Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

İnsan Neden Göreve Can Atar

 “Seninki de soru mu” diyen olabilir. Buna rağmen bu konu üzerinde durmak istiyorum.

Mesela bir kurumda seçim veya atama yoluyla başkan veya müdür belirlenecek; bakıyorsunuz, hiçbir istişare veya ciddi bir fikir alışverişi yapmadan birileri çıkıyor “ben başkan veya müdür olmalıyım” diyor.

Kapasitesine ve hayata, insana, eğitime, ticarete, sanayiye bakış açısına bakıyorsunuz, kafanızda oturduğu yer sağlıklı görünmüyor. Bunu kendisine diyecek oluyorsunuz, küsüyor. Kendisine hakaret edilmiş gibi davranıyor.

“Bu iş senin işin değil” demek veya “sen şu işe daha eğilimli görünüyorsun” tespitini yapmış olmak ağır geliyor.

Sonra ne oluyor?

Seçiliyor veya atanıyor. Bir makamda bulunmanın “hoşluğu” ile avunuyor veya siz böyle değerlendiriyorsunuz. Aylar geçiyor, bazen yıllar geçiyor, ülkeye veya bulunduğu ile kattığı bir şeyin olmadığını görüyorsunuz.

Sizin sözlerinize veya değerlendirmelerinize sırt dönen, hatta “sen de kimsin” diye bakan yönetici, kendisine yönelik “lafını esirgemeyen değerlendirmeler” karşısında “bunlar beni sevmiyor” sonucuna ulaşıyor. Dostlarının değerlendirmesini “çok oluyorsunuz”, karşıtlarının değerlendirmesini “bunlar zaten beni sevmiyor” diye ele alan yönetici “kimseyi dinlemeyeceğini” ifade ederken ülke ve şehir aylarını, yıllarını kaybediyor.

Bazı değerlendirmeler var ki, gerçekten insaf ölçülerini aşıyor, işin içine girmemesi gereken kişiler, kurumlar insafsızca satır aralarına sıkıştırılıyor. Elbette hem “göreve can atıp, oraya geldikten sonra, kutlamaların seyrine kapılıp kalan yönetici” hem de bir değerlendirme yaparken, elmaları-armutları karıştıran yorumcu bir yanlışın içindedir. Lakin asıl konu “kimse bir görev için o kadar can atmamalı, bu noktada kendisinden başka ehil kimsenin olmadığını düşünme yanlışlığı terk etmelidir” meselesidir.

İş nasıl çözülür?

İlk adım “emanet hassasiyetine” sahip olabilmeyi düşünmekle alakalıdır. Bir yere yöneticilik için can atan kişi, ne tür hassasiyetlere sahip olduğunu görerek hareket etmelidir.

İkinci adım zaaflardır. Kendisinin çıkar zaafı olmayabilir ama kendi “zayıf yönlerini” kullanıp çıkar sömürüsü oluşturmak isteyen bir çevresi var mı yok mu, ona bakmalıdır.

Üçüncü olarak “ehliyet” meselesi iyi düşünülmelidir. Ben ehil miyim sorusunu sormak erdemini, şecaatini gösterebilmelidir.

Neden önce ehliyeti ele almadık? Zira kişi ehildir ama ilk iki maddede zayıf tarafları vardır.

Dördüncü olarak inisiyatif alabilecek kişilerin duruşlarını ele almak gerekir. Zamanında alınmayan inisiyatifin ülkeye ve şehre neler kaybettirdiği, kaybettireceği üzerinde durulmalıdır.

Denilebilir ki; adamlar ahbap-çavuş ilişkisi içinde karar vermişler, emanettir, zaaflardır, ehliyettir, inisiyatiftir hepsi boş, konuştuğun kadar konuş.

Peki, bu doğru bir yaklaşım mıdır?

Adamın biri; “bu iş ancak ben yaparım, ya ben ya da ben yaparım, işte o kadar” diyor ve çerdekiler de “iyi o zaman, sen yap, sanki talip olan herkes senden iyi mi” diye geçiştiriyorsa, onay veriyorsa, geçmiş olsun. Yapacak bir şey kalmamıştır. Ülke ve şehir kaybetmek için hazırdır.

Hadi her şey bitti ve yönetici oldunuz diyelim. Hiç değilse çevrenizde bir “zaaf anaforu oluşturmak” isteyenleri görün ve tedbir alın. “Falan iyi çocuktur, bakmayın bu yaptığına, anlık hata yapmıştır” derseniz, sizi o “zaaf anaforu” içinde zayıflatmak için başkaları da sıraya girer.

Gelinen nokta; biz toplum olarak, görevin ehemmiyetini anlayabilmiş değiliz. Eleştiri ahlakımızı, öneri ahlakımızı, görev ahlakımızı, ehemmiyet anlayışımızı, emanet anlayışımızı, görev almak ve vermek anlayışımızı gözden geçirmemiz gerekir.

“Bugüne kadar falanlar vardı, onlar çok mu ehildi, biz niye o kadar sık dokuyalım” mantığı terk edilmelidir. Bu terk edilmediği için, farkında olarak veya olmayarak, görev alıyoruz, etrafımızı saran yanlışları “daha önce de vardı, bir tek bizimle mi ilgili” diyerek önemsizleştiriyoruz. Oysa biz onları önemsizleştirdik diye onlar önemsizleşmiyor. Yaraya üşüşen kurtçuklar misali, merhemi geciktirdiğimiz için, üredikçe ürüyor ve çoğalıyorlar. Sonra kapı çalınıyor, “müdür bey, gördünüz mü, hakkınızda neler yazılmış” saati geliyor. Tabi kapıyı çalıp bunu söylemesi gerekenler bazen bunu da yapmıyor. “Yazmışlarsa yazmışlar, şimdi müdürün kafasını bunlarla meşgul etmeye ne gerek var” diyebiliyorlar.

Yine soralım: İnsan görev almaya neden can atar? Ve ekleyelim; insan neden belli aralıklarla, kendisi ve çevresi hakkında raporlar hazırlatmaz, olanı biteni bağımsız gözlerden aldığı görüntülerle değerlendirmez? 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 233
Bu Ay : 19320
Toplam : 28578

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom