Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Bir Ülkeyi İğfal Edenlerin Hikâyesi

Bugün farklı anlamalarda kullanılıyor ama “iğfal” sözlükte kandırmak, aldatmak anlamına geliyor. Vakitlerini “iyilik” yolunda değerlendirmeyenlerin, zamanlarını harcama şeklidir.
Cumhuriyet öncesi dönemde yönettikleri toprağı İstanbul’dan öte bilmeyenlerden tutun, İttihat e Terakki içinde yer alan “aldatıcı ekole” varana kadar… Cumhuriyet sonrası Ali Şükrü Bey vakasından diğerlerine… Demokrasi yolunda çok partili hayata geçişi sindiremeyenlerin başbakan ve bakanları darağacına çekmeleri ve günümüzde bazı kişilerin, siyasileri o darağaçlı günlerle korkutmalarına…
Bugün “Ergenekon Terör Örgütü” olarak ete kemiğe bürünen yapılanmanın deşifre edilen çalışmalarına…
Öncelikle ülkeye sahip çıkacak insanların komplolarla devre dışı bırakılması… Bunun uzantısı olarak, bu kişilerin farklı şekilde suçlanıp etkisiz hale getirilmesi…
Suikast seçeneğinin kullanılması… Suikast seçeneğinin dışında değişik oyunlarla ülkeye sahip çıkabilecek insanların susturulması…
Bütün bunlar bu ülkeyi iğfal edenlerin hikâyesinin özetidir.
Bu aldatıcılar öncelikle “vatan hainliği” suçlamasını kullanıyorlar. Devre dışı bırakılması gereken birileri varsa, en kolay yol onu vatana ihanetle suçlamak…
Bir başka yol, Atatürk düşmanı olarak, laiklik düşmanı olarak, irtica bayraktarı olarak suçlamaktır.
Bunları başarabilmek için, gerekirse, insanları Allah ile aldatanları yanlarına çekebiliyorlar.
Sakalını uzatıp başına sarık, eline tesbih verdikleri şahıs veya şahısları, biraz boyalayarak piyasaya sürebiliyorlar. Zira insanları Allah ile aldatanların sakalsız-bıyıksız-tesbihsiz-cübbesiz olanı pek tutmuyor.
Mümbit bir aldatma tarlası oluşturanlar oyun üzerine oyun deniyorlar.
Tarihin en eski yöntemi olan suikast düzenleme işi şimdilerde kazalara servis edildi. Bir bakıyorsunuz, çok şey bilen, önemli noktaları aydınlatacak olan kişileri farklı kaza teknikleriyle devre dışı bırakmışlar. Olay izah edilemeyen bir kaza ve faili meçhul bir cinayet olarak kalıyor.
Tarihin derinliklerine baktığımızda mesela peygamberlere karşı “her kavimden bir kişi” metodunu kullanmışlar. Karanlıkta kılıçlar inecek, peygamber ortadan kaldırılacak, sabah “kim yapmış” sorusu havada kalacak. “Herkes vardı veya karanlıktı kimin yaptığı bilinmiyor” denecek. Peygamberin kabilesi bu çoklu ortam karşısında susmak zorunda ve bir şey diyemeyecek.
Daha sonra halifelere yönelik olarak, zehirli hançer metodu devreye konmuş. Veya “abluka terörü” ile hal yoluna gidilmiş.
Padişahlık döneminde zehirlenmeler ve son olarak ülkede karışıklıklar çıkarıp padişaha yüklemek, oradan tahtı terke zorlamak yöntemi kullanılmış. Fatih’in zehirlenmesi, 2. Abdulhamit’in tahttan indirilme şeklinde olduğu gibi…
Cumhuriyet döneminden sonra devreye giren nihai metot darbecilik…
Darbe yapmak için de ülkeyi darbe şartlarına getirmek, halkı darbeden başka seçenek kalmadı diye inandırmak ve darbe yapıp, ülkeye çağ atlatacak beyinleri etkisizleştirmek, ülke kaynaklarını heba etmek, ülkenin dış itibarını bitirip, içine kapanık bir “otur-kalk” düzeni oluşturmak…
Son olarak Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği kaza sonrası vefat etmesi, ülkeyi iğfal edenlerin hikâyesini bir kez daha gündeme getirdi.
Günümüzün yok etme metodu olarak kullanılan “kaza” seçeneği üzerinde bir kez daha düşünülüyor.
Şimdi seçenekler yazılacak. Bu kazanın oluş biçimi, kaza öncesi yaşananların derlenmesi ve değerlendirilmesi gerekecek.
Tabi bu kazada her metottan yararlanılmış olunabilir. Diyelim ki, helikopter pilotu kendisine yedirilen bir yemekle, etkisi bir iki saat sonra çıkacak şeklide zehirlenmiş olabilir. Sinyal karıştırıcılar kullanılmış olabilir. Helikopterin elektronik sistemi üzerinde dışardan devreye girmek mümkünse bu yapılmış olabilir. Kazaya yönelik bilgi kirliliği oluşturularak, olayın vahametini yok etmek, ilk elde ulaşılabilecek bilgileri ortadan kaldırmak bir diğer yol…
Muhsin Beyin diz üstü bilgisayarını çalanlar, varsa oradaki bilgileri aldıktan sonra, daha fazlasına bir de şahitlik yapmasın diye helikopteri ulaşılması zor bir noktaya çekip orada düşmesini sağlamış olabilirler.
Ergenekon davası göstermiştir ki, ülkeyi aldatanların benimsedikleri ana ilke “kötülükte sınırsızlık” ilkesidir. Aldatmada sınırsızlık ilkesidir.
Aldatanların hikâyesine “fasa-fiso” diye yaklaşılırsa hiçbir şeyin çözülemeyeceği açıktır.


 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 121
Bu Ay : 17028
Toplam : 26286

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom