Hüseyin Yalçın

Hüseyin Yalçın

huseyin-yalcin

Ölüme Dair: Canlı Cenaze Töreni ve Ölüm Psikolojisi

Ölümü özüne sevdir, nasıl olsa gelecek.
Hz.Ebubekir

Geçenlerde kadim bir dostumun cenaze defin işlemleri nedeniyle şehir mezarlığında; cenaze töreni için tüm sevenleri gibi bende hazır bulunmuştum.

“ Ölüm” olgusu, ”başkasının ölümü” sen ölünce kim ağlar?.karşılaştığımız ilk ölümdür. Önce “O öldü”, ”Şu ölmüş” gibi sözler duyarız yakınlarımızdan ardından bizim tanıdığımız insanların başına da “Ölüm”ün geldiğini görürüz. Ölenler, ortadan yok olurlar, bizi terk ederler ve bir daha geri gelmezler. Yerlerini sorduğumuzda ya mezarları gösterilir veya tam anlamına vakıf olmadığımız “öbür dünya”, ”ahiret” gibi mekânlardan söz edilir. Benim başkasının ölümüyle ilişkim, artık bana cevap vermeyecek olan birine karşı vicdanımın “sen hala yaşıyorsun! Suçluluk duygusuna dönüşmüş saygıdır. Ölmüşleri hafızamda canlı tutan onlara söylemek isteyip de söyleyemediklerimdir.

Derin bir duygulanımla kendi ölümümüzü düşünmeye gelir sıra. Etrafımızda olup bitenlerden ölümlüler sınıfında olduğumuz; ömrümüzün kısa olduğu faniler oluşumuzdur. Herkes gibi bende ne zaman ve nasıl öleceğimi bilmiyorum. Ölüme dair söz söylemek için filozof olmaya hiç gerek yok. Woody Alen “Hiç kimse, kendi ölümüne ağıt yakamaz” der. N.F.Kısakürek”ölüm güzel şey; budur perde ardından haber… Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber.” der. İslâm Peygamber'inin” ölmeden önce ölünüz” buyruğu da bu gerçeği işaret etmektedir.

Doçent Doktor Erol Göka “ölme” isimli kitap çalışmasında Kavram olarak belirsiz, göreceli ve karmaşık olan “ölüm” olgusunu modern tıptaki gelişmeler çerçevesinde ölüm sürecini “Klinik ölüm” ”Beyin ölümü” ”Biyolojik ölüm” ”Hücre ölümü” olarak da irdelemiştir. Modern insan psikolojisi bakış açısı içerisinde ölüm belirsiz; ölüm anlayışımız içinde yaşadığımız zamandan, kültürden, kişiliklerden, her şeyden etkileniyor. Ama biz insanlar, anlatamazsak da, üzerinde anlaşamazsak da hepimiz ölümü tanıyoruz, onu kendimiz kadar iyi biliyoruz, faniliğimizin farkındayız, bu yüzden ölüme ve ölüm ihtimaline karşı tutum ve tepkilerimizde inanılmaz benzerlikler var,”der.

Evet bugün; bu canlı cenaze töreninde yaşadıklarım, gördüklerim ve yoğun duygulanımlarım beni yıllar öncesine; Can Dündar”ın konu ile ilgili kaleme alınmış o mükemmel yazısına götürdü. İlgili çalışmasını sizlerle paylaşmayı kendime görev bildim. Evet, ilgili yazının satırları arasında bir gezgin gibi yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?.Başlayalım mı?.

“Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı...Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metot vardı içinde..Deniyordu ki;”arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün”…Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım…Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum…Ama ”kendi ölümümüzü ve cenazemizi” düşünmemiz tavsiye ediliyordu…Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an…Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim…Diyordu ki; ”bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terk ettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız…Özellikle insanların sizin için neler söyleyebileceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın...O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün…Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin…Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın..Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz…Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi…Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini…Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin….
Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye başladım… Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine… Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini… Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı… görüyordum işte ”babaaaa…”diye ağlayan biricik oğlumu… Eşim kucağında ”ağlayan emanetimle” ayakta durmaya çalışıyordu per perişan…Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla. Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu göz yaşlarını…Kardeşlerim, akrabalarım” çok erken gitti, doyamadı oğluna…”diyordu acıyan ses tonlarıyla..Ve dostlarım…onlar da şaşkındı…Bazısı” daha dün birlikteydik, nasıl olur..”diyordu…Bunları seyredip onlara “hayır ölmedim,,buradayım...”demek istedim hayal olduğunu unutup…Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını okumadan kitabın…

Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide… Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir farkındalığı göstermek istemişti yazar… Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim… Almam gereken dersi ve mesajı almıştım… Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum… Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum… Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik…
Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline…Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri vardı..Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında…Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde…İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak…Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım…Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin…Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu…Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti..ağlayacaktı aklına geldikçe…Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları…Ama hayal bu ya,18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu…”hayal-meyal hatırlıyorum be baba seni…Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle…Bak mezuniyet törenimde de babasızdım…Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine…”diyecek canı yanarak bir köşede…

Sevgili eşim… Benim muhteşem hatunum… Nasıl dayanır bensizliğe? O ki, benim için her şeyini feda edip koşmuştu bana… Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı… Bir daha” seni seviyorum “ diyemeyecekti… Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı… Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne… Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün… Tek cümlesi takıldı o an içime;”oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik?” Babam-annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel insanlar… Helaldi şüphesiz hakları… Bilerek hiç kırmamıştım onları… Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte önlerinde ve dualarına muhtaçtım… Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde bulunmak… Herhalde insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek…

Diğerlerine geçmiyorum… Bu yazıyı şu an yazıp sizlerle paylaştığıma göre ”diğerlerine” artık sizler de dahilsiniz… Düşünün, birgün bir mail ulaşıyor mail-box’ınıza “ölmüş” diye… Sizler kim bilir neler düşünür ve yazardınız… Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi… Oysaki yazarın amacı ”Yaşamanın ve hala nefes alıyor olmanın kıymetini” göstermekti… Benim de öyle… Lafı çok uzattım farkındayım… Ama dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar girintili çıkıntılı… Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM... Bilgisayar diliyle “format attım hayatıma”…Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor olduğum için şükrettim… Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti… Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere kapansaydı…

İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı… Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını getirirseniz buna değer bence… Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim… Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki… Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın… LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN, DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN… Ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah’tan başka bilen yok… İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin… Bilerek-bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin… Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın… Ve en önemlisi; VERDİĞİ-VERMEDİĞİ, ALDIĞI-ALMADIĞI HERŞEY İÇİN, TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN’A ...”

Evet, Kadim Dostum; bu gün “Ölüm “için sözün bittiği yerdir. Susuyorum cenaze töreninde. Bir cenaze töreninde nasıl susuyorsak öyle susuyorum. Belki susarak ölümü, ölenlerimizi, ona doğru yürüdüğümüz ölümümüzü daha iyi anlayabilir, idrakinde oluruz… Tefekkür ederiz…
SELAM VE DUA İLE ALLAH’IN RAHMETİ ÜZERİNE OLSUN…RUHUN ŞAD, MEKANIN CENNET OLSUN…ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN..!
 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 991
Bu Ay : 1174
Toplam : 1174

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom