Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Bir Şair'in ardından

“Döndüm dolaştım bir ömür

Aklım buz kalbim ateş içinde”

Böyle diyor şair, “Düşlerim/Zamansız” adlı kitabında.

Bir insan nasıl yaşar bir ömür, aklı buz gön gönlü ateş içinde? Bu dizeler, içinde kopan fırtınalarla yaşamak zorunda kaldığı hayata karşı duruşunu, direnişini özetler gibidir. Hüsyin Korkmaz’dan söz ediyorum. Mecburen, emaneten yaşanan bir hayata takatiniz ne kadar elverir? İçinizde her gün, her an memnuniyetsizlik, huzursuzluk büyür. Kalbiniz sancıya sancıya büyür. Sonunda karşı koymanın, hesaplaşmanın kapısına gelir dayanır. Dizeleriniz isyana yürür. İsyan kelimelerle patlamalar halinde dizelere dökülür.

“Bu şehrin gameti kâfir

Anadamarları mel’undur”

Artık bütün bir şehir karşınızda gibidir. Şehir boğuntunun adıdır. Bu sokaklar, caddeler almaz içine sizi. Düşlerinizi, düşüncelerinizi sığdıramazsınız kitaplara. İnmelenirsiniz. Diliniz düğümlenir.

“Dilim/ Dilim/ Dilim/ Dilim dilim

Konuşamıyorum beni

Sana sevgilim...”

Sözlüklerin kelimelere verdiği mana sizi anlatmaz. Ekranlar, bilbortlar, rakamlar, ekonomik dostlukşlar sizi ifade etmez. Sizden hiç bir gerçekliğe tekabül etmez hayat. Yabancı gibisinizdir dünyaya.

Sezai Karakoç, ‘Edebiyat Yazıları’nda “Şair yanlışlıkla bu dünyada yaşamak zorunda kalmış bir yabancı gibidir” dereken anlatmak istediğimizi çok güzel özetler. Şair buradan çok orayla, öteyle, maverayla bağlantılıdır. Bütün renkleri, değerleri, dili, anlamı, iklimi ile öte, yaşadığımız nesnel dünyadan daha gerçektir. Adeta bu dünya bir rüya, bir hayaldir. Asıl gerçeklik, şairin iç bağlantıları ile bire bir duyumsadığı sonsuz gerçekliktir. Sonsuzun gerçekliği. O’nun şuuru bu eksende oluşur. Necip Fazıl’ın “Al sana hakikat, al sana rüya!/ İşte akıllılık, işte sarhoşluk!” derken işaret ettiğinden biri de kuşkusuz budur.

Hüseyin Korkmaz tepeden tırnağa şairdi. Onun iç evreninde oluşan basınç, dışını o kadar zorluyordu ki! O’nu hep sıradışı, hep aykırı görürdünüz. Kalbine huzur koymak, kalbini huzurlu bir yere koymak için gezip durdu bir ömür. İster istemez aykırı düştüğü dünyaya, kendini anlatmak için fazla zamanı yok gibidir. Yok gibiydi. O nedenle gündelik kullanımıyla öyle acelesiz, sakin, aklıbaşında açıklamalar yapmazdı. İlk bakışta onu umarsızmış gibi görebilirdiniz. Bu halet-i ruhiye içindeki gümbürtünün, iniş çıkışların dışarıya çaresiz sükunet giyinerek yansımasından başkası değildi. Gündelik hayatta da onun ilişkileri keskin paradokslar, derin espriler üzerine kuruluydu. Sözlerine de hayatına da yoğun metaforlar, imgeler, çağrışımlar yüklerdi. Gerisini düşünmek, onların içlerini doldurmak size kalıyordu elbette. O adeta patlamalar halinde konuşur, yaşardı. Onun şiiri içten patlayışların dışa taşan lavları gibi algılanabilir. Kelimeler adeta infilak eder zihninizde. Dizeler uzlaşmasız, tavize yanaşmayan bir hatta birbirlerine yaslanırlar. Her dize birbirine dayanarak aynı direnci gösterir, aynı direnişi sürdürür. Som ve saf insan yanımızın direnişini.

Peki şiiri böyleydi de, yaşantısı nasıldı? Hüseyin korkmaz’ın yaşantısından ayrı bir şiiri olmadı. O duyuşlarını, yaşamından ayrı, fantastik ilgiler olarak geliştirmedi. Yaşamı ile şiiri arasında bir mesafe koymadı. Nasıl inanıyorsa öyle yaşadı, nasıl yaşıyorsa öyle yazdı. Yüreği her an patlamaya hazır bir dinamit gibi, sıkılı bir yumruk gibiydi. O nedenle de fazla dayanamadı bu çileye diye düşünüyorum. Hüseyin Korkmaz’ı 1999’da 46 yaşındayken yitirdik. Mekânı cennet olsun.

Korkmaz’ı Konya’da Üniversite tahsilimin ilk yıllarında tanıdım. 12 Eylül’ün sert, sıkıntılı ikliminde herkes çil yavrusu gibi dağılmış, çoğu da topluma pompalanan ‘üzüntüyü bırak yaşamaya bak’ akıntısına kendini dünden kaptırmıştı. Biz İslami duyarlığı olan bir avuç delikanlı, sıkıyönetim güçlerinin sık sık bastıkları evlerimizde, sokak içlerindeki çayocaklarında toplaşıp dertleşiyor, tartışıyorduk. Hüseyin Korkmaz o sıralar bir bankanın Konya şubesinde memurdu. Bizleri derleyip toparladı. Bir dergi çıkarmaya karar vermiştik. Güldeste, darbeden sonra çıkan ilk dergi ünvanıyla bu koşullarda çıktı. Belki de dayatılmak istenen yeni düzene karşı derinden, yürekten yükselen ilk onurlu ses olarak! Ben orada öyküler yayınladım. Biraz da deli, delişmen yanımıza hitap ettiği için olacak, Hüseyin Abi’nin şiirlerini özenle okuyorduk. O dergide başka kimler vardı? Kemal Bulut, bir dönem yayın yönetmenliğimiz yapan Halit Akel, Mehmet Uğurlu, Mehmet Sümer, Hikmet Sağlam, Mustafa Bakırdemir, aramızdan en erken ayrılan rahmetli Muammer Çetin ve diğerleri.

Hüseyin Korkmaz Adıyaman’lıydı. Adıyaman’ı, köyünü, anasını, bahçelerini özlemle ve özlemle anlatırdı. Adıyaman onu besleyen önemli bir kaynaktı.

Adıyaman’daki dostlar, başta Arif Kingir, Halit Akel olmak üzere büyük bir vefa göstererek, rahmetliyi anmak için 11 Haziran Cuma günü ikincisini düzenledikleri bir etkinlik programlamışlar. ‘Şehre Şiir Geldi’ temasıyla düzenlenen bu etkinliğe eksik olmasınlar bu fakiri de davet ettiler. Bu vesile ile Hüseyin Abi’nin değerli ailesini ve kıymetli çocukları Nilüfer ile Erdem’i de tanımış oldum. Yine okul arkadaşımız, Rahmetli’nin kitabının hazırlanmasında Arif ve Halit’le beraber büyük katkısı olan Bülent Sönmez Diyarbakır’dan kalkıp gelmişti. Lefke Üniversitesi ögretim üyesi Kemal Bulut’un aramıza katılması tam bir sürpriz oldu. O eski yılları yeniden yad ettik. Yaşamak dostsuz olmuyor. Yaşamak dostlarla güzel. Hemşehrilerim, düşünce- sanat yönelişlerimde üzerimde emekleri olan başta Metin Önal Mengüşoğlu, Cumali Ünaldı da oradaydılar. Mehmet Atilla Maraş’ı, Mustafa Özçelik’i görmek, iki gün boyunca onlarla birlikte olmak beni fazlasıyla mutlu etti. Aydın Işık gibi naif bir dost tanıdım. Gece boyu dostların yaptıkları konuşmalardan, okudukları şiirlerden büyük haz duydum. Etkinliğin yapıldığı Demokrasi Parkı doluydu. Hemşehrilerimin ailecek gelip orayı doldurmaları, merhum şairlerine ve onun şahsında değere dönüşen duyarlıklara sahip çıkmaları beni onurlandırdı, umutlandırdı. Bir yerli duyarlığın sınırlandırmaları aşarak kitlesel bir nitelik kazandığını gördüm.

Hüseyin Korkmaz’ın köyüne ve mezarına yaptığımız ziyaret beni fazlasıyla duygulandırdı. O daha fazla direnemeyip, gözyaşlarıyla boşalan ince duyguyu şu anda anlatamam. Ancak oraları görünce, aklı buz, kalbi ateş içinde’ olan şairimizi, aziz Ağüabey’imi daha iyi kavradım. Bu kavrayış geç mi oldu yaoksa?

Bu tür programlarla, entelektüel bilincin oluşmasına ve yaygınlaşmasına vesile olan başta Belediye başkanı Sayın M. Necip Büyükaslan’a ve oradaki kıymetli dostlara hasseten teşekkür ediyorum. Bu arada Adıyaman Üniversitesi’nden kıymetli hocamız Hacı Duran Bey’ler de bize yakın ilgi ve alaka gösterdiler. Adıyamanlı dostlarımızın baştan sona büyük ilgi ve misafirperverliklerini gördük. Bu tür çalışmaların çoğalarak sürmesini arzuluyoruz.

Adıyaman’a doyamazsınız.

Yazarın izniyle habertaraf'tan alınmıştır

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 1
Bugün : 1
Bu Ay : 1
Toplam : 1

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom