Kadir GÜLTEKİN

Kadir GÜLTEKİN

28 ŞUBAT SALDIRISI MÜSLÜMAN BİR HALKA KARŞI DEĞİL, MÜSLÜMANLARIN DEVLETİNE KARŞI YAPILMIŞTIR

28 ŞUBAT SALDIRISI MÜSLÜMAN BİR HALKA KARŞI DEĞİL, MÜSLÜMANLARIN DEVLETİNE KARŞI YAPILMIŞTIR

Kadir GÜLTEKİN

 

Sürecin Adı Ve Genel Görünümü

Sürecin adını “post modern darbe” olarak koydular. Sürecin genel görünümü ise, “Müslüman halka karşı yapılan çeşitli operasyonlar” olarak ortaya konulmuştu. Bu görüntü, asıl amacı ve hedefi gizlemeye yönelikti. Bu görüntü, süreci dizayn eden üst akıl tarafından özellikle seçilmişti. Söz konusu görüntüyü verebilmek için, seçilen senaryolar, seçilen kurgular oldukça profesyonel ve dikkat çekici idi. Üst aklın seçtiği ekipmanlar, alt seviyede, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı iken; üst seviyedeki elemanlar, Çevik Bir, İsmail Hakkı Karadayı, Vural Savaş, Kemal Alemdaroğlu ve diğer birtakım kimselerdi.

İddia ve Savunma Mekanizmaları

            Refah – Yol hükümeti döneminde “irticai faaliyetlerin arttığı ve devlet için tehlike arz ettiği, laik rejimin tehdit ve saldırılara maruz kaldığı” şeklindeki iddialar, o günün “kartel medyası” tarafından yoğun biçimde halkın dikkatine pompalanıyor, silahlı kuvvetler olabildiğince tahrik ediliyordu. Ordu içinde önemli noktalara gelmiş bazı generaller, yüksek yargı, üniversiteler, iş dünyası ve medyanın önemli bir bölümü (kartel medyası) üst akıl tarafından aynı yerde, aynı noktada ve aynı amaç için konumlandırılmıştı. “T.C. Devletini ve laik rejimi koruyup kollamak için” saldırıya geçildi…

Hedef Neresi Ya Da Kimlerdi

Hedefin, Refah Partisi, Erbakan, Refah partililer ve dolayısı ile dindar çevreler (Müslümanlar) olduğu izlenimi verilmeye çalışılıyordu. Bu izlenimin geniş halk kitleleri tarafından kabul edilebilmesi için, çeşitli senaryolar sahnelenmeye başlamıştı. Bu bayağı senaryolardan akılda kalanlar; Müslüm Gündüz’le Fadime Şahin’in basılması, Aczimendiler diye bir grubun sokaklara salınması, Kudüs gecesi tiyatroları v.b.

Asıl hedef elbette Fadime Şahin olamazdı, asıl hedef, T.C. Devleti idi. Asıl hedef Müslüman milletin (Türk Milletinin) yeryüzündeki tek devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devleti idi. Bu devlet her çeşit zaaf ve eksikliklerine rağmen, yeryüzünde, Müslümanların, bizim diyebileceği ve biz Müslümanlara, Osmanlı’dan teberik kalan devlettir. Bu devlet başta Ortadoğu olmak üzere, Asya’nın, Afrika’nın, mağdur ve mazlum halklarının umudu olmayı sürdüren tek devlettir.

Bu Devlet Neden Hedef Alınmıştır?

Osmanlı’yı yıkabilmek ve ortadan kaldırmak için, ehli sâlîb, yedi düvel saldırdı. Osmanlı’yı yıktılar ama ortadan kaldıramadılar; bu sonuç onları tatmin etmemişti. Osmanlı’nın yerine, sonradan kurulacak olan T.C. Devletinin kurulmasına engel olamadılar, savaşın devamı onlar açısından zora girmişti, kurulan devletin de savaşa devam etmeye gücü ve mecali kalmamıştı. Evet, taraflar kazanamamışlardı. Bir savaşın ya da saldırının sonunda antlaşma yapılıyorsa, bu antlaşma kesinlikle saldıranların lehinedir; diğer taraf bu şartları istemeye istemeye kabul etmiştir, bunun lamı cimi yok… Evet onlar hâlâ bizim devletimizi yıkma mücadelesi veriyor, biz ise gerçek anlamda istiklalimizi ve istikbalimizi kurtarmaya çalışıyoruz… Aldığımız mesafe küçümsenmeyecek kadar önemlidir, durmak yok yola devam..!

Evet 28 Şubat saldırısı, Osmanlı’nın evlatlarından, 1071 Malazgirt savaşının, 1453 İstanbul’un fethinin, Çanakkale destanının, Kut’ül Amare’nin intikamını almak için, yerli işbirlikçilerini kullanarak yapılan bir saldırıdır…

Yerli İşbirlikçilerin Kazancı Ne İdi?

Yüksek yargıda, silahlı kuvvetlerde, medyada önemli yerlere gelmiş olan bazı kimseler, devleti ele geçirdikleri zehabına kapıldılar; fırsat yakalamışken, T.C. devletinden ve M. Kemal Atatürk’ten “Dersim’ in intikamı” alınmalıydı. Fırsat bu fırsatken yağma ve talan edip ülkenin kaynaklarını şahsi imkânlarına katmalıydılar. Başardılar da… O günlerde, yapılan televizyon programlarını hep birlikte hatırlamaya çalışalım; Ateist, sözde “alevi temsilcileri” tarafından, mütedeyyin alevi yurttaşlarımız, nasıl tahrik ediliyor ve nasıl sokaklara davet ediliyordu… Mezhepçilik kışkırtması nasıl alçakça bir iç savaş denemesi için kullanılıyordu… Vaktiyle PKK’yı kurup örgütleyen, PKK marifetiyle Kürt yurttaşlarımızı kendi devletine düşman etmeye çalışan, üst akıl, diğer yandan da mütedeyyin alevi yurttaşlarımızı devlete düşman etmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlardı… Bu toplumun geri kalan önemli bir kısmı ise dindarlar olarak tarif edilen geniş halk kitlesidir. Ne edip etmeli, bu kitle de kendi devletine düşman edilmeliydi.. Başaramayacaksınız.. başaramayacaksınız.. Başaramayacaksınız..

Süreçte Akılda Kalan Önemli Kareler…

Unutulmayan, ancak anlaşılamayan önemli bir kare “şu kadına haddini bildirin” şeklindeki, başbakan Ecevit’in sözü. Anlaşılmayan dememin sebebi şudur ki, merhum Ecevit, kibar nazik beyefendi bir insandı, bu sözü söyleyecek kadar kaba ve edepsiz birisi de değildi. Hatırlayalım o sözü söylerken sesindeki titrekliği, bu sözü, o gün meclis localarında oturan generaller söyledi… Ecevit o sözü tekrar etmek zorunda kaldı. Her şeye rağmen bu sözü istemeye istemeye söyleyen Ecevit’e had bildirdiler. O günlerde Ecevit adeta ölüme gönderilmiştir. Cumhuriyet tarihinin en büyük soygununu yaptılar, devlet, bankalar marifetiyle talan edildi, o günlerde faiz yüzde binlerle, enflasyon ise yüzde yüzeli, yüzde iki yüzlerle ifade ediliyordu. Akılda kalan önemli bir kare ise Sivas’ta yaşanmıştı. Okul birincisi hemşirenin salondan atılması ve başörtülü kızcağıza yapılan alçakça saldırıydı…

Süreçte Kullanılan Sembol ve Provokatörler

            Sürecin en belirgin sembolü türban, diğer adıyla başörtüsü idi. Başörtüsü eylemleri yurdun dört bir yanına yayılmış ve her geçen gün ateşi biraz daha yükseliyordu. Başörtüsü eylemlerini provoke etmek için her bölgeye ayrı bir provokatör atanmıştı. Malatya ölçeğinde ise, atanan provokatör daha sonraları PKK saflarında siyaset yapacaktı. Bir diğer provokatör ise, Türkiye genelinde olmakla beraber Malatya civarında sokaklara salınan Aczimendilerdi.

            Ben şimdi soruyorum, o şaibeli kadının peşine takılanlar, Müslüm Gündüz’e laf söyletmeyenler; mücahide kardeşiniz aleni devlet ve millet düşmanlığı, yapmaktadır; Ne buyurusunuz? Aczimendiciler ne oldu, yer yarıldı da yerin altına mı girdiler yoksa onlar için Müslümanlık sona mı erdi? Ne kadar da az düşünüyorsunuz.. Bari bundan böyle uyanık olunuz…

Süreci Tersine Çeviren Görülmeyen Kahramanlar

            28 Şubat sürecinin görünen ve bilinen kahramanı, Allah, ona rahmet etsin inşallah, Necmettin Erbakan’dı. Görünmeyen kahramanları ise, ileride anı ve hatıralar marifetiyle ortaya çıkacaklarını ve tarihin yazacağını beklediğim bazı generallerdir..

28 Şubat, post modern darbesinin, geniş halk kitlelerine yaptığı zulüm ve baskılar, işkence ve saldırılar, sadece göz önünde olanları ile bile tahammül edilecek boyutta değildi. Kim ve kimler tarafından gecenin bir yarısında evinden alınıp götürülen, akıl almaz işkencelere tabi tutulanların tespiti dahi mümkün olmamıştır. Yapılan zulüm ve baskılar; devlet daireleri, üniversitelerle sınırlı kalmayıp, caddede sokakta, özel iş yerlerinde hatta insanların kendi evlerinde bile hissedilir hale gelmişti. Artık dayanılmazdı..!

            Amaç geniş halk kitlesini devletine karşı isyana teşvik etmek iç savaş çıkartmaktı… Ancak ne devletin silahlı kuvvetleri, ne medyası, ne yargısı ve ne de iş dünyası ülkesine hainlik edecek kadar haysiyetsiz olanlardan ibaret değildi. Elbette bu yüce devlet, alçaklara yem edilemezdi. Bu alçakça saldırı mutlaka durdurulmalıydı..

Bu Ne Saflık Deyip, Bıyık Altından Gülebilirsiniz Ama..!

            Evet, tam bu noktada, silahlı kuvvetlerimiz bünyesinde vatanperver generaller de vardı, onlar gelip, Erbakan’a “Hocam durum bildiğiniz gibi değil, ordu içinde çatışma an meselesi, bu ise iç savaş, iç savaş ise devletimizin sonu demektir, gel şu başbakanlığı bırak, şu tehlikeyi atlatalım, nasıl olsa bu halk kararını vermiş, sizinkiler en kısa zamanda iktidardalar” demiş olmalılar. Bu benim kanaatim, tahminim, zannım, ancak o günü yaşayan generallerden anı ve hatıralarını yazmış olanlar elbette vardır, ben kısa zamanda bu tahminimin ortaya çıkacağına inanıyorum. Bu inancın adı saflık da olsa böyle inanıyorum…

            O günlerin meşhur generali Güven Erkaya’nın 28 Şubat sürecinde ölçüyü kaçıran bir başka generale “Sizin derdiniz irtica ve laiklik değil, derdiniz başka” diyerek silah çektiği tarzında medyada yer alan haberleri de hatırlıyorum.. bunu da bir dip notmuş gibi vermiş olayım..

Ne Yazık ki Bazı Çevreler Oyunu Yuttular

28 Şubat saldırısının “Müslüman halka karşı yapıldığını” iddia etmek bu saldırıyı yapanların işine geldiği için, 28 Şubatın bin yıl süreceğini söylediler. 28 Şubat, başörtülü kadınların başörtüsünü yasaklamak için idiyse, ne oldu, kaç yıl sürdü..? Milletin saçı ile sakalı ile savaşmak idiyse ne oldu..? Kaç yıl sürdü… Demek ki, bin yıl sürecek dedikleri şey başka şeymiş..

“28 Şubat bin yıl sürecektir” demek; bin yıllık bu aziz devletimizin yıkılabilmesi için, bin yıl savaşacaklarını söylemek demekti, savaş hâlâ devam ediyor, en son saldırıları 15 Temmuz saldırısıydı. Savaş devam ediyor evet bu savaş binlerce yıl değil, bu devlet yıkılıp yok edilinceye kadar devam edecektir.. Başaramayacaklar.. Başaramayacaklar.. Başaramayacaklar.. Allah devletimizi ve bu Müslüman milletimizi korusun.. Amin

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 83
Bu Ay : 83
Toplam : 83

Son Eklenen Firmalar

Nas çelik para kasası

FİRMA DETAYI

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom