Sefer Benli

Sefer Benli

sefer-benli

Türk Arap İlişkileri ve Sunni Dünyanın Liderliği Sorunu

Türkiye tarihten gelen konumu ve son zamanlarda yürüttüğü iç ve dış politikalarla yükselen bir değer olma süreçlerini tamamlamaya çalışmaktadır. Her ne kadar bölgesinde söz sahibi, tutarlı ve tüm bileşenleriyle güvenilir bir ülke olmak için çabalar sarf ediyorsa da değişen dünya dengelerinden uzakta kalmamak için de ülke çıkarlarının olduğu her yerde etkin politikalar izlemektedir. Tarihi birikime sahip bir ülke olarak Türkiye’nin uluslararası arenada yakaladığı başarının küçümsenemeyeceğinden bahsedilebilir.

Son yıllarda Türkiye’nin komşularıyla geliştirdiği ilişkiler takdire değerdir. Düne kadar komşularıyla korku ve düşmanlık temelinde ilişkiler yürüten ve adeta soyutlanmış olan Türkiye şimdi tam tersi bir anlayış ile iyi komşuluk zemininde politikalar izlemektedir. Bölge barışı ve güvenliğine katkı verecek adımların atılması sadece Türkiye’nin değil tüm ilgili komşularınızın da samimi istekleridir. Dahası, kendi aralarında geliştirdikleri ekonomik ilişkiler giderek büyük yatırımlara dönüşmektedir. Amaca yönelik bir dizi anlaşmaların imza altına alınması ve akabinde cari olan vize uygulamalarının kalkması, sınırların soyut kavramlar halini alması için güven ortamlarının güçlendirilmeye çalışılması komşu ülke halklarının kalplerini de memnuniyet verici bir şekilde yakınlaştırmaktadır.

Komşularıyla ilişkilerini normalleşme sürecine koyan Türkiye’nin Filistin’de seçilmiş Hamas Hükümet’ine uygulanan ambargo ve ablukaların kaldırılması isteği, bu hükümetin resmen muhatap alınması gerektiği şeklindeki talebi ve bu yönde izlediği yol kendiliğinden İsrail ile gerginliğe sebep olmuş, kimi Arap ülkelerle de derinden ve dipten gelen sıkıntıların yaşanmasına yol açmış bulunmaktadır.

“Filistin Sorunu” Arap otoriteler açısından her zaman, “Arap Dünyası’nın Liderliği” için ele alınması gereken önemli bir sorundur. Mısır’ın Cemal Abdünnasır’ı da; Suriye’nin Hafız Esad’ı da Irak’ın Saddam Hüseyin’i de olaya böyle bakmıştır. Aksi örneği ise Enver Sedat’tır. Enver Sedat İsrail ile el sıkıştığı için “Filistin Davası”na ihanet etmekle suçlanmış ve bedelini hayatıyla ödemiştir.

Türkiye’nin Filistinlilerle yakınlaşması sonucunda Türk-Arap ilişkileri açısından önemli bir sürecin başladığını ve bu sürecin biribirleriyle ilintili zorluklar içerdiğini belirtmeliyiz. Son zamanlarda hızla yaşananları bugünden doğru okumak gerektiğini, aksi takdirde dışa açılım politikamızın bizi içe kapanır hale getirebileceğini de söylemek durumundayız.

Başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere kimi Arap rejimleri açısından durum ne ifade etmektedir? Bölgenin iki Arap olmayan devleti, İran ve Türkiye’nin Filistin sorununa ciddi manada el atmaya başlaması ve Filistinlilerin de bu iki ülkeye güvenmeleri tam olarak nasıl bir tablo ortaya çıkarmaktadır?

İran ve Türkiye, Filistin ve özelde de Gazze için riskler aldıkça Araplar nezdinde güç olmak ve Ortadoğu’da belirleyici olmak isteyen bahsi geçen Arap rejimleri olayı Şii ve Sünni dünyanın liderliklerine oynamak şeklinde değerlendirmektedirler. Amerikan uyduları görüntüsüyle bırakın Sünni dünyaya lider olmayı Arap alemine de lider olamayacak duruma gelişleri ve yıllardır uyguladıkları baskıcı tavırları onları sorgulanır kılmıştır. Türkiye ve İran yükselen değer oldukça Arap halklarının bu iki ülkeye bakışında da değişim yaşanmaktadır.Rejimlerinin İsrail’i destekler duruma gelmeleri dikta Arap yönetimlerini sarsar duruma gelmiştir. Var oluşlarını borçlu oldukları ABD ve onun dostu olan İsrail ile yakınlaşmaktan başka çarelerinin kalmayışlarını bir çaresizlik tablosu olarak değerlendirebiliriz. Nitekim bu yakınlaşma gereği İsrail Suudi Arabistan’ın isteği üzerine Lübnan’a (Hizbullah’a), Mısır’ın isteği üzerine de Gazze’ye saldırmıştır. Sonuç? İsrail her iki saldırının akabinde içe kapanmak ve uluslar arası alanda yalnızlaşmakla yüz yüze gelip daha bir hırçınlaşmış, Suudi ve Mısır halkları da rejimlerine tepki vererek Türkiye ve İran’a yakınlaşmışlardır. Türkiye’nin yönetim ve halkı ile Sünni olması da ayrı bir avantaj sağlamış bulunmaktadır. Nitekim son zamanlarda Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’a olan sevgi de bunun göstergelerindendir. İslam alimlerinin Erdoğan’ın elini güçlendirmek gerektiği yönündeki beyanları da bu manada anlamlıdır.

Denklemin bir diğer önemli ülkesi olan İran’a gelince, İran, Ortadoğu zemininde İslam Dünyasında Şii liderlik mekanizmaları kurmak için yoğunlaşmaktadır ve ister istemez yolu Türkiye ile çakışmaktadır. Kabul etmektedir ki Türkiye Sünni dünyada sevilen ve Osmanlı benzeri bir liderliği arzu edilen bir ülke konumuna gelmektedir. Her ne kadar Şii İran ile tarihten gelen bir derin rekabeti olsa da Osmanlı varisi bir ülke olarak uranyum takası anlaşmasına koyduğu imza gereği BM’ de İran’a yaptırımları veto etmesi anlamlı bulunmaktadır.

İran belli bir süredir Türkiye’ye yakınlaşmaktadır.Her fırsatta Türkiye’nin yanında olduğunu beyan etmiş, PKK ve PEJAK’a karşı operasyonların eş zamanlı olmasına özen göstermiş veya Türkiye’nin İsrail ile gerginliğinde Türkiye’ye saygı sunmaktan ve takdir etmekten geri kalmamıştır.

Bu gelişmeler yaşanırken iki ülke hakları da İsrail’in Lübnan’a ( Hizbullah’a ) ve Gazze’ye saldırması karşısında yakınlaşmışlardır. Dahası Arap rejimlerinin İsrail yanlısı tutumlarını kınayan Arapların da bu ülkelere özellikle de Türkiye’ye yakınlaşması tedirginlik sebebi olmuştur. Her geçen gün halkları üzerinde otoriteleri tartışılan Arap rejimleri derinden İran’a karşı besledikleri duyguların benzerini Türkiye’ye de duymaya başlamaktalar. Şimdiden ABD ve bir zamanlar ezeli düşman dedikleri İsrail ile saflarını daha da sıklaştırmaktalar.

Peki bundan sonra neler olabilir?

Türkiye’nin izlediği politikaların Ortadoğu ayağında bahsedilen Arap rejimleriyle sorunlu olmaya başladığına değinilmişti. Bu rejimler Filistin ve Filistinlilere olan ilgisinden ötürü Türkiye’nin Sünni dünyanın doğal lideri olacağına dair endişeler yaşamaktadır.Bu ihtimali kendi rejimlerinin devamı açısından kabul edilemez bulmaktadırlar. Türkiye de yıllardır stratejik ortağı olan İsrail ile ve dolayısıyla ABD ile sorunlar yaşıyorsa biraz da bundan ötürüdür.Son zamanlarda yaşananların izahını başka yerde aramaya gerek yoktur.

Türkiye kendi iradesiyle dış politikalarını şekillendirirken ülke içindeki derin yapılarla da hesaplaşma sürecine girmiş ve ülkedeki derin çeteleşmelerin uluslararası bağlantılarını çözdükçe İsrail ve bahsi geçen Arap rejimlerinin yakınlığını görmeye başlamıştır. Bunlara, henüz güven veremeyen Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Devleti’nin olası yakınlaşmaları da eklenince Türkiye kendiliğinden gerginliklerle yüz yüze gelir olmuştur. Gazze’ye yardım götüren sivil yardım kuruşlarına İsrail’in tepkisinin hemen akabinde ülke içinde terör eylemlerinin artması, Ergenekon benzeri derin yapılanmaların bu gelişmelerden medet umar hale gelmesi, sol siyasi muhalefetin, CHP’deki lider değişikliğinin akabinde hızla saflarını sıklaştırmaya çalışması , terör olaylarının artmasıyla milli duyguların zirve yapmasının ve MHP’de de belli bir oy oranının artması halinde koalisyon ihtimalini zorlaması çabaları bir bütün olarak ele alındığında mesele daha da netlik kazanacaktır.

Gelişmelerden anlaşılıyor ki Kuzey Irak’daki Bölgesel Kürt Devleti’nin ayaklarının yer tutması ve zamanla ekonomik bir cazibe merkezi olması halinde muhtemeldir ki bu devlet komşusu olduğu üç ülke için İsrail benzeri bir görev üstlenecektir. Şu halde her şey Türkiye’nin kendiliğinden yükselen bir değer olmasıyla alakalı olarak şekillenmektedir dersek abartmış olmayız. Türkiye bölgesel bir güç olursa Irak’ın bütünlüğü korunacak, Arap rejimler değişim sürecine girecek ve zaten değişmekte olan denge ve eksenler gereği olması gerektiği yerde olacaktır. Şayet Türkiye bölgesel bir güç olmazsa bu duruma en çok bahsedilen Arap rejimler sevinecek, İsrail ve ABD’nin de içinde yer alacağı projelerle Türkiye, İran ve Suriye’nin kaderleri üzerinde hesaplar yapılacak ve İslam alemi için ciddi sıkıntıların yaşanacağı uzun bir dönem başlayacaktır.

Türkiye bugün “Türk Müslümanlığı” olarak adlandırılan yapıcı, diyalogdan yana, bölge ve dünya açısından adaleti tesis edebilecek ekonomik olarak da güçlü bir yönetsel anlayışın çok uzağında değildir. Dünyanın hemen her yönünde Türkiye kendisine umut bağlanan bir ülke olmaya doğru sıkıntılı da olsa adımlar atmaktadır. Şayet bu yönetsel anlayış dünya Müslümanlarının önünde bekleyen ve bir araya gelmelerinin önünde en büyük engel olan mezhebi ayrılıkların ümmetin ortak aklı ile çözülememesine zemin sunabilirse bölgenin iki Arap olmayan gücünü düşman yapma hesapları da suya düşecek, Hıristiyan ve Yahudi organizasyonlarca yorgun düşürülerek teslim alınmaya hazır duruma getirilme düşü de tamamen gündem dışına itilecektir. Bu sefer de içe kapanan ve yalnızlaşan ülkeler kendilerine kumpas kuran ülkeler olacaktır.

Bütün bu söylenenlerin paralelinde diyebiliriz ki Türkiye ilk defa ciddi manada zor bir süreçle yüz yüzedir. Bu süreçte bütün oyunları bozacak olan irade de Ortadoğu ve Arap halklarının iradesi olacaktır. Bu halkların devletleri kendi aralarında güçlü ekonomik bağlar kurdukları zaman muhtemeldir ki mezhebi ayrılıklar artık başka dengelerin umut bağladığı kan dökme ve birbirlerine düşme aracıları olmayacaktır.

Türkiye’nin de şu son zamanlarda yaşanan ülke içi ve dışındaki yeni gelişmelerden ve bunların tuzak yüklü hesap kitaplarından kurtulması bu yüzden kaçınılmazdır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 11
Bugün : 909
Bu Ay : 3112
Toplam : 3112

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom