Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Kimliğimizi ve kişiliğimizi bulmak

Ulusal kimlik ile bireysel kimliğin dayandığı gerçeklikler farklıdır. Sanıldığının tersine ulusal aidiyetler daha kolay oluşur. Hatta çoğu zaman ulusal veya milli bilince sahip olmak için yoğun bir çaba sarf etmek gerekmez. Hatta hemen hiçbir çaba sarf etmek gerekmez.

Ulusa ait kültürel, yaşamsal, duygusal gerçeklikleri hazır veriler olarak buluruz. Biz bu realitelerin içine doğar, içinde büyürüz. Algılarımız, beğenilerimiz, duyarlıklarımız, yaşama biçimimiz bu hazır formlara, formata göre oluşur. En farklı olanımızda bile bu formun etkileri vardır. O nedenle ulus içinde ulusal değerleri öne çıkarmak ne bir ayrıcalık ne de bir maharettir. Her yerde, her zaman ulusa vurgu yapmak bağlamsız, manasız bir davranıştır. Ulusal değerler senin benim konuşmamla var olmadıkları gibi yok da olmazlar. O değerlerin hayata ve insan ruhuna işleme tarzı, tonu kolay izah edilir bir olgu da değildir.

Yine sanılanın aksine bireysel kimlik sahibi olmak daha zordur ve özel bir çaba gerektirir. Özel zihinsel, duygusal çaba. Birey olmak sürüden son dönemin revaçta kavramı ile kitleden ayrı bir varlık inşa etmeyi başarmakla mümkün olur. Birey olmak için kendimize has özgün duruş ve düşünce biçiminin olması gerekir. Sahip olduğumuz düşünce biçimini başka çoğunlukların paylaşması, bizim kişisel hususiyetimizi ve önemimizi azaltmaz. Önemli olan o algıya ‘uydum kalabalığa’ mantığı ile değil, kendi alın ve akıl terimizle varmamızdır.

Birey olmakla kişilik sahibi olmak arasında ayrışmaz bağlantılar vardır. Bu bağlamda oluşacak kimlik öncelikle ve olabildiğince kitlesel etkilerden sıyrılarak kendimize has bir anlam dünyası kurmakla mümkündür. Düşüncelerimiz bizi en bariz bir şekilde tanımlar, ele verir. Düşüncelerimizle fark edilir, değer buluruz. Güçlü benlikler kişiliklerini gerçekleştirmek için bu zorluğa seve seve katlanırlar. Doğrusu hem insanın fıtratında bu yönelişten haz duymak vardır, hem de belli bir çağdan sonra toplum sizi kişilikli olmaya zorlar. İşte bu aşamada güçlü benliklerle zayıf benlikler farklı ve kimi durumlarda aldatıcı yollar seçebilir.

Bu aldatıcı yollardan sadece birine işaret etmekle yetinmek istiyorum: Belli bir çağa kadar çocukça davranışlar, hatta haşarılıklar, haylazlıklar toplum tarafından hoşgörülür. Ama ergenlik dönemi aşılıp da delikanlılık başlayınca toplum size bazı sorumluluklar yükler. Size yönelen beklentiler toplum içinde fonksiyon ve rollerinizi değiştirmeyi gerekli kılar. Kendinizi kabul ettirmek, başarılı olmak durumundasınızdır. Değilse gördüğünüz müsamahanın sınırları gittikçe daralır ve en nihayet yok olur. İşte tam o nokta ‘olmak ya da olmamak’ noktasıdır. Kabul görmeniz ‘olmak’, kabul görmemeniz ‘olmamak’ anlamı taşır.

Eğer toplumun ve hayatın ihtiyaç duyduğu bir açılım, bir çaba içinde iseniz hem kabul hem destek görürsünüz. Yok eğer hayatı ve toplumu zora sokucu, sorumsuz davranışlarınızı sürdürmeye devam ediyorsanız hem kabul görmez hem destek bulamazsınız. Bir aşamadan sonra size şöyle söylenir: “Şimdiye kadar yaptığın yaramazlığa müsaade ettik. Ama bil ki o aşırılıkları bile bizim anlayışımıza güvenerek yaptın. Artık büyümeli, akıllanmalı, olgunlaşmalısın. Böyle devam edemezsin. Olgun insanlar gibi davranmalısın. Değilse işte şimdi olduğu gibi kulağını çeker, akıllanmazsan kulağını koparır, daha da akıllanmazsan günah bizden gitti!”

Bireysel gelişmelerini tamamlayamayanlar, yani olgunlaşmak için bir çaba sarf etmeyen aylak takımı, bu halleri ile toplumda kabul görmenin kurnazca yollarını buluyor, deniyorlar. Ne mi yapıyorlar? Ulusal veya etnik aidiyetleri bireysel kimliklerinin değer ve kodları ile değiştiriyorlar mesela. Böylece herkesin saygı duyduğu ve bir şekilde herkesi ilgilendiren, değerler için ekstra bir çabanın gerekmediği konular üzerinden yanıltıcı bir gündem oluşturuyorlar. Kendilerini bu yanıltıcı gündemin tam merkezine belirleyici bir konuma oturtuyorlar velâkin fena yanılıyorlar. Yanılmaları hem bireysel ve ulusal kimlik bağlamlarını karıştırmaları hem de değerler üzerinde bilgi ve düşünce yoğunlaşmasından çok heyecan fırtınası estirmeleri yüzündendir.

Kuru heyecanlar doğası gereği bilgi ve düşünceyi değil, karşılıklı köpürtülen öfkeleri çoğaltır. Durum böyle olunca gündemi kasıp kavuran şuursuzluk, hayati konuları bile serinkanlılıkla düşünmemizin önünü tıkar. Büyük ölçüde bu yüzden en hayati meselelerimizi konuşmakta gecikmişizdir. Oysa birlikte yaşayan, birlikte var olan insanların konuşmasından daha doğal ve gerekli olan ne vardır? Konuşmak ihanet gibi algılanmışsa, bilgi ve bilinç eksikliğindendir. Bu hastalıklı tutumla ne bireysel ne ulusal kimlik inşa edilebilir.

Umutla ve sevinerek görüyorum ki, bu manasız handikapın içinden de çıkmaya çalışıyoruz artık. Çalışmalar mutlaka iyi yönde sonuç vermelidir, verecektir. Çünkü onca acı tecrübelerden sonra gelinen aşamada, toplumun olgunluk seviyesi, gelişmemiş zihinlerinin sandığı gibi düzeysiz ve basit değildir. Artık milletimiz, ne idüğü belirsiz kişilerin keyfi için ölümcül tezgâhlara gelmeyecek kadar basiret ve feraset sahibidir. Referandum bu sonuçları çok net bir şekilde ortaya çıkarmadı mı? Bilmem anlatabildim mi?
Yazarın izni ile HaBertaraf'tan alınmıştır 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 3
Bugün : 196
Bu Ay : 17857
Toplam : 27115

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom