Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Hikâyemize Bakalım

 Celaleddin-i Rumi “Ne olur bizi dinleyen dostlar olsa/ Zira bu destan bizim halimizin hikâyesidir” der Mesnevide…

Biz yani insan nesli… Biz yani bu ülkenin bütün insanları…

Hikâyemizi ise şu cümle özetliyor; insan insanın kurdudur!

Bu felsefesi olan bir cümle ama böyle çıplak olarak da anlatacağını anlatmaya, vermesi gereken mesajı vermeye yetiyor.

Birbirimize karşı üstünlük yarışımız, kavgamız, çekememezliklerimiz, ilk nesillerden itibaren çıkmış ortaya…

Asıl kavgalar ise sonranın işi… Kavimlere, topluluklara, dillere ve renklere bölündükten sonra hem yaratılışın ruhuna hem farklılıkların ruhuna isyan etmişiz. Yaratılışın ruhuna isyan Allah’a karşı gelmek onu anladıkta diğeri nedir denebilir. Diğeri de farklılıkları bir zenginlik sebebi yerine kavga sebebi kılmamızdır. Burada da yaratana isyan var; O sosyal iletişim, sosyal çeşitlilik ve hayata tat veren renklilik olarak kavimleri, renkleri ve dilleri var etmişken biz “en üstün farklı kim” yarışını çıkarmışız buradan… En üstünü ararken atmadığımız taş, kırmadığımız baş kalmamış ve kalmıyor neredeyse…

İki defa kardeş olmak önemli bir ayrıcalıkken, kardeşliği bile kavgaların enkazı altında ezip bırakabilmişiz. Bu hüneri herhalde bir tek biz, bir tek insan gösterebilir. Her defasında sürgün yaşayanlarının değiştiği insanlar kardeşliği kavgaların enkazı altında ezmekte pek mahir.

İki defa kardeş kılınmak; biri babadan biri inançlardan gelmektedir. Âdem’in çocukları ve Müslüman olarak iki defa kardeş kılınmanın ayrıcalığını yaşadığımız bir coğrafyada olmamıza rağmen sorunlarımız var. Üstelik yıllardır ve belki on yıllardır var.

Her kavim Allah’ın bir ayeti… Her renk Allah’ın bir ayeti… Her dil Allah’ın bir ayeti… Tabi bu bizim Kitabın ortasından konuşarak yazdıklarımız; Kitaba değer vermeyenler için Allah’ın ayetlerinin hiçbir anlamı yok. O ayrı bir konu… Allah’ın ayetleriyle sorunlarının olmadığını söyleyenler arasında da renkler, diller ve kavimler noktasında sorun çıkaranlar var. İnandıklarını söyledikleri değerlerin ışığında sorunlu yürüyenler var.

Her şey satırlara döküldüğü gibi izah edilebilse ne güzel olurdu ve hemen her insan“başım gözüm üstüne” diyebilseydi. Bir inanmak kararlılığıdır “işittim ve itaat ettim” demek, diyebilmek ve her insanda aynı duyarlılıkla ortaya çıkmıyor.

Bugün ağıt yakan anaların feryatları, iki kez kardeş olunmanın kıymetini bilmeyen veya buna davranışları ve kararları ile reddiye yazanlara çok şey anlatmıyor. Bu toprakların bir tek maddi zenginlikleri ilgilendiriyor birlilerini ve işte bu nedenle diğer zenginlikleri göremiyorlar. Mesela Sadi’nin sözlerine kulakları tıkalı… “Yayı gerip oku fırlatmadan önce hedefi iyi görmek gerekir. Oku attıktan sonra düşünmenin bir yararı olmaz” der Sadi-i Şirazi… Ve konuşanlar yayı düşünmeden gerip önemsemeden fırlattığı için çözümsüz sorunlar birikiyor. “Öfke askerlerini pusudan saldırtınca orada ne Allah korkusu, ne din, ne de insaf kendine yer bulur. Öfke büyük, korkunç bir devdir. Korkusundan cinler ve melekler bile ürküp kaçarlar” der Sadi… Nice zamandır ellerinde yetki olanlar veya yetkiyi elerline geçirmek isteyenler yalnızca öfkeyle konuşuyorlar, bu yüzden sorunlar üst üste yığılıyor.

Nicedir bir uçurumun kenarındayız. Birbirimizi kurtarmak için uğraşacağımıza birbirimizi itiyoruz o uçuruma… Oysa saatler tükeniyor ve “saat” yaklaşıyor. Toprağın dile geleceği, hiçbir haberin gizli kalmayacağı saat yaklaşırken biz hala birbirimizi oyalıyoruz. Bakalım hangimizden uçuruma gideceklerin sayısı daha çok olacak, bekleyişe bu ismi koymak yanlış değil sanırım…

Tolstoy itiraflarım isimli eserinde “Hayata ilişkin sorularıma cevap arayışlarımda ormanda kaybolmuş bir adamın hissedebileceklerini hissettim. Adam orman içinde bir açıklığa varır, bir ağaca tırmanır ve göz alabildiğine bir mesafeyi tarar, ama evinin baktığı yerlerde olmadığını ve olamayacağını görür. Sonra tekrar karanlık ormanın içine girer ve karanlığı görür ama evi orada da değildir” der. Elbette adamın evi var ve bir yerlerdedir ama yetersiz bilgilerle ve şartlı kabullerle evini bulamaz. Aynı şekilde her sorun için bir çözüm bulunur ama yetersiz verilerle, peşin kabullerle o çözüme ulaşmak mümkün değildir.

İşin özü; bugün egemen zihniyetin izlediği yolda sorunların çözümüne ilişkin bir ışık yok! Dünyaya egemen olmak isteyen “bilim tapıcılığının kötü bir kopyası” gibi hareket edenlerin ortaya koydukları söylem, öfkeden, ayrılıktan, kıskançlıktan, özgürlükleri budamaktan, farklılıkları kavga sebebi kılmaktan başka bir şey üretmiyor. Hazin olansa; bunu onlara söylediğinizde, hatırlattığınızda ve gelin çözümü birlikte, düşünerek, tefekkür ederek arayalım, bulalım dediğinizde öfkeleniyorlar. Doğru bende/bizde şartlanmışlığı içinde ülkeyi, ülke insanını bir girdaba doğru sürüklüyorlar.

Bizim hikâyemizde asıl can alıcı nokta, kardeşlerin birbirlerine karşı kışkırtılması gibi bir yumuşak karnın oluşmasıdır. Bunun sonucunda çeşitli vesileler oluşturulması ve dünya insanının “kavimlere özel komün” şeklinde dizaynında, İslâm’ın kardeşlik ilkesine rağmen İslâm dünyasında baş ağrıtıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu bütün taraflarca irdelenmesi gereken bir durumdur.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 821
Bu Ay : 4847
Toplam : 4847

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom