Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Sözü saklamadan konuşmak

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül “Meselelerimizi konuşarak halletmeliyiz” dedi.

Ne var bu beyanatta diyeceksiniz. Doğru; bilinmeyen, anlaşılması güç bir gerçekliğe ve gerekliliğe vurgu yapmıyor bu ifade. Basit, yalın. Doğru söylüyorsunuz da, düşünün ki bu memlekette konuşmak kavga etme sebebi olmuştur yıllar boyu. İnsanlar susturulmuş, konuştuklarından dolayı cezalandırılmıştır. İnsanlar konuşa konuşa anlaşamamışlardır ne yazık ki. Kendimizi özgürce, açıkça ifade ederek anlaşmak yerine, sözümüzü saklayarak, kelimelerimizi içimizde tutarak, düşüncemizi belli etmeyerek birlikte olma yolunu seçmişizdir.

Susarak anlaşmışızdır bir anlamda. Bastırılmanın sonucudur bu susku. Patlamaya hazır birer bomba olmuştur kelimeler. O nedenle kelimelerimize düşünceden çok öfke yüklemişizdir. Sonuç olarak da konuşmalar keskin sloganlara dönüşerek varoluş hattımızın şiddetli, kararlı savunma araçlarına dönüşmüştür. Konuşan vurulmuştur. “Karışma, konuşma” anlayışı biraz da devlet politikasının topluma yansıtılması sonucu, benliği köreltici, kişiliği silikleştirici alışkanlığa dönüşmüştür. Bastırılmış duygular, kelimelerle infilak edince, hızını alamamış şiddete evrilmiştir.

Şiddet insanımızın kendini ifade etme biçimi ve aracı olmuştur. Sonuçta düşünce, bilgi, ilim adına ne varsa hayatımızdan bir bir çekip gitmiştir. Değer, fikir üretemez olmuşuzdur. Özellikle Tanzimat ile başlayan hızlı batılılaştırma projeleri, topluma devlet dayatması ile uygulanınca, toplum kültürel, tarihsel yerinden koptu. Kendi ruh dünyasına uygun yeni bir yer de edinemedi. Bu kaos ve karmaşa içinde konuşma işlevsizleşti, amaçsızlaştı. Gevezelikler, peşin hükümler, ezberlenmiş klişe lâflar, söz tahtına oturdu.

Tam konuşmaya gerek duyulacak bir ortamda, bu kez de dilimizi unutmak üzereydik. Kendi ruhunu, benliğini yitirmek üzere olan toplum, kendi dilini de bulamazdı elbette. Bizim olmayan ruhu, bizim olmayan kültürü ve bizim olmayan ideolojiyi bizim dilimizle nasıl anlatacaktık? Hem daha da önemlisi niçin bizim olmayan bir dünyanın sözcülüğünü yapacaktık? Aklımız, ruhumuz karmaşa ve kamaşma içindeydi.

Karmaşayı oluşturan ve konuşmamızı imkânsız kılan asıl sebep kendi yerimizde olamayışımız, başka bir söyleyişle kendi konumumuzdan uzaklaşmamızdı. Değilmi ki konuşmak, ‘konuşlanmak’la yani belli bir yerde durmak, orada karar kılmakla doğrudan bağlantılı bir kelimedir. Duruş yeri belli olmayanların ne diyeceği de belli olmaz. Söylediklerinde mantıki bir silsile, diyalektik bir örüntü bulunmaz. Tanzimattan sonra öne çıkarılan aydın ve siyasetçi tipinin konuşma hakkı ve yetkinliği yoksa işte bu sebepledir. Yani aydınımızın ve siyasetçimizin topluma, yaşadığı ülkenin gerçek koşullarına, tarihine ve kültürüne göre biçimlenmiş (ve bilinçlenmiş) bir yeri yoktur.

Nereye bastığını, nerede durduğunu bilemeyen insan hangi açıya sahip olacaktır? Hayata nereden ve nasıl bakacaktır? O bağlantılarından kopmuş, daha tanımlayıcı bir ifade ile ‘ipini koparmış’tır. Savrulmakta, serseri mayın gibi, rüzgâra tutulmuş yaprak gibi şuursuzca dolaşmaktadır. Yakın zamana kadar bizim aydınımızın da, siyasetçimizin de içine düştüğü zihinsel çıkmazın ana mahiyeti işte budur. O nedenle Cumhurbaşkanımız’ın “meselelerimizi konuşarak halletmeliyiz” ifadesi çağrıştırdığı ilk anlamdan çok kapsamlı bir içeriğe sahiptir diye düşünüyorum.

Bu sözden kategorik olarak konuşmak için önce ciddi bir meselemizin olması gerektiği zaten anlaşılır. Sonra bu meselemize ciddi manada çözüm bulma arzusu ve en sonra da çözüm için başka açılara, başka değerlendirme biçimlerine de ihtiyaç duymamızın önemli olduğu. Sizce de içinden geçtiğimiz süreçte bu unsurlar önemli değil midir? ‘Konuşalım’ diyen insan belli bir yerde duruyor veya durmak için bir yer arıyordur. Bu anlamda siyasetimizi, siyasi partilerimizi, onların nerede durduğunu bir daha düşünelim. Bugün konuşma ekseninde sağlıklı, olumlu ilişkiler kurulamıyorsa, bu biraz da kimin nerede durduğunu bilemeyişi, bir yerde karar kılamayışı sebebi iledir. Mesela CHP ve onun genel başkanı Kılıçdaroğlu nerede duruyor? Duruş yeri, tarzı bir bilinebilse, konuşmak kolay olacak. Ama savrulan, yalpalayan, doğrusu kendine bir yer arıyor görüntüsü de vermeyen insanlarla nasıl, hangi dille, hangi ilkelerle, hangi amaçlar için, hangi üslûpla konuşulur? Akşam başka, sabah başka konuşuyor. Dün şöyleydi bugün böyle. Bakalım yarın nerede ve nasıl olacak? 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 127
Bu Ay : 18517
Toplam : 27775

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom