Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Yeni bir fethe doğru...

Bugün İstanbul’un fethinin 557. Yıldönümü.

Fethi kutluyoruz.

Tarihsel duyarlığı olan herkes, her kurum değişik açılardan fethi konu ediyor. Tarihi olayları unutmamak, ondan ibretler ve dersler çıkarmak tarih şuuru açısından oldukça önemlidir. Önemlidir ama konuyu sathi heyecanların malzemesi yapmak; benliğimizin, kimliğimizin olgunlaşmasına yardımcı olmayacaktır. ‘Şanlı Tarih’ söylemleri, kimi enaniyetleri şişirse de, asıl övünç, tarihi şaşayan algıya ve değere dönüştürebilmektir. Bu noktada arzulanan olgunluğun gösterildiği kanaatinde değilim. İstanbul surlarını gümbürdeterek, Bizans’ı sarsmak az iş değildir elbette. Ancak, atalarımızın başarısını günümüze bir övünç olarak taşırken, bu övüncü şimdi de hak edip etmediğimizi düşünmek gerekir. Değil mi ki, tarihsel süreçlerden değer ve tecrübe ortaya çıkardığımız zaman kendimizi başarılı sayabiliriz. Değilse ‘Şanlı Tarih’ değer ve bilinç üretememenin bir sığınağı olur. Çoğu kez böyle olmuştur. Masallaştırılan, destanlaştırılan, hatta putlaştırılan geçmişin, milli egomuzu avutmaktan başka bir sonuç üretememesi yanlış tarih algımız yüzündendir.

Sürekli gelişen, fütuhatlarla genişleyen İslam toplumu karşısında İstanbul’un fethi kaçınılmaz bir kaderdi. Bizans, İslam coğrafyasının tam ortasında sıkışıp kalmıştı. Adeta dünyayla bağlantısı kopmuştu. Katolik ve Ortadoks çekişmesine, Osmanlı’nın da kuşatması eklenince İstanbul nefessiz, dermansız kalmıştı. Ayrıca 1205 haçlı işgali, talan ve kıyımından sonra, şehir müslümanların fethine daha hazır hale gelmişti. Eğer sahihse, İstanbul’un fethi hadisini stratejik ve tarihsel bir öngörü olarak anlamak gerekir diye düşünüyorum. İstanbul mutlaka fetholunacaktı. Bu fethi müslümanlar yapacağı için, o fatih ne güzel bir komutan, o askerler ne güzel askerlerdi.

Fetih nedir?

Fetih açmak demektir. Kur’anı açan ilk süreye onun için ‘Fatiha’ adı verilmiştir. Açan sure. Neyi açan? Elbette öncelikle Kur’an’ı. Ve yine elbette insanın aklını, imanını, kalbini açan demektir. Gerçekten de Fatiha suresi İslam’ın ana esprisini ihtiva eder, özetler gibidir. Feth’in açmak anlamını içeren birçok versiyonu sıralanabilir.

Siyasal ve askeri anlamda fethin olabilmesi bir şehri veya ülkeyi açmakla mümkündür. Ancak kapalı bir şeyi açma gereği hissedersiniz. Eğer bir askeri hareket bir yerde hayatı tıkıyor, yaşamı felç ediyor, kültürü yok ediyor, şehirleri yakıp yıkıyor, insanları öldürüyorsa orada yapılana fetih demek doğru olmaz. Böyle hareketler olsa olsa istila ile, cinayet ile vahşet ile ifade edilebilir. O nedenle tarihte birçok istila ve işgal fetih ruhunu ve mantığını taşımaz. Orada medeniyet çöker; erdemleri, aklı, psikolojisiyle insan çöker. Özgürlükler yerini zorbalığa bırakır. İnsanlık adına sefalet yaşanır. Hayat tıkanır, umutsuzluğun karanlık dehlizlerinde canlılığını, rengini, ritmini, coşkusunu yitirir. Hayat kokuşur. İnsan anlamını ve değerini yitirir. Ne akıl ne ruh ayakta kalır. Günümüzde yapılan kimi işgal operasyonlarında aynı sonuçları görmüyor muyuz? Oysa fetihte bunun tam tersi olur. Bilakis bir fethi zorunlu kılan hayatın ve insanın kokuşması, körelmesi, kapanmasıdır.

İşte İstanbul’un fethi, hakikaten bir fetihtir. Neredeyse zamanının en insani, en uygar kuşatması yaşanmıştır. Şehir fetholunduktan çok kısa zaman içinde, eskiden beri sürmekte olan korkular yerini güvene, huzura, yaşam coşkusuna, kardeşliğe, özgürlüğe bırakır. Herkes dininde, inancında, ibadetinde özgürdür. Şehrin tıkanan nefes borusu açılmıştır adeta. Hayat veren kan tekrar yürümüştür şehrin damarlarına. Ruh yeni bir canlılık, yeni bir dirilik kazanmıştır. Gelen yeni unsurlar şehre hayat aşılamıştır. Fatih’in Fermanı bu husuların en canlı, en kesin kanıtıdır. İstanbul o ruhla yeni bir atılımın öncüsü oldu. Bir yeni çağın, bir üstün medeniyetin müjdecisi oldu.

İstanbul barışın, uygarlığın, hoşgörünün, estetiğin, insana ve değerlerine saygının, hayata hürmetin, inceliğin, anlayışın, ilmin başkenti oldu. Hala öyle değil mi? İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olmasını bu açıdan değerlendirmelidir asıl. İstanbul derinlere giden kök paradigmaları ile geçmişi günümüzle nasıl da usta bir maharetle bağlıyor. İşte fetih budur. Eğer istanbul fethedilmemiş, sadece istila edilmiş olsa idi bugün bunları söyleyemeyecektik. Belki mevcut çok kültürlü yapısıyla bir İstanbul bile olmayacaktı.

Şimdi bir fethe daha muhtaçsak ruhumuzun bunalması, aklımızın tıkanması sebebi iledir. Yıllardır fetih ruhundan, Fatiha’dan gafil bir hayat bizi kendimize, dünyaya, ama daha önemlisi hakikate kapattı. Bu kapanıklık ufkumuzda kararmalara yol açtı. Giderek kalbimiz, vicdanımız, ruhumuz karardı. Tıpkı fethi bekleyen İstanbul gibi kendimizi kalın surlarla örülü dar dünyamıza hapsettik. Aklımız, ruhumuz orada mahpus kaldı. Dışarıya, yeni dünyalara, yeni ufuklara açılamadık.

Bir fetih yaşanmalıdır. Herkes kendini fethetmelidir. Yani herkes kendini asli benliğine, asli kimliğine açmalıdır. Bir şehri, sonra bir ülkeyi, en nihayet bütün bir yeryüzünü fethetmeye layık olanlar, önce kendi nefislerini fethedenlerdir. Kendi içlerinde tutsak olanların fethedecekleri hiç bir dünya, hiç bir coğrafya yoktur. Fatihasız bir fetih olmaz, olamaz.

Şimdi içimize, kendi coğrafyamıza doğru bir fetih başlamalıdır. Bu fetih yürüyüşünü başlatmış olanlara dur durak yoktur. Açılacaktır onların önünde bütün kapılar. Onlar açılan bütün kapılardan geçerek kalplerine doğru, insanlığın kalbine doğru bir kutlu yürüyüş yapanlardır.

Kendinize yönelişiniz kutlu olsun.

Fethiniz mübarek olsun.

Yazarın izniyle habertaraf'tan alınmıştır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 85
Bu Ay : 2288
Toplam : 2288

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom