Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Dengeler ve denklemler değişirken...

Türkiye milleti ve devleti ile yaşadığı yüzyıllık yalnızlıktan, yüzyıllık güvensizlikten, çaresizlikten kurtuluyor. Bu anlamda Türkiye yeni bir kuruluş ve kurtuluş savaşı daha veriyor. Bu savaş kasıtlı, sistemli ihanetlerle içine düşürüldüğü kaostan, karanlıktan, kördüğümden kurtulma savaşıdır.

Öz gerçekliğinin ayrımında olan bir Türkiye’nin kendileri için ne büyük engel olduğunu gören küresel emperyalistler, planlarını ancak bizi ‘etkisiz eleman’ haline getirmekle uygulayabildiler. Planlarını ancak böyle uygulayabilirlerdi. Aklı başında, kendi dinamikleriyle, kendi amacı ve anlamı ile var olan bir Türkiye, onların menfur emellerine her zaman mani oldu, mani olacaktı. O nedenle aklımızı çeldiler, ruhumuzu bozdular. Bizi kişiliksizleştirmeye, kimliksizleştirmeye çalıştılar. Bizi bize bırakmadılar.

Aklımızla yüreğimizin, benliğimizle ruhumuzun arasına uzak mesafeler kondu. Kendimizle buluşamadık. Kendimize ulaşamadık. İçimizden uzaklaştığımız için dışımıza zaten ulaşamıyorduk. Kendimizde olamadık. Yüzyıllar var ki derin letarji hali içinde, uyurgezer gibi, rüyada gibi, morfin yemiş gibi yaşadık. Adeta hayl gibi, gölge gibiydik. Ne düşünce, ne siyaset üretebiliyorduk. Kendimiz olmaya ürküyor, utanıyorduk sanki. Eğer kendimiz olursak, o hep bastırdığımız iç sesimizi, şuuraltımızı dinlersek egemen güçler ne derlerdi sonra? Dünyanın efendileri, dünyamızı başımıza yıkmazlar mıydı? Öyleyse kendimiz olup, kendimiz gibi tavır alıp dünyamız yıkılacağına, bizden istendiği gibi davranmalı, ne diyorlarsa emirlerine amade olmalıydık. Aman efendim müttefiklerimizi kızdırmamalıydık. Aman efendim dünya ne derdi? Aman efendim başımıza iş almamalıydık. ABD ne diyorsa o doğru idi. ABD ve İsrail’i küstürmemek, gönüllerini hoş tutmak, onları üzmemek gerekirdi. Sözüm ona resmi politika bu minval üzereydi. Bu tarafta bütün bir millet üzülüyorduk. İçimiz kan ağlıyordu. Bir yanda dışarıdan elimizi kolumuzu bağlayan gelişmeler, diğer yandan bize barış adına, hayâli felaketlere meydan vermemek adına sus pus olmayı, sesimizi çıkarmamayı iyi vatandaşlık olarak telkin eden siyasi irade vardı. Zulmü sineye çekmeyi siyasi tarz olarak benimsemiştik. Onurumuz, izzetimiz yerlerde sürünüyordu. Yalan mı? Şimdi bir derin uykudan uyanıyoruz gibi. Şimdi ölümden sonra bir diriliş yaşıyoruz sanki. Silkinip kalkıyoruz, bizimle birlikte bütün bir Ortadoğu ve bütün mazlum coğrafyalar silkinip kalkıyor. Kendine gelen bir milletin, kendini idrak eden benliği, kendi sesiyle bütün bir yeryüzüne seslenmektedir. İnsani, vicdani bir serzeniş olarak seslenmektedir. Susturulmuş, kıstırılmış, sindirilmiş bütün halklar; dalga dalga yükselen, çoğalan bir sesle bize cevap veriyorlar.

Yeryüzünün siyasi coğrafyası değişecektir. Türkiye denklemde anlaşılamayan, bilinmeyen bir değerdi. O değer bütün eşitlikleri, bütün denklikleri yeniden düzenleyecek tarzda kendi karşılığını buluyor. Türkiye edilgen bir figüran olarak değil etkili bir aktör olarak tarihe, tarihine geri dönüyor. Türkiye siyaset kodlarını, değerlerini, değerlendirme tarzını, tehdit ve güvenlik algısını, vizyonunu ve amacını değiştiriyor. Daha doğrusu yıllar yılı varoluş zorunluluğu ile geçici olarak kabul etmek zorunda kaldığımız görev ve rolleri terk etme zamanı gelmiştir. Bir yandan yeni durumları kendi gerçekliğimizle algılarken, o gerçeklikleri yeni durumlarla hareketlendiriyor, güncelliyoruz.

Oyun bitti. Senaryosunu başkalarının yazdığı, başkalarının yönettiği oyun bitti. Yeni dönemi elbette bütünüyle biz kurgulamayacağız. Yenidünyanın bugünden yarına kurulmayacağını herkes bilir. Ancak yeni yola çıkmak için açık niyet ortaya konmuş, ilk ciddi adım atılmıştır. Dev bir adımdır bu. Bir stratejik kırılmayı ifade etmesi bakımızndan, kendisinden çok büyük bir adımdır. Daha ilk adımda siyasi coğrafya değişmeye başlamıştır. Merkezinde olduğumuz yakın coğrafyalar başta olmak üzere insanlar, yeni ölçüler, yeni açılar edinmeye, aramaya başlamıştır. Yeni dengeler, yeni amaçlar belirmiştir. Bu düzenin böyle gitmeyeceği anlaşılmıştır.

Değişimi başlatması açısından bu ilk adım çok önemlidir. Bu ilk adımlar, Türk siyasetinin yeni fay hatlarını, yeni eksen oluşturma kararlılığını ifade etmektedir. Bu tam anlamıyla piramidin ters dönmesi, denklem kurma mantığının değişmesi demektir. Düne kadar karışmayalım, konuşmayalım diye olaylara sessiz ve seyirci kalmayı siyaset sananların bugün ne kadar yanıldıkları, varoluş alanımızı daralttıkları şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Şimdi Türkiye kendi dünyasını, kendi oyununu kurmak istemektedir. Daha doğrusu iç ve dış siyasetini, her önüne sürüleni kabul eden itaatkâr ataletini bir yana bırakmaktadır.

Değişen dünyayla beraber konumumuz, amacımız da değişmiştir. Başkasının tayin ettiği amaçlar için ve başkasının istediği gibi var olma sefil aymazlığını terk ediyoruz. Günümüzde ancak böyle var olabiliriz. Yarınlarımızı böyle kurabiliriz. Daha da önemlisi kendi kimliğimizle, kendi benliğimizle, kendi gerçekliğimizle böyle var olabiliriz. Biz bu gerçekliğin kendimizden çok daha büyük olduğunu da fark ettik. Şimdiye kadar ideolojik koşullandırmalar ve konjonktürel sınırlamalarla kendi hakikatimizden bile çok küçük bir anlama sahip olarak yaşadık. Etkimiz de gücümüz de zayıfladı. Başkası olarak var olunca kendi siyasetimizi sürdüremiyor, kendi gücümüzü oluşturamıyorduk.

Milleti ve devleti ile barışık bir Türkiye, bölgede gerçek manada öncü, doğal bir barış gücü olmaktadır. Bölgede Osmanlı’dan bu yana bir türlü doldurulamayan iktidar alanı vardır. Türkiye bu alanı dolduracak tek ülkedir. Osmanlının çekildiği bütün alanlarla ünsiyet ilişkimiz, organik bağlarımız vardır. Yapay oluşumlarla ayrıştırılmış halklarımız aslında bir tek beden gibidir. Son olaylar bölge insanları için aslında barışın ve kardeşliğin asıl gerçeklik olduğunu ortaya koymuştur. Düşman olmamız için bir tek sebebin zor bulunacağı insanlarla dost olmamız için binlerce sebep vardır. Bizim asıl gerçekliğimiz budur. Gerisi emperyalistlerin ürettiği kocaman yalanlardan ibarettir. O yalanlara artık kimsenin de inandığı yoktur. Bu yeryüzünün tam orta yerinde, tam kalbinde tesis edilecek kardeşlik ve barış iklimi dünyaya yeni bir medeniyet ufku açacak potansiyele sahiptir. Türkiye bu potansiyele ilgisiz kalamaz. Çünkü herşeyden evvel bu potansiyel bir iç gerçeklik olarak kalbimize, ruhumuza, hayatımıza yerleşmiştir. Bu gerçeklik adeta varoluşsal bir gerçekliktir. Yani onlarla birlikte var oluruz veya onlarsız yok oluruz. Birlikte var olmak her bakımdan bize eşsiz güç ve imkânlar sağladı, sağlayacaktır.

Türkiye bölgesinde bir güç merkezi olduğu ölçüde dünya dengesini de etkileyen bir aktör olmaktadır. Bunun böyle olmasını istemeyenler Türkiye’yi çevresinden izole etmişlerdi. Yakın zamana kadar Türkiye adeta şu anki İsrail yalnızlığı yaşamaktaydı. Bunun böyle olmasını isteyen karanlık odaklar vardı. Siyonistler böyle olsun istiyorlardı. Şimdi duruş yerini İsrail’e karşı olacak tarzda değiştiren Türkiye, bölgede kendiliğinden oluşan muazzam ve doğal birliğin temel dinamiği olmuştur. Bu müthiş bir etki ve etkinlik kabiliyeti kazandırmaktadır. Türkiye izlediği komşularla sıfır sorun ve barış politikasıyla bütün bir bölgenin özellikle halkların doğal ülkesi konumundadır. Çevremizde hiçbir toplum, Türkiye’yi yabancı ülke olarak görmez. Onlarla aramızda kendiliğinden oluşan duygusal aidiyet ilişkisi vardır.

Tarihsel, kültürel ve insani zenginliğimiz, dostluğun ve barışın yaygınlaşmasına son derece elverişli imkânlar sunmaktadır. Niçin bu imkânları kullanmak varken; ne için olduğu bile anlaşılamayan, ne idüğü belirsiz saçma sapan politikalar adına komşularımızla düşman olalım? Aptallığımıza doymayalım! Bu İsrail’in işine gelmekteydi. Bu yalnızlaştırma, başta İsrail olmak üzere ABD’nin bize dikte ettikleri, kimi durumlarda tehditle, şantajla zorladıkları politikaydı. İşte şimdi roller değişti. Türkiye kendi kimliğini, benliğini yeniden keşfedince kendi gücünü, çokluğunu da keşfetmiş oldu.

Şimdi o ölümcül yalnızlığı İsrail yaşıyor. Şimdi o çaresizliğin anaforunda ABD kıvranıyor. ABD yalnızlığı kıvranıyor. Her geçen gün İsrail’i arkalamasının, kayıtsız koşulsuz ona bağlı, onun güdümündeymiş gibi gözüken politikalarının zararlı etkisini görmektedir. Hep dedik, yine söyleyelim. Eğer ABD bu gidişten, bu yanlış yoldan vazgeçmezse İsrail onun başını yiyecek. Yanlış İsrail politikası ABD’nin çöküşünü hızlandıracak. Olur ki, bu düşüncelerimiz Obama’ya ulaşır, ulaştırılır da onlar da içine düştükleri fesat sarmalında kullanılmaktan kurtulurlar.

Obama’nın temelde iyi niyetli olduğunu biliyoruz. İlk ziyaretini Türkiye’ye ardından Mısır’a yapmasını önemsiyoruz. İslam coğrafyası ile barışmanın, daha farklı, daha barışçıl bir paradigmayla ilişki kurmayı samimi olarak arzuladığını düşünüyoruz. Kimi Siyonist odakların Beyaz Saray’ı ahtapotun kolları gibi sardığı da bilinmeyen bir gerçek değil. Obama en azından kendi etki ve egemenlik alanı içinde, önce Beyaz Sarayı bu ahtapotun kollarından kurtarmalıdır. Beyaz saray siyonistlerin vesayeti altındadır, kurtulmalıdır. Siyonist abluka, Obama’nın halkının duyarlığı ile bütünleşmesini engelleme gayreti içindedir. Bilinmelidir ki, bu derin, bu karanlık yapı sadece ABD’ye değil, başta İsrail ve Yahudiler olmak üzere bütün dünyaya zarar veriyor. Biz çoğu Yahudilerin fert veya kuruluş olarak bu Siyonist yapıya karşı olduklarını da biliyoruz. Obama korkmasın. Politikasında Türkiye gibi bir eksen değişikliği, bir açı değişikliği yapsın. Bunu yapabilir. Başarabilir. Yes We Can! Bu yapılmadığı takdirde ABD gittikçe daha çok yalnızlaşacak. Barış ve özgürlük ülkesi olmaktan uzaklaşacak. Ekonomik ve siyasi gücü zayıflayacak. İsraili kurtarayım derken kendini kurtaramayacak!

İsrailli korsanların Gazze’ye yardım gemisine yaptığı baskına karşı insanlık vicdanının oluşturduğu birleşik tepki İsrail’i yalnızlaştırdı. İsrail’e destek veren ABD ne Birleşmiş Milletler’de ne Nato’da eski anlaşılmaz tutumunu sürdürebildi. Buna mukabil Türkiye dünyanın en üst seviyede siyasal kurumlarını harekete geçirdi. Bir anlamda ABD’ye rağmen istediği kararları çıkartıyor. ABD daha şimdiden politik manevra kabiliyetini kaybediyor. ABD itibar kaybediyor, kan kaybediyor. Şimdiden alanı daralıyor.

Türkiye gücünü nereden alıyor, nereden alacak? Kendisinden. İnsanlığın vicdanına yakın yerde durmaktan. İşte Türkiye’nin yeni siyasi ekseni budur. Dünya bu eksen etrafında dönmeye başlıyor yavaş yavaş. Bana kalırsa ABD de bu eksene doğru kaymalı diyorum. İsraile güdümlü ve koşullu bir siyaset daha fazla sürdürülemez. 

Yazarın izniyle habertaraf'tan alınmıştır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 10
Bugün : 264
Bu Ay : 5246
Toplam : 5246

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom