolojisini sormam. Düşüncem, geleneğim, aldığım terbiye buna asla izin vermez. Bu sebeple sizler de bizim yanımızda yer alın da demiyorum. O zaman bu meseleleri şahsileştirmiş, bir şekilde sen-ben meselesine dönüştürmüş olurum. Çekiniriz nefsimizi hakkın, adaletin önüne veya üstüne koymaktan.

Sonuçta ister polisin uyguladığı, ister asılan o ilanda ortaya çıkan yasakçı anlayış, bir alanda buluşuyor. Müsamahasız, hoşgörüsüz bir alanda. O alanda karşıt gözükenler hep birbirine benzeşiyor nedense. Bunun da açıklaması var. Ama yeri burası değil. Yine dün izlediğim başka bir polisiye olayla bitireyim. Yine Ankara’dayız. Meclis’in yakınında başka bir gösteri var. Elli-yüz kişi topluca bağırıyor. Bağırsınlar. Yine durumdan vazife çıkaran bir polis grubu, göstericilere yaklaşıyor. İtiş kakış başlıyor. Tam o sırada komser devreye giriyor ve polisleri azarlıyor. “Sizin burada ne işiniz var geçin yerlerinize” diyerek polisleri taraf oldukları veya olacakları kavgadan uzaklaştırıyor. İşte bu. Ben polis diye, anlayış diye buna derim. Peki ne oldu? Çatışma mı çıktı? Bağırıp çağırıp, deşarj olup gittiler. Herkes rahatladı. Orada polis müdahale etseydi iyi mi olacaktı? Yanlış yapmayalım. Herkes yerine çekilsin ve bırakın insanlar kendilerini rahatlıkla ifade etsinler. Bağırmakla, yürümek, gösteri yapmakla ne devlet yıkılır, ne kıyamet kopar.


Not. Bugün saat 14.00’de AKV’de (Mithatpaşa Cad. No:62/6, Kat:2) “Türkiye’nin Yeni Gerçekliği” konulu konuşmamız olacak. Dostlarımın eleştirel yaklaşımları için.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 615
Bu Ay : 16045
Toplam : 25303

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom