Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

İslamsız Açılım Olmaz

 Ülkemizde kendi kabuğunu kıran, doğrudan insanı düşünen, ülke bütünlüğü kadar özgürlüğe değer veren ve tarihle barışmaya yönelik açılımlar bugüne kadar pek görülmedi. Bizim gördüklerimiz, günü kurtarmaya yönelik, dostlar alışverişte görsün tarzında çıkışlardı. Hem Anayasa çalışmaları için, hem ülkeye zaman kaybettiren, tarihin ruhuna aykırı oldukları kesin sorunlara yönelik “görünürde çalışmalar” için geçerli bir durumdur bu…

Alevi açılımı, Kürt açılımı, Ermeni açılımı denen, aslında ülkenin kendisiyle ve tarihiyle yüzleşmesi olan, demokratik özgün duruş hesapları diyebileceğimiz, özgürlük kapsamlı ve kardeşlik ruhuna vurgu yapan kimi çalışmalar yapılıyor. Başörtüsü özelinde gündemdeki yerini koruyan “değerlerle barışma açılımı” unutuluyor.

Bu çalışmaların başarılı olması, taşıdığı ruha bağlıdır. Yani bu açılımların bir ruhu var mı yoksa “bıktık şu sıkıntılardan biraz açalım” tarzı çalışmalar mı, bunlar önemli. Bu açılımların bir ruhu varsa başarı beklenebilir. Kısa vadede, oluşturduğu hava bir başarı kabul edilebilir. Uzun vadede, başlangıcı yapılan, fonksiyonel bir süreci haber veren yönüyle, uygulamalarıyla kendi başarısını veya başarısızlığını besler.

Diğer taraftan, aleyhte ne kadar bağırılırsa bağırılsın, hem yeni anayasa çalışmaları, hem isimleriyle heyecan uyandıran açılım girişimleri başarılı olmak zorunda. Ülkemizin korkularını yenmesi, kabuğunu kırması buna bağlı. Korkularını yenmez, kabuğunu kırmazsa, iflas etmiş bir paradigmanın ezikliğini kendi insanına çektirir. Bu durum, yalnızca “kendine ait zaferler yaratan ve kutlayan bir ülke” oluşturur. Ülke, kendi insanına ve dünyaya karşı kaybetmeye devam eder.

Tabi açılımların topal kalmaması için, başörtüsü gibi sorunlara da eğilmesi gerekir. Ülke insanının çoğunluğunun değerlerine yönelik açılımlar işin içinde yer almazsa, işte o zaman zaten ruhu olmayan bir açılım girişimi yaşanmış olur.

Evet, statükonun temel parametrelerinin tartışılır gibi olduğu bir süreçten geçiyoruz. Ancak tam anlamıyla, özgürce, yapıcı bir ruhla, bütünün katılımıyla tartıştığımız söylenemez.

Çoktandır iflas ettiği bariz olan bir statükocu zihniyet var. Kendi sıkletini bile taşıyamayacak durumda. İflasını ilan etme yoluna gitmeden de yeni bir yol denemesi mümkün…

Yaşanan tartışmalar elbette statükoyu bütün halinde değiştirmez. Yalnızca “bakın, kendimi de tartıştırıyorum” diyerek yeni bir zihniyet oluşumu için zemin hazırlar. Tabi bu arada kimin statükoyu ne kadar değiştirmek istediği veya yeni bir çehre oluşturmaya niyetlendiği de önemli. Zannı galibim statüko çok değişmeyecek ama onunla yol alacak yeni bir ruh denemesi yapılacak. Bu arada sivrilikler yontulacak. Çünkü kurumsal anlamda statüko, mesela yalnızca yüz yıllık bir çalışmanın ürünü değildir. Statüko dediğimiz şey; geçmişte denenerek gelişip bugünkü hale gelen ve artık halka gına getirme noktasına varmış olan bir gerçekliktir.

Statükonun sürekli ötelemek istediği gerçeklik öncelikle ise İslâm’dan başkası değildir. Bir de kendi insanına çok gördüğü özgürlüğün gücüdür.

İslâm; bu toprakların, binlerce yıldır, belirleyici olmuş, ülkenin her yerine sinmiş, onu canlı ve bir tutan ruhudur. Statüko da bunu bilmektedir. Bir ulus devlet sürecinde, İslâm’a yönelik işlevsizleştirme çabalarının, giderek ülkeyi ruhsuzlaştırdığı, yalnızlaştırdığı görülmüştür. Bu yönüyle meseleye yaklaşıldığında şu an ülkenin önüne tıkayan bütün sorunlarda İslâm, çözümün adresinde dikkate alınacak birincil gerçekliktir. Bunu, genel anlamda bütün dünyayı ilgilendiren sorunların çözümü içinde söyleyebiliriz. “Yok etme” mantığının iflası gün gibi açıktır. Dünyanın hiçbir tarafında yok etme mantığı tutmamıştır.

Yeni arayışlarda İslâm yani Müslüman Dünya ne yapabilir sorusunun cevabı İslâm’ı öncelikle “başka ellerin servisi olmaktan” çıkarmakta gizlidir. Kendi özgünlüğü içinde Müslümanlar gündeme dair yorumlarını yapmalı, projelerini sunmalıdır. Mesela “İslâm kardeşliği” bir sus işareti gibi değil içi doldurularak izah edilmelidir. Ekonomiye dair, uluslar arası ilişkilere dair, iletişime dair, birlikte yaşamaya yönelik projeler geliştirmeye dair, çevreye dair, imara dair İslâm’ın daha önce söylenmiş ama geliştirilmesi gereken programları vardır, bunlar “gereksiz korkulardan sıyrılarak” sunulmalıdır.

Unutulmasın ki, tarihte görülen şudur; kafaların dağınık olduğu, adalet ve özgürlükten söz edilmediği bir ortamda İslâm gelmiş ve sözünü söylemiştir. Şu an da kafaların gerçekten karışık olduğu, hatta kimi kesimlerin İslâm’ın ruhunu yansıtamadığı, karmaşayı arttırmaktan başka bir şey yapmadığı bir dönemden geçiyoruz. Ayrıca Müslümanların kendilerine güvenlerinin geldiği bir dönem yaşıyoruz. Bu insanlığa şifa olacak projelere tahvil edilebilirse, tarih yeni bir dönüm noktası yakalar.

Ülke İslâm’ın kendisine sunacağı yeni güçle, hem kendi insanına hem dünyaya mesafe aldıracak projelere imza atacaktır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 795
Bu Ay : 978
Toplam : 978

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom