Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Yalansız rahat edemezler mi?

Yalan aklı ve zekayı bile bile kötü kullanma sapıncıdır. ‘Sapınç’ kelimesini yerinde kullandım mı bilemiyorum. Belki ‘hastalık’ demeliydim. Burada beni zorlayan husus yalancının yaptığı kötü işin farkında olmasıdır. Yani yalancı bile bile hakikati, gerçeği eğip büker. Çünkü hakikat tecelli ettiği zaman yalancının düzeni bozulacaktır. O nedenle diğer insanların zihnini kendi çıkarını haklı gösterecek yöne doğru yönlendirir.

Yalancı doğru ile yanlışın yerini değiştirme saptırmasını ustalıklı bir akli kurguyla yapar. O nedenle yalan akılsızlık değildir görünüre göre. Bilakis tutarlı bir yalan için, diyalektik örgüsü içinde inandırıcı bir kurguyu başarmak zorunludur. Hakikat nezdinde bütün bunlar yanlıştır, batıldır. Yalanın ömrü olmaz. Er geç ortaya çıkar. Mahçup olursunuz. Çünkü hakikat bütün yalanları, saptırmaları silip süpürecek güçte ve mükemmelliktedir. Hakikatin gücü bizzat kendi saflığından gelir. O nedenle hakikat kendinden emindir, telaşsızdır. Dili agresif değildir. Niçin? Çünkü o hakikattir. Hiç bir şeyi gizleme gereği hissetmediği gibi, ne yapılıp edilse de gizlenemez olandır. “Güneş balçıkla sıvanmaz” derken biz bu gerçeği ifade ederiz.

Yalan, var oluşlarını hakikate isnat etmeyen zavallıların ve çaresizlerin zihni perişanlığıdır. Kişiliksiz olanlar, yalancı olmaya en yatkın insanlardır. Çünkü kişilikli insanlar, varlıklarının anlamını ve amacını hakikatle özdeştirdiklerinden kendi zararlarına bile olsa gerçeği söylemekten çekinmezler. Yalana gerek duymazlar. Çünkü onların benlikleri hakikat içindir, hakikate feda edilmiştir. Yalancının ise doyurulması imkânsız egosunu şişirmek için istismar edemeyeceği, ters yüz edemeyeceği gerçek olmaz.

Demek oluyor ki, yalancılığın ontolojik, bir ölçüde epistemolojik kaynağı; benliğin şeytana uyması, benliğin şeytanın tahakkümüne girmesidir. Şeytan bu sapkın, hasta ve kör benlikleri, cürümlerinin vehametini kavrayamayacak ölçüde oyuncak haline getirmiştir. Şeytanın oyuncağı olmak ne kötü, ne talihsizliktir! Bu aşamadan sonra yalan söylemek, bununla insanları aldatmak, daha ileri aşamada kitleleri yönlendirdiğini sanmak, hatta çoğu durumda bunu başarmak; onlara zevk bile verir. Şeytani bir zevktir bu. Aldatmanın verdiği tuhaf bir sevk. Negatif başarının zevki. Yalana batmış, yalanı yaşam biçimine dönüştürmüş insanlarda benlik çöktüğü için, onlarda utanma duygusu da yok olur. Onları yalan değil, bilakis hakikat rahatsız eder. Ve hakikatin yalancıların peşini bırakmamak gibi ısrarlı bir özelliği vardır.

Hakikate düşman olanlar, korkunç yalanlar söylemişlerdir. Kur’an’da Bakara suresinde böyle bir yalan anlatılır. Okurlarımın bu surenin 60’lı ve 70’li ayetlerine tekrar bakmalarını salık veriyorum. Orada İsrailoğulları’nın işlediği bir cinayet konu edilmektedir. Kendi içlerinden birini öldürmüşlerdir. Katil belli değildir. Yani faili meçhul bir cinayettir söz konusu olan. “Ey İsrailoğulları! Siz bir adam öldürmüştünüz ve sonra da bu suçun sorumluluğunu birbirinizin üzerine atmıştınız. Oysa Allah, sizin örtbas ettiğiniz her şeyi ortaya çıkarmaya kadirdir” (2/72) Sonuçta kurban edilen bir buzağının etinden veya kemiğinden bir parça maktülün cesedine vurulunca, ceset dirilir. Sonrası çok ilginçtir. Öldürülen kendi katilini söyler. “Beni öldüren budur!” Kimdir katil biliyor musunuz? Musa peygamberi “Katili mutlaka bulmalısın. Yoksa düzen bozulur, huzur bulamayız” diyen adam! Yani hem suçlu hem güçlü. Cenazede herkesten çok ağlayan insan tipi aşağılık bir adam. Bir insan nasıl böyle davranır? Doğru düşünüyorsunuz, yaradılışını bozmamış bir insan bunu yapamaz. Ne ki, benliği, kişiliği, vicdanı çökmüş, şeytana uşak olmuş, hiç bir değeri kalmamış, yalanı yaşama biçimine dönüştürmüş bir adam bunu yapar ve bunu ancak böyle adam müsveddeleri yapabilir. Siz de hem suç işleyen hem de mağduru suçlayan insanlar gördünüz mü? Mesela danıştay cinayetinden sonra, hükümeti suçlayan çevrelerin, asıl suçlu veya suçlularla irtibatlı oldukları anlaşılınca, bu kez katilleri kurtarmaya çalışmalarını ayette analtılan hikayeye benzetmek mümkün mü? Veya, Madımak’ta, başbağlar’da, veya Hatay Dörtyol’da PKK ile, Jitem’le işbirliği yapan sonra da dönüp olayları istismar eden insanlar gördünüz mü? Daha anlaşılır bir örnek mi vereyim? Hay hay. Mesela başörtülülere hakaret içeren bir afiş asan, sonra da “Bu afişi biz asmadık, bize komplo kuruluyor” diyen bir partili veya parti genelbaşkanından haberiniz yok mu? Hatta başbakan’a “Bunu yapanı bulmak senin sorumluluğunda, bul ortaya çıkar. Ortaya çıkaramazsan suçlu sensin” diyen, araştırma yapıldıktan sonra suçlunun kendisi veya kendileri olduğu ayan beyan ortaya çıkan insanlar görmediniz mi? İsrailoğullarındaki katil Musa’ya (s) ne demişti? “Katili bul. Yoksa düzen bozulur, huzurumuz kaçar” Sizin kaçacak bir huzurunuz yok! Siz ancak huzur bozucularsınız. Siz huzur sağlanınca, hukuk tecelli edince, insanlar barış içinde özgürce yaşayınca huzursuz olursunuz!

Bu insanların ruh halleri nasıldır acaba? Onlar adına sırf kendi türüme ait bir insan oldukları için endişe duyuyorum. Yine onların değil, benim yüzüm pemeleşiyor.

Merak ediyorum Kılıçdaroğlu’nun ruh hali ne durumdadır acaba? Yoksa yaşananların hiç etkisi olmadı mı? Etkisi olsa bile çoktan mı geçip gitti? Açık seçik bütün yalanlar, provokasyonlar ortaya çıktıktan sonra her şey yolunda ve normal mi? Bu tayfa rezil kepaze olmadan rahat edemiyor mu yoksa?

Yazarın izni ile HaBertaraf'tan alınmıştır

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 245
Bu Ay : 1500
Toplam : 1500

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom