Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Türkiye'nin yeni stratejik gerçekliği

Lozan, yeni bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına uluslararası düzlemde yasal zemin oluşturması bakımından önemlidir. Diyalektik mantık gereği, Türkiye’nin kuruluş iradesine başka güçlerin katkısıyla izin verilmiştir denebilir. Lozan’ı kabul etmek mecburiyetinde olmamız bize çok, uygun, ileri şartlar sağladığından değildi. Mecburduk. Kabul edilmeyi önceleyen siyasal mecburiyetler, zayıflayan milli iradenin tarihsel, kültürel sapmalar yapmasına yol açtı. Dönemin Lozan’la kendimizi bağladığımız konjonktürü, İngiliz egemenliği ile belirlenmekteydi. İkinci büyük savaştan sonra, değişen dünya içinde yerini almaya çalışan Türkiye’de bu kez ABD’nin de söz sahibi olmaya başladığı görülecektir. Doğallıkla bir dönem siyasetimizin İngiliz ve Amerikan egemenliği arasında salındığını söyleyebiliriz. Bir açıdan bu iki güç aynı kamp içinde düşünülebilir. İyi ama bu güçlerin de kendi içlerinde çekişmeleri, hesaplaşmaları eksik olmamıştır. Türkiye bu çekişmenin dar aralıklarında kendine yol bulmaya çalışmıştır.

Çekişme dışarıdan bir bakışla hissedilenden çok fazla şiddetlidir. Evvela ABD bağımsızlığını İngilizlere karşı kazanmıştır. Sonra, mesela bağımsızlık mücadelelerinde Amerikalıları İngilizlere karşı Fransızlar desteklemiştir. BM’in ‘Milletlerin kendi kendilerini yönetme hakkına karşı dış müdahalelerin kabul edilemez olması’ ilkesi neredeyse bütünüyle İngiliz emperyalizminin ABD hegemonyasına devredilmesi için kullanılan siyasi dayanağa dönüştürülmüştür. Örnekler çoğaltılabilir.

İkinci savaş sonrasında bu güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplaşmasında, Adnan Menderes ve arkadaşları, bir anlamda kurban edilmiştir. Belki bir paradoksal gerçekliktir ama ABD’nin Türk siyasetini belirlemeye başladığı dönem asıl bundan sonradır. Türkiye 60 darbesinden 10 yıl sonra bütün ana unsurları ile ABD’nin güdümüne girmiştir. Yeni konsept Batı ve özellikle de ABD ağırlıklığı ile oluşur. Açık söyleyişle dünün İngiltere’sinin küresel oyun kurucu rolünü bu kez ABD üstlenmiştir. Yeni konsept içinde Türkiye’nin varoluş korkuları devam etmiştir. Sosyalist Sovyet korkusu Türkiye’yi politika üretemeyecek tarzda ABD’nin denetimine sokmuştur. Denetim her şeyimize müdahale boyutu kazanmıştır. Korkularından emin olmak için ABD’nin bizim için öngördüğü yerde ve pozisyonda var olmayı benimsemişizdir. Soğuk savaş konseptinin Türkiye’si, batı dünyasının ve Nato’nun komünist Rusya’ya karşı ileri karakolu, cephe ülkesi olması ile sınırlıdır. Korunmasını da, güvenliğini de, siyasetini de başkalarına emanet vermiş, bir anlamda teslim etmiştir.

İki blok arasında sıkışan Türkiye, hem bağımsız politika üretememiş hem de buna gerek duyacak elverişli bir ortam bulamamıştır. Bu süreç içinde Türkiye kendi kendisini köreltmiştir. Tembelleşmiş, ruhundaki ışıltıyı yitirmiştir. Korkaklığı, ürkekliği benliğe dönüştürmüştür. Kendi gücünün, cevherinin, rüzgârının farkında olmamıştır. Rusya çökünce, duvarlar yıkılınca; yeni dünya düzeninin oluşması boşluk tanımayan iktidarın başka bir alanda ve eksende oluşmasını zorunlu kıldı. Bu arada oluşan boşlukta Türkiye önemli bir ayak bağından kurtulma fırsatını iyi değerlendirdi. Ne mi yaptı? Öncelikle ulusal egemenlik alanımız içinde İngilizlerin siyasi, diplomatik ve istihbarat bağlantılarını kesmeye başladı. Ergenekon operasyonlarını önemli bir yönüyle böyle de değerlendirebilirsiniz. Türkiye bir kötüden bir başka kötü ile mi kurtuluyor. Hepten doğru ve hepten yanlış değil. Tabir yerindeyse Türkiye dinsizin hakkından imansız vasıtasıyla gelme yolunu da kullanıyor olabilir. Bana göre Lozan ile oluşan geçici konseptin dışına çıkılmıştır. Geçici dememdeki kasıt, Lozan’ın bölge’nin tarihel, kültürel gerçekliğini karşılamaması sebebi iledir. Komünizm de farklı bir düzlemde aynı gerekçe ile, yani hakim olduğu yerde hayatın ve insanların gerçekliklerini karşılamadığı için çökmüştür. Demek oluyor ki, birinci savaştan bu yana en az üç önemli farklı düzeni içeren dönem yaşamışızdır.

Her değişimi zorunlu kılan, güçlüler ve güçsüzler dengesi vardır. O koşulları oluşturan aktörlerin bugün aynı güçlerini korudukları söylenemez. Ne İngilter, ne ABD, ne Rusya dündeki kadar güçlü değildir. Türkiye de dünkü kadar güçsüz değildir. Bütün zayıf bırakılmışlığına, bütün kuşatılmışlığına rağmen Türkiye bugün dünyanın en gelişmiş 17. ülkesidir. Türkiye ayak bağlarından kurtuldukça, halkı ve devleti bütünleştikçe gelişme hızı daha da artacaktır.

Şimdi dünyada ne konsept kaldı, ne düzen. Yeni konseptler, yeni düzenler, denklemler kuruluyor, kurulmak zorundadır. Yeni Türkiye, yıkılan Berlin duvarının altından çıktı. Yeni Türkiye dağılan Rusya’nın toz toprağını üzerinden silkerek doğruldu. Bütün bilinenler, bilinmeyenler birbirine karışınca zihnimiz, siyasetimiz bir boşluğa düştü. Desteksiz, düşmansız kalmamızın oluşturduğu bir boşluktu bu. İşte tam da o boşluğun şaşkınlığı içinde kendi varlığımızı keşfetmek zorunda kaldık. Kendi ayaklarımızın üzerinde durmak, kendi yolumuzu bulmak, kendi sorunlarımızı düşünmek, çözüm bulmak mecburiyetindeydik. İşte o musibet gibi gözüken mecburiyetler, bizi kendimize zorladı. Kendi gücümüzü, kimliğimizi, çevremizi, çevremize yayılan etkimizi keşfettik. Çevremizle aramıza örülen düşmanlık duvarları yıkılınca, dostluklar daha belirgin ortaya çıktı. Şimdi Türkiye kendi siyasetini daha rahat oluşturabilirdi. Çoklarının aklını karıştıran, çoklarının anlamadığı işte bu realitedir. Onlar hâlâ kafalarında çaresiz, ürkek, pısırık, sinik, silik bir Türkiye algısını barındırıyorlar. Onlar yeni Türkiye’yi eski dünyanın ölçütleri ile değerlendiriyorlar. Türkiye bu süreçte yönlendirilen değil yönlendiren, oyuna getirilen veya oyuna katılan bir ülke olarak değil oyun kurucu bir ülke olarak rolünü oynayacaktır. Arkadan giden değil öncü olacaktır. Etkilenenden çok etkileyen, konuşturulandan çok konuşan bir güç olacaktır.

Türkiye, kendi kültür ve tarihsel kodlarına uygun davrandığı zaman bölgesinde ve bütün dünyada etkinliği artmaktadır. Çünkü bölgede güçlü organik bağlarımız vardır. Hep söylüyorum; Türkiye kendisinden çok büyük bir ülkedir. Etki alanımız geniştir. Bu nitelik, bize sadece politik manevralarla sağlanacak güç ve itibardan çok fazlasını kazandırmaktadır. Lozan yeni bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına uluslar arası yasal zemin oluşturması bakımından önemlidir. Diyalektik mantık gereği, Türkiye’nin kuruluş iradesine başka güçler izin vermiştir denebilir. Lozan’ı kabul etmek mecburiyetinde olmamız bize çok, uygun, ileri şartlar sağladığından değildi. Mecburduk. Kabul edilmeyi önceleyen siyasal mecburiyetler, zayıflayan milli iradenin tarihsel, kültürel sapmalar yapmasına yol açtı. Dönemin Lozan’la kendimizi bağladığımız konjonktürü İngiliz egemenliği ile belirlenmekteydi. İkinci savaştan sonra, değişen dünya içinde yerini almaya çalışan Türkiye’de bu kez ABD’nin de söz sahibi olmaya başlamıştır. Doğallıkla bir dönem siyasetimizin İngiliz ve Amerikan egemenliği arasında salındığını söyleyebiliriz. Bir açıdan bu iki güç aynı kamp içinde düşünülebilir. İyi ama bu güçlerin de kendi içlerinde çekişmeleri, hesaplaşmaları eksik olmamıştır. Hem de bu çekişme dışarıdan bir bakışla sanılandan çok fazla şiddetlidir. Evvela ABD bağımsızlığını İngilizlere karşı kazanmışlardır. Sonra, mesela bağımsızlık mücadelelerinde Amerikalıları İngilizlere karşı Fransızlar desteklemiştir. BM’in ‘Milletlerin kendi kendilerini yönetme hakkına karşı dış müdahalelerin kabul edilemez olması’ ilkesi neredeyse bütünüyle İngiliz emperyalizminin ABD hegemonyasına devredilmesi için kullanılmıştır. Bütün bu örnekler çoğaltılabilir. İkinci savaş sonrasında bu güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplaşmasında Adnan Menderes ve arkadaşları bir anlamda kurban edilmiştir. Belki bir paradoksal gerçekliktir ama ABD’nin Türk siyasetini belirlemeye başladığı dönem asıl bundan sonradır. Türkiye 60 darbesinden 10 yıl sonra bütün ana unsurları ile ABD’nin güdümüne girmiştir. Yeni konsept Batı ve özellikle de ABD ağırlıklıdır. Açık söyleyişle dünün İngiltere’sinin küresel oyun kurucu rolünü bu kez ABD üstlenmiştir. Yeni konsept içinde Türkiye’nin varoluş korkuları devam etmiştir. Sosyalist Sovyet korkusu Türkiye’yi politika üretemeyecek tarzda ABD’nin denetimine sokmuştur. Denetim her şeyimize müdahale boyutu kazanmıştır. Korkularından emin olmak için ABD’nin bizim için öngördüğü yerde ve pozisyonda var olmayı benimsemişizdir. Soğuk savaş konseptinin Türkiye’si batı dünyasının ve Nato’nun komünist Rusya’ya karşı ileri karakolu, cephe ülkesi olmasıdır. Korunmasını da, güvenliğini de, siyasetini de başkalarına emanet vermiş, bir anlamda teslim etmiştir. İki blok arasında sıkışan Türkiye hem bağımsız politika üretememiş hem de buna gerek duyacak elverişli bir ortam bulamamıştır. Bu süreç içinde Türkiye kendi kendisini köreltmiştir. Tembelleşmiş, ruhundaki ışıltıyı yitirmiştir. Korkaklığı, ürkekliği benliğe dönüştürmüştür. Kendi gücünün, cevherinin, rüzgârının farkında olmamıştır. Rusya çökünce, duvarlar yıkılınca yeni dünya düzeninin oluşması boşluk tanımayan iktidarın başka bir alanda ve eksende oluşmasını zorunlu kıldı. Bu arada oluşan boşlukta Türkiye önemli bir ayak bağından kurtulma fırsatını iyi değerlendirdi. Ne mi yaptı? İngilizlerin siyasi, diplomatik ve istihbarat bağlantılarını kesti. Ergenekon operasyonlarını önemli bir yönüyle böyle de okuyabilirsiniz. Türkiye bir kötüden bir başka kötü ile mi kurtuluyor. Hepten doğru ve hepten yanlış değil. Tabir yerindeyse Türkiye dinsizin hakkından imansız vasıtasıyla gelme yolunu da kullanıyor olabilir. Bana göre Lozan ile oluşan geçici konseptin dışına çıkılmıştır. Geçici dememdeki kasıt, Lozan’ın bölge’nin tarihel, kültürel gerçekliğini karşıulamaması sebebi iledir. Komünizm de farklı bir düzlemde aynı gerekçe ile, yani akim olduğu yerde insanların gerçekliklerini karşılamadığı için çökmüştür. Demek oluyor ki, birinci savaştan bu yana en az üç önemli farklı düzeni içeren dönem yaşamışızdır. Her değişimi zorunlu kılan güçlüler ve güçsüzler dengesi vardır. O koşulları oluşturan aktörlerin bugün aynı güçlerini korudukları söylenemez. Ne İngiltere, ne ABD, ne Rusya dündeki kadar güçlü değildir. Türkiye de dünkü kadar güçsüz değildir. Bütün zayıf bırakılmışlığına, bütün kuşatılmışlığına rağmen Türkiye bugün dünyanın en gelişmiş 16. ülkesi konumundadır. Türkiye ayak bağlarından kurtuldukça, halkı ve devleti bütünleştikçe gelişme hızı daha da ilerleyecektir. Şimdi dünyada ne konsept kaldı, ne düzen. Yeni konseptler, yeni düzenler, denklemler kuruluyor, kurulmak zorundadır. Yeni Türkiye yıkılan Berlin duvarının alştından çıktı. Yeni Türkiye dağılan Rusya’nın toz toprağını üzerinden silkeleyerek doğruldu. Bütün bilinenler, bilinmeyenler birbirine karışınca zihnimiz, siyasetimiz bir boşluğa düştü. Desteksiz, düşmansız kalmamızın oluşturduğu bir boşluktu bu. İşte tam da o boşluğun şaşkınlığı içinde kendi varlığımızı keşfetmek zorunda kaldık. Kendi ayaklarımızın üzerinde durmak, kendi yolumuzu bulmak, kendi sorunlarımızı düşünmek, çözüm bulmak mecburiyetindeydik. İşte o musibet gibi gözüken mecburiyetler bizi kendimize zorladı. Kendi gücümüzü, kimliğimizi, çevremizi, çevremize yayılan etkimizi keşfettik. Şimdi Türkiye kendi siyasetini oluşturmak zorundaydı. Çoklarının aklını karıştıran, çoklarının anlamadığı işte bu realitedir. Onlar çaresiz, ürkek, pısırık, sinik, silik bir Türkiye algısını hala kafalarında gezdiriyorlar. Onlar yeni Türkiye’yi eski dünyanın ölçütleri ile değerlendiriyorlar. Türkiye bu süreçte yönlendirilen değil yönlendiren, oyuna getirilen veya oyuna katılan bir ülke olarak değil oyun kurucu bir ülke olarak rolünü oynayacaktır. Türkiye etkilenenden çok etkileyen, konuşturulandan çok konuşan bir güç olacaktır. Türkiye kendi kültür ve tarihsel kodlarına uygun davrandığı zaman bölgesinde ve bütün dünyada etkinliği artmaktadır. Çünkü bölgede güçlü organik bağlarımız vardır. Etki alanımız geniştir. Bu bize sadece politik manevralarla sağlanacak güç ve itibardan çok fazlasını kazandırmaktadır. Bizim var olma iradesi ile kazandıklarımızı politik manevralarla, oyunlarla kazanmanın imkânı da yoktur. Yani bizim bölgemizdeki, ve dünyadaki etkimiz yapay, konjonktürel değildir. Manşetlerle, propagandalarla sağlanmış bir etki değildir. Doğal olarak Türkiye kendi dinamikleri ile var olduğu zaman etkisi manşetlerle, propagandalarla azaltılacak cinsten değildir. Türkiye’nin yeni siyaseti kendi gerçekliği üzerinde temellenecektir. Türkiye bölge insanları ile aynı gerçekliği paylaşmaktadır. Bu gerçekliğin merkezinde, nüvesinde kesinlikle İslâm vardır. Salt var olma iradesi ile kazandıklarımızı, politik manevralarla muhafaza etmenin imkânı yoktur. Şimdiye kadar bölgemizde, ve dünyada, yapay, konjonktürel yolla elde edilen varlığımızın aynı yolla sürdürülmesi, hele genişletilmesi mümkün değildir. Manşetlerle, propagandalarla sağlanmış bir etkinin gerçekliği uçucudur, geçicidir. Doğal olarak Türkiye kendi dinamikleri ile var olduğu zaman etkisi manşetlerle, propagandalarla azaltılacak cinsten olmayacaktır.

Türkiye’nin yeni siyaseti kendi gerçekliği üzerinde temellenecektir. Türkiye bölge insanları ile aynı gerçekliği paylaşmaktadır. Bu gerçekliğin merkezinde, nüvesinde kesinlikle İslâm vardır.
 

 

Yazarın izniyle habertaraf'tan alınmıştır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 412
Bu Ay : 2615
Toplam : 2615

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom