Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Ne de Türkiye seni kaldırabilir

Kılıçdaroğlu’nun işi hakikaten zor. O’nu zorlayan ilk husus, ne olup bittiğini anlayamadan, kendini birden genel başkanlık koltuğunda bulması. Sırf bu nedenle bile CHP’ye yazıklanabilirsiniz. Adamcağız ne fizik olarak, ne üslup, ne karizma olarak liderliğe uygun değil. Zaten lider de değil. Liderlik ile parti başkanlığını birbirinden ayırmak gerekir. Aralarında çok önemli farklar var. Kılıçdaroğlu olsa olsa ancak bir il başkanı olabilirdi. Ama ona öyle bir yük yüklediler ki, her gün altında eziliyor. Her kanattan sıkıştırılıyor. İpler Önder Sav’ın elinde. Kendi politik programını uygulayamıyor. Zaten belli bir programının olmadığı da her şeyinden belli.
Sadece genel başkanlık görevinin sorumluluğu altında değil, Türkiyenin sorunları altında da ufalanıyor. Bu haliyle ne Türkiye’yi kaldırabilir, ne de Türkiye onu kaldırabilir! Bocalıyor. Herkese mavi boncuk dağıtmakla milletin gönlünü fethedeceğini sanıyor. Tam bir kasaba politikacısı üslubu ile siyaset yapıyor. Siyaset onunla seviye kaybediyor. Malatya’ya gidip “kayısı üreticisinin sorunlarını biz çözeriz” diyor. İyi de kayısıcının ne tür sorunları var desen bilmez. Peki nasıl çözeceksin? “Siz bize oy verin gerisine karışmayın” diyor, başka bir şey diyemiyor. Karadeniz’de fındık üreticisine de aynı numarayı çekiyor. Fındık sorunu nedir, onu da bilmez. Nasıl çözeceksin? “Bize oy verin nasıl çözdüğümüzü görürsünüz” diyor.

Millet de çok saf ve Kılıçdaroğlu’nun elinde sihirli bir değnek olduğunu biliyor ya, hiç oy vermez mi? Öyle sanıyor. Birileri onu bu yönde dolduruyor olmalı. Her gittiğin yerde “sorunları bizim çözeceğimizi söyle gerisine karışma” diyen birileri olmalı. Bırakınız programı şu sorunlar nelerdir önce onları bir söyleyin bakalım? Sorunların ne olduğunu bilmeyen kadrolar nasıl çözüm üretecek? Bu da ayrı bir konu.

29 Mart seçimleri sürecinde İstanbul ve Kocaeli’nde çarşaf ve Kur’an açılımı yaptılar. Dine saygılı olduklarından değil, oy kaygısıyla. Çünkü açılımlarının üzerinden iki gün geçmeden, üstelik kendi üyeleri olan çarşaflı bir hanımefendiyi nasıl tartakladıklarını herkes gördü. Ne zaman mı? Canım ne çabuk unuttunuz, hani Baykal’ın çarşaflı üyelere rozet taktığı sıralar. İyi de 411 oyla Meclis’ten geçen, başörtü ile eğitime imkân veren yasayı niçin mahkemeye verdiler peki, diye sormayın. Hadi olur böyle şaşırmalar diyelim. Peki Mersin’de bir grup partilinin çarşaf yırtıp, ayakları altında çiğneme rezaletini nasıl yorumlayacağız? Haklısınız. Orada bir kez daha samimi olmadıkları anlaşıldı. İnsan diyecek bir laf bulamıyor. Hadi bunu da bir grubun şahsi taassupları ile yaptıkları yanlış diye geçiştirelim. Çünkü Kılıçdaroğlu çok geçmeden “Başörtü sorununu biz çözeceğiz” diye açıklama yaptı. Ardından yalanldı. Sözünü inkâr etti. Yok öyle söylemedim, yok şunu demek istedim zikzakları içinde yalpalamaya başladı. Başörtü sorununu çözmek istediğiniz için mi ilgili yasayı Anayasa Mahkemesine götürdünüz?
Dün Rize’de Kılıçdaroğlu bir yandan Ergenekon tutuklusu Haberal’a duygu yüklü bir selâm gönderirken, yine sorunları ancak kendilerinin çözeceğini kükreyip durdu. Nasıl çözeceksiniz? Nasılı karıştırmayın şimdi. Hele bir iktidara gelsinler o zaman düşünürler. Şimdilik çözüm yok. Şimdi onlara çözüm değil oy lazım. Daha doğrusu anlamlı bir ‘Hayır’ lazım. Bunun için yırtınıp duruyor. Baykal, “Referandum sonrası herşey değişecek” derken Kılıçdaroğlu’nun korkudan yüreğinin titrediğini hissediyorum. Çünkü şöyle veya böyle ama Baykal bir liderdi. Kılıçdaroğlu Sav’ın gölgesinden kurtularak rüşdünü bile gösteremedi. Gölgede olanın gölgesi olmaz. İşte onun için bol keseden herkese çözüm dağıtıyor.

Rize’de bir vatandaş “Başörtü sorununu çszeceğine inansam size oy verebilirim” diyor. Kılıçdaroğlu yine aynı popülist karşılığı veriyor. “Merak etme onu da biz çözeceğiz. Başörtü sorununu ancak biz çözeriz. Bize oy verin nasıl çözeceğimizi görürsünüz” Bunlar yarın yine parti otobüslerinde veya miting meydanlarında başörtülülere sopa atarlarsa şaşmayın. Çünkü bunlar ne zaman çözümden, açılımdan filan bahsetseler, samimiyetleri en fazla iki gün sürüyor. Ardından öyle bir felaket yaşanıyor ki sormayın. Rizeli vatandaş koşullu olarak destek verebileceğini söylerken, aslında Kılıçdaroğlu’nun samimi konuşmadığını da güçlü bir şekilde vurguluyor. Konuşmalarının onların nezdinde inandırıcı bir etki yapmadığını çok net ifade ediyor. O duyarlık, genelde bütün bir milletin değerlendirmesini içeriyor gibidir.
Popülizm saçmalamak demek değildir. Popülizmin de kendine göre mantığı vardır. Aslına bakarsanız politika samimi anlamda popülist içerikle yapılmalıdır. Popülizm eğer halkın çıkarını gözetmekse, bundan geri durmak pek de hoş, uygun bir davranış olmaz. Ne ki, Kılıçdaroğlu’nunki, bilinen anlamıyla popülizmi de aşan, inandırıcılığı olmayan, programsız, asılsız, günü kurtarıcı palyatif amaçlara yönelik bir tarz.
Sade bir vatandaş olarak ben Kılıçdaroğlu’ndan herkesin gönlünü hoş etme sahteliğini değil, inandığı davada dosdoğru olmasını bekliyorum.
                     Yazarın izni ile HaBertaraf'tan alınmıştır

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 311
Bu Ay : 4337
Toplam : 4337

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom