Veysel Tay

Veysel Tay

veyseltay@gmail.com

Hayâ’yı Medyen’in Kızlarından Öğrenmek

“Hayâ İmandandır”  (Buhari - İman: 3)

Hz. Musa (as) henüz kendisine peygamberlik verilmeden önce, Mısır’dan ayrılıp Medyen’e doğru yolculuk edince, başından geçen olayın satır aralarında, iman edenlerin takınması gereken edep-hayâ tavrı hakkında bizlere çok önemli işaretler verilmektedir. Bu olay Rabbimiz tarafından bizlere Kasas Suresinde şu şekilde bildirilmektedir:

 22- Mûsâ Medyen’e doğru yöneldiğinde, "Umarım rabbim bana doğru yolu buldurur" dedi.

23- (Musa) Medyen suyuna vardığında orada hayvanlarını sulayan bir grup insanla karşılaştı. Onların biraz ötesinde de (hayvanlarının suya gelmesini) engelleyen iki kadın gördü. Onlara, "meseleniz nedir?" diye sordu. "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (hayvanlarımızı) sulayamayız; babamız da çok yaşlıdır" dediler.

24- Bunun üzerine Mûsâ, onların hayvanlarını sulayıverdi. Sonra gölgeye çekilip, "Ey Rabbim! Bana lütfedeceğin her türlü hayra muhtacım!" diye niyazda bulundu.

25- Bu esnada kızlardan biri utangaç bir eda ile yürüyerek yanına geldi; "Bizim yerimize (hayvanlarımızı) sulamanın karşılığını ödemek üzere babam seni çağırıyor" dedi. Mûsâ, babalarının yanına gelip de ona başından geçenleri anlatınca, "Korkma, zalimler güruhundan kurtuldun" dedi. 

26- O iki kızdan biri, "Babacığım, onu ücretle tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandır" dedi.

27- Baba, "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan bu da senin bileceğin bir şey; seni zorlamak istemem. İnşallah benim iyi kimselerden olduğumu göreceksin" dedi.

28- Mûsâ, "Bu seninle benim aramdadır; bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bana haksızlık yok! Söylediklerimize Allah şahittir" diye cevap verdi.

(28-Kasas Suresi: 22-28 - Diyanet Meali)   

Evet, bu olaydaki hayâ timsali iki kızın babalarının kim olduğu Kur’an-ı Kerim’de açıklanmamıştır. Ancak hemen hemen tüm tefsirlerde bu salih kişinin, Medyen Halkına Peygamber olarak gönderilen, Hz. Şuayb (as) olduğu ve Hz. Musa’nın (as) peygamberliğe hazırlanması için Allah tarafından, Hz. Şuayb’ın (as) (ya da bu Salih Kulun) yanına yerleştirilerek, on yıl (veya sekiz yıl) boyunca nübüvvete hazırlandığı, nübüvvet ahlakına eriştikten sonra da dönüş yolunda, Allah’ın Peygamberi olarak şereflendiği açıklamaları yer almıştır.

İşin Peygamberler Tarihi ve Kur’an-ı Kerim’deki kıssalar boyutu kısmı, konunun uzmanlarınca ilgili kaynaklarda çok detaylı bir şekilde irdelenmiş ve istifademize sunulmuştur, Rabbim hepsinden razı olsun. Benim bu kıssada dikkat çekmek istediğim ayrıntı ise Hz. Musa’nın (as), Medyen Suyu başında karşılaştığı iki kızın edebi tavırlarıdır. 

Yukarda alıntıladığım Kasas Suresindeki ayetlerden gördüğümüz kadarıyla bu iki kız:

  1. Dünyalık işlerini yaparken, kendilerinden başka hiç kimseleri olmadığı için ‘yapacak bir şey yok’ demiyor ve erkeklerin bulunduğu alana girmiyorlar.
  2. Medyen’li çobanlar kendileri gibi hassas davranmayıp, onlara öncelik vermediği için de, hayvanlarını sulamak için, o çobanların işlerini bitirip orayı terk etmelerini bekliyorlar.
  3. Onların bu bekleyişlerine anlam veremeyen ve şaşkınlığını gizlemeyerek durumu öğrenmek isteyen Hz. Musa’ya (as) da kısa ve özlü bir şekilde cevap vererek gereksiz bir sohbete girmiyorlar.
  4. Onları bu ahlak üzere yetiştiren babaları yapılan iyiliğin altında ezilmemek üzere işin ücretini vermek üzere onlardan birini çağırmaya gönderdiğinde ise, yabancı bir erkekle konuşmak zorunda kaldıkları için ‘utangaç bir eda ile’ yanına gidiyor ve konuşuyorlar. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın mealinin orijinal metninde ise altı çizili ifade ‘edeb-ü hayâ üzere’ olarak çevrilmiştir.

     

Evet, bu olayın satır aralarında saklı olan detaylar, Hz. Şuayb’ın (as) ‘Peygamber Ahlakı’ terbiyesinden geçmiş olan bu kızların, edep-hayâ-iffet konularında biz iman edenlere nasıl bir örneklik teşkil ettiği açıkça görülmektedir.

Denilebilir ki bu iki kızın takındığı hayâ tavrını neden Hz. Musa (as) da takınmamıştır. Zira ayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Musa (as) bu iki kızın tavrına şaşmış ve Hz. Musa’nın (as) bu kızlarla konuşmaya başlarken ki tavrı için ‘utangaç bir eda ile’ ifadesi kullanılmamıştır.

İşte meselenin püf noktasının tam da burada olduğu kanaatindeyim. Şüphesiz Hz. Musa Allah’a iman etmiş ve güvenilir bir kul idi. Ancak firavunun sarayında yetişmiş, henüz işlediği bir günahtan dolayı Allah’a tövbe etmiş ve hayâ timsali bu iki kızı yetiştiren babanın, ‘Peygamber Ahlakı’ terbiyesinden geçmek üzere Allah tarafından buraya yönlendirilmişti. Hz. Şuayb’ın (as) da bunu anladığı (veya vahiyle bilgilendirildiği) açıktır ki, meseleden habersiz olan kızların, onu ücretli çalıştırma teklifine rağmen, Hz. Musa’yı (as) Nübüvvete hazırlamak için kızlarından biriyle nikâhlayarak, onu 8 ila 10 yıl yanında tutmayı garantiliyor. Yoksa bu kadar üstün bir ahlak ile kızlarını yetiştirmiş olan bir peygamberin, sırf kızlarına hayvan sulamada yardım etti diye önüne çıkan ilk gence güvenmesi ve üstelik de dünyalık işler karşılığında kızlarından birini onunla nikâhlaması söz konusu dahi olamazdı.

Varmak istediğim nokta şudur ki; şayet biz iman iddiasında bulunanların, Hz Şuayb ve Kızlarının; ahlak, iffet, edep, hayâ ilkelerini örnek almamız gerekmeseydi Rabbimiz bu kıssayı bizlere anlatırken bu detaylara yer vermezdi.

Peki, biz iman iddiasında bulunan Müslümanlar bugün ne yapıyoruz, ne haldeyiz?

Diğer İslam ülkelerindeki durumu bilmiyorum, ancak ülkemizde Osmanlının son dönemindeki batılılaşma ile başlayan, tek parti döneminde zındıklaştırma çalışmalarıyla zirveye çıkan ahlaki çürümüşlük, kadın erkek münasebetlerindeki arsızlık 1980’li yıllarda hayat bulan, bir yeniden İslami uyanış ile reddedilmiş ve buna karşı verilen mücadele ile kamusal alanda olmasa da, Müslümanların kendi özel alanlarında bu hayâ sınırı kısmen yeniden tahsis edilmişti. 28 Şubatın baskıcı tutumuyla bu konuda gevşemeyen Türkiye Müslümanları, ikibinli yılların getirdiği rahatlık ve sonrasında sosyal medyanın da katkılarıyla, hayâ sınırın/duvarını yavaş yavaş aşmaya, hatta yıkmaya başladılar.

Türkiye Müslümanlarından birçoğunun bu süreçte, mal, güç ve ihtiras ile olan imtihanlarını kaybettiklerine şahitlik ettik. Ancak bu imtihanlar fertlerin kendi imtihanları olup, sonuçları itibariyle kısmen toplumu etkilese de ‘Kötü örnek örnek değildir’ prensibiyle izole edilebilir ve bir yeniden ıslah hareketiyle toplum düzeltilebilirdi.

Maalesef son yıllarda bu konuda daha büyük bir yıkım ile karşı karşıya gelmiş durumdayız. Zira Osmanlının son döneminde ve Cumhuriyetin ilk dönemindeki ahlaki bozulma İslam’a savaş açarak, İslam’ı reddederek ya da yok sayarak, bu toplumda yer edinmeye çalışmıştı. 28 Şubattan sonra zenginlik ile tanışan Müslümanların kaybettikleri imtihanlarda da sonuç aynıydı. Kimse İslam’ın kadın erkek arasındaki hayâ değerini komple yıkarak bu durumu İslam ahlakı açısından normalleştirme, hatta İslami olan bu durummuş gibi gösterme gayretine girmemişti.

Ancak, Müslümanlara ait olan vakıf ve dernek benzeri kurumların sohbet ortamlarında daha önceleri kadın ve erkekler için ayrı mekânlar kullanılırken, son 5 yılda önce aileler için birlikte bazı programlar düzenlemeye, sohbetlere katılacak kişiler çiftler halinde davet edilmeye başlandı. Bir sonraki aşamada ise birçok vakıf ve dernekte karma sohbet ortamları oluşturulmaya başlandı. Bir proje halinde birçok kesim tarafından aynı dönemde uygulanmaya başlayan bu durum birçok cemaat, vakıf ve dernek tarafından artık tamamen normal ve İslami görülmekte ve lanse edilmektedir.

Bu konuda Allah Resulü Hz. Muhammed’in (SAV) eşlerine, gözleri görmeye Abdullah ibni Mektum’a (ra) karşı örtünmeleri emrini verirken ‘O sizi görmese de siz onu görüyorsunuz’ diyerek, hayâ konusuna nasıl yaklaşmamız gerektiği konusuna ışık tutmuştur. Bununla birlikte İslam fıkhına temel oluşturmuş birçok Hadisi Şerif ve Asrı Saadet uygulaması delil olarak sıralanabilir, ancak iman iddiasında bulunan biz Müslümanlar için tek bir ayet veya Hadisi Şerif hayatımızı ona göre inşa etmek için yeterli olacaktır/olmalıdır diye düşünüyorum ve bu sebeple konuyu daha fazla uzatma gereği görmüyorum.

Rabbimizin bizlere örnek olması için anlattığı, Hz. Şuayb’ın kızları dünyalık işlerini yerine getirirken bile, (işin gecikmesi hatta zarar edilmesi pahasına da olsa) erkeklerle aynı ortamı paylaşmama gayreti içerisindeyken; bugün bizim vakıf ve derneklerimizde, karısı yanında olmayan erkeklerle, kocası yanında olmayan kadınlar aynı ortamda oturarak, İslami konularda tartışıp fikir teatisinde bulunmaktadır.

Bu durumu eleştirenler ise Osmanlının son döneminde, Cumhuriyetin ilk döneminde ve 28 Şubat sürecindeki gibi, geri kafalılıkla suçlanmaktadır. Ancak maalesef bu sefer, Müslümanları geri kafalı olmakla suçlayanlar da yine bizzat Müslümanlardır.

Protestanlığa karşı çıkan Katolikler muamelesine tabi tutulsak da, altını çize çize belirtmek isterim ki; bu gidişata karşı çıkmak geri kafalılık değil, aksine bu durumu normalleştirmek halk tabiri ile geniş mezhepli olmaktır.

Çok iyi bilinmelidir ki; yapılan iş tabuları değil, Hayâ değerini/duvarını yıkmaktır ve bir sonraki neslin ar duygusunu kaybetmiş Müslümanlar olmasına sebep olacağı açıktır.

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Murat Öksüz @Maalesef acı ama gerçek

20 Şubat 2019 23:15

Yazınızdaki tespitler çok önemli ve ne acıdır ki şu anki durumumuzun en iyi açıklaması...

ramazan @teşekkürler

19 Şubat 2019 22:41

Edep ve duruş, zaman ve konuma bağımlı olmayan bir hassasiyettir. Birçok fitneyi engelleyecektir. uyarın için teşekkürler.

Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 152
Bu Ay : 15200
Toplam : 15200

Son Eklenen Firmalar

Nas çelik para kasası

FİRMA DETAYI

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom