Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Işığa Az Kaldı

Mesele parti davası değildir.

Mesele dar bir grubu öne çıkarma, onlara bir iktidar alanı açma meselesi hiç değildir. Konuyu böyle takdim edenler bile, meselenin esasının millet iradesi ile devlet iktidarının barışması olduğunu biliyorlar. Öyleyse niçin direndiler? Niçin engellediler? Milletle devlet arasındaki ayrılık, yabancılık, husumet sürüp gitsin istiyorlar da onun için. Devlet millet kucaklaşması, bütünleşmesi olmasın istediler. Masum dimağların olanların ardına gizlenmiş fitnelikleri, fesatlıkları anlamaları kolay değildir elbette. Kimi siyasi partilerin, milletin yararına olacak Anayasa değişikliği paketine karşı olmalarının, anlaşılır bir yanı olamaz. Olması gereken, bütün partilerin statükoya karşı halkın değişim irade ve kararlılığını temsil etmeleri idi. Çünkü demokratik partiler zaten ve ancak demokratik zeminde varlıklarını sürdürürler. Ama bu konuda da demokrasi istemeyen tuhaf partileri ile tuhaf ülke olduğumuzu ispatladık.

Bu önemli süreçte kimi siyasi partiler “hak ve özgürlüklere hayır” deme çılgınlığını gösterebildiler ne yazık ki. Bu kelimenin tam anlamıyla akıl, izan, vicdan ve duygu tutulmasıdır. Bu halktan kopuk ve halka karşı siyaset tavrının elbette bir açıklaması vardır. İleriki zamanlarda bu konuyu derinlemesine ele alalım. Şimdilik şu kadarıyla yetinelim: Bu siyaset doğrudan doğruya sömürgeci siyasetidir. Bütün sömürgeci ülkeler, sömürdükleri ülke insanlarının değer ve beklentilerine ters ve onları sindiren veya yok eden bir siyaset güderler. Sömürgeleştirilmiş halkın kendi iradesini, gücünü ve benliğini bulmaları ısrarla, inatla engellenir. ‘Kendini küçük görme kişiliksizliği’ bir benliğe dönüştürülür. Sömürülen insanların ruhları, benlikleri, hafızaları ezilir ki direnme cesaretleri olmasın. Başkaldırmayı, hak ve özgürlük talep etmeyi akıllarından bile geçirmesinler. Halk onlar için düşmandır, değersizdir, önemsizdir. Halk onların gözünde bir hiçtir, adam yerine konulmaz, olmayan görüşlerine itibar edilmez. Değer sömürgeci efendilerdir. Eğer halk bir değer sahibi olmak istiyorsa bunu özgürlük ve bağımsızlık talebi ile değil, zaten bizatihi değer olan efendilerine hizmet ederek göstermelidir.

Bu özet bilgilendirmeden sonra Türkiye’yi, ülkemizde uygulanan ve oluşturulan seçkinci düzeni, özellikle halkı kuşatmaya alan kast sistemlerini düşünün. Kendini efendi bu halkı uşak veya köle sanan, onlara hiçbir değer, kıymet vermeyen soytarıları, dangalozları düşünün. Temel felsefesi itibariyle sömürge ülkelerinde uygulananlarla bizde yaşananlar arasında bir fark görüyor musunuz? Elbette yoktur. İnsanımıza neler reva görüldü neler!.. İyi de bizi kim(ler) sömürüyor? İstiklâl harbimizi kazanalı yıllar olmadı mı? Biz istiklal harbimizi kendi kendimizi sömürgeleştirmek için mi yaptık? Elbette onun için yapmadık.

Dünyanın hangi toplumu kendi kendini hiçleştirmek, etkisizleştirmek için savaşır, ölümü göze alır? Hangi toplum, hangi millet gelecek kuşakları sıkıntı çeksin, kendi ülkesinde esir gibi, köle gibi yaşasın diye yok olmayı göze alır? Onun için kendini milletten ayrı gören ve millete efendilik taslayan bu yapı karaktersizliğin, alçaklığın örneğini verdi, veriyor. Millete arka dönmenin, millete hıyanet etmenin, ona tepeden bakmanın ne makul, ne meşru, ne anlaşılır bir yanı vardır. Olamaz. Evet, görünüşe bakılırsa ortada dini, dili, bayrağı bizimkinden farklı bir sömürgeci güç yoktur. Ama bu tıynette insanlar olduktan sonra o sömürgecilere ihtiyaç da yoktur. Bu familya millete ‘Yaban’ diyen, milleti ‘düşman’ bilen, kendisini küçümseyen, sömürgeleştiren bir zihniyete, çarpık, hastalıklı bir ruh haline sahiptir.

Körlük, hiçlik, güvensizlik içindeler.

Körlük, hiçlik, güvensizlik bunların içindedir.

Açıklığı, aydınlığı, özgürlüğü bölüşerek kendilerini de geliştirecekleri yede, bütün bir milletin gelişimini de engelleyerek, kendi manasızlıklarının saltanatını sürdürmek istiyorlar. Zaten bu saltanat başka türlü de sürdürülemez(di). Bu saltanat dünyaya açılarak, aklın sesini dinleyerek, vicdana kulak vererek sürdürülemez. Eğer benliğimize dönmek, benliğimizi, onurumuzu bulmak gibi bir derdimiz olsaydı bu saltanat kurulamaz, kendi içinde çökerdi. Ufunet, silah zoruyla gasp ettikleri statülerle oluşturdukları statükoyu, müthiş tahkim etti.

İşte şimdi oyunun sonuna gelindi.

Yasa değişikliği meclisten geçti.

Anlaşılan fazla bekletmeden Cumhurbaşkanı halkoyuna sunacak. Değişikliğin yaşama geçmesi ile, gizli saklı planlarını yürütme imkânları daralacak olanlar halktan korkarak, AYM’ye gideceklerini ifade ettiler.

Giderlerse ne olur?

Gidiş o gidiş olur.

Bu gidişin dönüşü olmaz.

Burada, tam da bu aşamada, bugünle beraber, bütün sivil toplum örgütlerinin, hukukçuların, derneklerin, gazete ve televizyonların, bütün aydınların meseleye sahip çıkmaları gerekir. Baştan dediğimiz gibi bu bir parti meselesi değildir. Bunu bir parti meselesine indirgeyerek, gerçekleri gözden kaçırıp saptırmak isteyenler boşuna uğraşıyor. Ülkenin en köklü sorununu bir husumet çekişmesi, kamplaşması oluşturarak gündeme getirmek, nezih idraklere zulmetmektir. Hiç numara, abrakadabra yapmaya gerek yok.

Çıkıp millete niçin ve neye “hayır” dediklerini anlatsınlar. Ama özellikle bu milletin aydınları, demokrasi gönüllüleri; bu meseleyi kahvede, okulda, derslikte, evlerde, fabrikalarda, otobüslerde, parkta, parlamentoda, salonda, dışarıda, içeride her yerde, her zaman gündemde tutmalıdır. Münferit bile olsak sesimizin, cılız, sessiz olduğu hissine kapılmaksızın konuşmalı, anlatmalı, talebimizi açık seçik ifade etmeliyiz. Korkmayın o cılız dediğiniz sesler birleşe birleşe gök kubbeyi inleten bir dalga boyuna, bir gür sedaya ulaşacaktır.

Dostlarım, Kardeşlerim,

Senin sesin, benim, onun, bizim sesimiz! Hepimizin, bütün bir Türkiye’nin sesi sele dönüşmelidir. Ses sese değerek, ses sesi çekerek öyle bir haykırışa dönüşecektir ki, bu statükocular, bu sömürgeciler sığınacak bir sessizlik bulamayacaklar. Bunalacaklar. Tadın bakalım yıllar yılı millete çektirdiğiniz bunalımın bir benzerini. Her gittikleri yerde bu ses karşılarına çıkacak. Bir mahşer uğultusu gibi saracak, sarsacak kör benliklerini. Bir kıyamet sancısı gibi yürüyecek kirli yüreklerine. Bu ses kulaklarını dolduracak. Millete keyfi zulmedemeyecek olmalarının ıstırabı, acı işkencesi içinde geberecekler. Gebersinler. Artık millete kusamayacakları hınçları, kinleri, husumetleri onları içten içe kemirip tüketecek. Tükensinler. Şimdi özümüzü sözümüze yükleyip dost yüreklere köz gibi ulaştırma zamanıdır.

Dostlarım, Kardeşlerim,

Tarihi değeri olan günler yaşıyoruz.

Bir tarihsel değişime, dönüşüme tanıklık ediyoruz.

Milletin acı ve ıstırap çemberinden kurtulması için en ufak bir gayret gösterenleri bile yürekten kutluyorum. Onlara esenlikler diliyorum.

Hakkın, hukukun, özgürlüğün sedasını, yeni bir çağın çığırı gibi yankı yankı yayma zamanıdır şimdi. Şimdi ses verme zamanıdır. Sesimizi yükseltme zamanıdır. Eğer böyle yapmazsak demokrasiyi ne bilince ne kazanıma dönüştürebiliriz. Böyle yapmazsak daha sonra demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından, hukuktan dem vurma hakkımız olmaz. Gün bu gündür. Hareket başlamıştır. Hareket başlamalıdır. Hareket elbette, sözlü ve zihni bir faaliyet içermelidir. Mesele sadece bir parti meselesi değildir, böyle görülmemelidir. Bu mesele doğrudan milletin özgürce, adalet zemininde var olup olmama meselesidir. Bütün aydınlara, bütün aklıselim sahiplerine, bu ülkenin tertemiz vicdanlarına çağrı yapıyoruz. Şimdi karanlık dehlizlerden çıkmanın, güneşe yolculuk yapmanın vaktidir. Işığa çok az kaldı ne duruyoruz?

Bana ses ver Ey!

Yazarın izniyle habertaraf'tan alınmıştır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 8
Bu Ay : 1263
Toplam : 1263

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom