Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Nasıl Kıyılır Ana Kuzularına

Geçmiş gün, bölgede askere polise yönelik saldırılar artmış, her gün anaların ağıtları yükseliyor, bu olaylar üzerine konuşuyoruz.
"Ne diyorsunuz bu olaylara" sorusu var.
O yıllarda, daha çok dış devletler ve özellikle de ABD, AB ülkeleri üzerinde duruluyor. Bölgede cirit atan MOSSAD ajanları ve diğerlerinin ülkeyi karıştırma planlarından bahsediliyor.
İçerde; çatışmaları isteyen, körükleyen kesimlerin varlığı gündeme geldiğinde, özellikle çembere alındıkları halde, gelen emirle gitmelerine müsaade edilen PKK gruplarının gazetelere yansıyan haberleri dile getiriliyor.
Neticede “iki grup var; biri dışarıdan gelen ve kirli istihbarat oyunlarıyla ülkeyi karıştırmak isteyenler, diğeri içerde onlara teşne olanlar, kahramanlık yaptıklarını sanıp aslında alet olanlar” diye konuşulurdu.
Göçmen bürolarının o dönemde CIA tarafından birer ajan merkezi olarak kullanıldığı, bölgeye gelip Alevi-Sünni ayrılığı oluşturup bunu çatışmaya sevk etmek isteyen, kimi “kültürel ajanların” varlığı kitaplara konu oldu.
Bütün bunlar olurken, ana kuzularına kıyanlar bu kirli ittifakın içinde üzerlerine düşeni yapmaya devam ediyordu.
Bir ağabeyimiz “Polis, asker ne fark eder, insan değil mi, hepsi kendilerinden sevgi, merhamet bekleyen eş ve çocuklara sahip değil mi, bir insan, ne uğruna olursa olsun nasıl kıyar bu insanlara” demişti. “Müslüman dirilişe taliptir, öldürmeye değil, diriliş gününde kimse bu ifsat rüzgârını açıklayıp, kendisini temizleyemez” demişti.
İşin trajik noktası burada; o oyunları oynayıp, memleketin evlatlarını birbirlerine kırdıranlar ellerini kollarını sallayarak gezerken, bu ifadeleri dile getiren güzel insanlar terörle suçlandı.
Düşünebiliyor musunuz; resmi veya sivil bir tek adama kurşun sıkmamış, terörü hep lanetlemiş, biz öldürmeye değil diriltmeye talibiz demiş insan terörle suçlandı. Ve bu suçlamayla mahpus damında ailesinden uzakta.
Başka alanlara kaydırılıp ülkeye musallat olan terör belasına harcanacak vakitler, insanlık sevdalısı kişileri takibe harcandı. Karalamaya, suçlamaya harcandı.
Sonuçta; daha insanca bir anlayış, Müslümanlığın güzelliğini Peygamber döneminin canlılığında anlatma ve yaşama, her düşünce sahibi için özgürlük ve adalet diyen insanlar terör suçlamasıyla mahkûm edildi.
Peki, Türkiye kazandı mı?
Hayır, hepimiz kaybettik. Çünkü birileri toplumun dinamik- birleştirici harcı olabilecek kişi ve unsurları işlevsiz kılmanın hesaplarını yapıyordu. Bu konudaki başarıları oranında, memlekette istediklerini yapabileceklerdi.
Hala aynı oyun oynanıyor. Kendilerini ülkenin vazgeçilmez koruyucular makamında gören kimileri hala toplumsal dinamizme maraz bulaştıracak düşüncelerin peşinde koşuyor.
Elbette ülkede kim ne yapıyor diye bakmak gerekiyor. Memleketin birlik ve beraberliğini dinamitlemeyi hedefleyenler varsa bilmek gerekiyor. Ama bunları yaparken, toplumsal bütünlüğün harcı olabilecek kişilere, unsurlara yönelik iftira niteliğindeki saptamaların peşinde de olmamak gerekir.
Nitekim İstiklal Şairi bu tür durumlardan rahatsız olarak ülkeyi terk etmiştir. Said-i Nursi bu saptamalarla ömrü boyunca rahat bırakılmamıştır. Necip Fazıl “kelimelerin tutsak kılınmasına” örnektir. Fikret Başkaya “Paradigmanın İflasından” bahsetti diye neler yaşadı, unutulmuş olunamaz. Ahmet Kaya, müziğin diliyle konuşuyordu, ne zaman ki “Anasının başörtüsünden” bahsetti, o ana kadar yalnızca müziğiyle ilgilenenler onu ülke dışına attı. Ülkenin başbakanları marazlı yollarla dinlendi. Bırakın dinlenmeyi darağacına çekildi. Kısaca kendilerini devlet yerine koyanlar, bir ağ oluşturup, her nevi ilişkiyi etkinleştirip nice insanlık ve memleket sevdalısını küstürmüştür.
Yaratılan küskünlükler, şükür ki büyük oranda kimseyi insanlık yolundan koparmadığından olaylar “kirli tezgâhın erbaplarının” istediği kadar kötüleşmemektedir.
Bundan daha kötüsü de olur mu, diyenler çıkabilir. Elbette beterin beteri vardır. Mesela geçmişte yaşanan beterin beteri, elimizde Misak-ı Milli sınırlarının bir bölümünü bırakacak şekilde bir sonuç doğurmuştur.
Şimdi …
Benim evimden çıkıp, nerelere gittiğimi, neler konuştuğumu” bilecek kadar bana yakın olanlar, diyelim ki Tokat ilinin kırsalında hangi oluşumların, nasıl yuvalandıklarını, devriye gezen askere ne zaman pusu kuracağını nasıl bilemezler, havsalam almıyor.
Bu kadar kolay öyle mi?
İç güvenliği “irtica masalında boğup” ülkenin asıl güvenliğini nefessiz bırakmak böylesine sıradanlaşabiliyor.
Belki o askerler devriye değil, erzak almaya gidenlerden oluşuyordu. Nitekim yakın geçmişte Pülümür’de erzak almaya giden araca yönelik yapılan saldırı haberinin üzerinden fazla zaman geçmedi.
Birilerinin kafası “ana kuzularına kıymak” notasında kilitli kalmış. Bu yüzden oradan beyinleri zonklatan bir tiz ses çıkmaktadır. Bu ses anaların ağıtlarını bile etkisizleştirmekte, olayları “kardeşlik projesinin” bitmesi beklentisinde değerlendirmektedir.
Ben bu yazıyı bitirirken siteye göz attım, Davut özgül kardeşimin “Reşadiye Goncaları” yazısını ve “yediveren” benzetmesini okudum. Önce “bağrı yanık Anadolu insanının ortak nefesi olabilecek” bu yazı için kendisine teşekkür ediyorum. Sonra bu olayı “açılım bitmeli” diye kullanabileceklere dikkat çektiği satırlara ben de dikkat çekmek istiyorum.
Bu bir ortak ağıttır.
Nasıl kıyılır ana kuzularına?
Ne kazanır hain zihinler?
İhanetleri yaptıklarında mündemiç insanlar nasıl suçlar memleket sevdalılarını?
Her acı yürekleri burkar, belki isyan ettirir ama hiçbir acı umutsuzluk getirmemeli ve hiçbir acı kirli tezgâh sahiplerine bayram yaptırmamalı.

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 284
Bu Ay : 17191
Toplam : 26449

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom