Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

24 Haziran: Erdoğan İle Direnişe DEVAM

24 Haziran: Erdoğan İle Direnişe DEVAM

İslâmî öğretide en çok önem ve öncelik verilen iki kavramdan ilki akide planında Tevhid, diğeri ise sosyal planda Vahdettir. Tevhid ve Vahdet birbirlerinden ayrılmaz kavramlardır ve aynı düzeyde sahiplenilmeyi gerektirir…

Tevhid, hayatın merkezine Allah’ı koymak demektir ve İslâmî öğretinin aslını ve esasını oluşturur. Bunun açılımı şudur: Tevhid, sosyal, siyasal, ekonomik, hukukî, sanatsal, estetik, mimarî vs. hayatın tüm alanlarını Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda dizayn etmek demektir…

Tevhid, işte tam da bu nedenle İslâm’a girişin anahtarı kabul edilmiştir…

İslâmî öğretide Tevhid kadar değer atfedilen ikinci kavram Vahdettir. Bölünüp parçalanmadan Allah’ın ipine sımsıkı yapışmayı gerektiren Vahdet, sosyal planda Müslümanların birlikteliğini ifade eder. Vahdet, farklı görüş, düşünce, tavır ve bakış açılarına sahip olsalar da; farklı etnik kimlik, mezhep, meşrep, klik, cemaat vb. aidiyetleri bulunsa da Müslümanların ortak noktalarda uzlaşmalarını, asgari müştereklerde birleşmelerini, müşterek noktalarda aynı tavır ve stratejiyi sahiplenmelerini gerektirir…

İslâm tarihi boyunca Müslümanlar her ne zaman Tevhid ve Vahdeti aynı düzeyde içselleştirip sahiplenmişlerse başarılı olmuş, ilerlemiş, kalkınmış, olağanüstü medeniyetler inşa etmiş ve dünya milletlerine öncülük ve önderlik etmişlerdir. Tersine ne zaman da bu kavramların arasını ayırmış, içselleştirememiş ve eşit düzeyde sahiplenmeyi becerememişlerse, o zaman da gerilemiş, dünyada en etkisiz unsur olmuş ve böylece egemen güçlerin kuklası ve oyuncağı haline gelmişlerdir…

Tevhid ve Vahdetin arasını ayırmayarak İslâm’ın ikame ettiği adâlete dayalı sistemi, yüce ahlâkî değerleri, erdem ve faziletleri bütün insanlığa ulaştırmaya çalışan ilk Müslümanlar, çok kısa sayılabilecek bir zaman sürecinde doğuda Maveraunnehir’den batıda İspanya’ya kadar ilerlediler ve geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurdular. Asr-ı Saadet’ten sonra Emevi, Abbasi, Selçuklu, Endülüs ve Osmanlı gibi belli başlı devletler kurup muhteşem medeniyetler inşa ederek yeryüzünü imar ve ıslaha yöneldiler.

Bu tarihsel süreçte bilhassa VIII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla kadar yaklaşık 10 asırlık bir zaman sürecinde dünyanın en zengin ve en müreffeh beşerî havzası İslâm coğrafyasıydı…

Müslümanların Siyonistler ve batılı emperyalistler karşısında gerilemesi, Tevhid ile Vahdetin arasını ayırmakla yani birlikteliklerini yitirmekle başladı. Sömürgecilere karşı en esaslı yenilgi Endülüs’ün ve bilhassa Osmanlı’nın yıkılmasıyla gerçekleşti…

Târık b. Ziyâd tarafından 92 (711) temelleri atılan Endülüs Devleti, bugün İspanya olarak bildiğimiz ülkenin büyük bir bölümünü kapsıyordu. İlme, irfana ve bilgiye önem ve öncelik veren Endülüs Devleti yaklaşık 800 yıl devam etti. Bu dönemde dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri haline getirilen Granada Kütüphanesinde Müslümanlara ait 1 milyon cilt kitap bulunuyordu.

Endülüs’te inşa edilen devlet, başta İslâm felsefesi, İslâm sanat ve estetiği, tıp, edebiyat, hendese, astronomi olmak üzere hemen her bilim dalında üstün başarılar göstererek olağanüstü bir hızla yükseldi. Müslümanların Endülüs’te kurdukları bu eşsiz medeniyet, birçok alanda olağanüstü etkiler bıraktı ve birçok açıdan çağını ve sonrasını etkiledi…

Ne var ki Endülüs’te Müslümanlar Vahdeti elden bırakınca yani cihadı terk edip “dışa dönük” mücadele yerine “içe dönük” çekişmelere sahne olmaya başlayınca, kamplaşmalar, bölünmeler, parçalanmalar ve çözülmeler kaçınılmaz hale geldi. Bu durum kaosun kapısını sonuna kadar araladı…

Her alanda olağanüstü hızla yükselen Endülüs Devleti, ne yazık ki aynı hızla da yıkılmaya yüz tuttu… Birlik ve beraberliklerini kaybeden Müslümanlar kadın, çocuk, yaşlı ayırt edilmeksizin hiçbir müsamahaları olmayan barbar Hıristiyanlar tarafından, kelimenin tam anlamıyla bir soykırıma tabi tutuldu... Bu süreçte Müslüman nüfusun büyük bir kısmı katledildi… Geri kalan kısmı da İspanya dışına tehcire zorlandı. Birlik ve beraberliklerini yitiren Müslümanlar, kendi öz vatanlarını terk etmek zorunda bırakıldı!..

Böylece Müslümanların Endülüs’teki izleri tamamen silindi… Öyle ki inşa ettikleri cami, saray, köprü, çeşme, kervansaray gibi sanat harikası yapılar çoğunlukla yıkıldığı gibi telif ettikleri eserler de kütüphaneleriyle birlikte yakıldı. Mesela sözünü ettiğimiz Granada Kütüphanesinde bulunan Müslüman müelliflere ait 1 milyon cilt kitap, kütüphaneyle birlikte yakılıp küle çevrildi…

XX. yüzyıl başlarında ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie, bu konuya dair hakikati şu çarpıcı ifadelerle dile getirmiştir: “Müslüman Endülüs'ten bize 30 kitap kaldı; bu sayede atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın sadece yarısı bize kalsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık!..”

Burada en çok dikkat çeken husus şudur: Müslümanlar Endülüs’te bilim ve sanatın zirvesinde oldukları bir anda yenik düştüler…

Yenilgilerinin tek sebebi vardı:Birlikteliklerini bozmuş yani Vahdetlerini yitirmiş, bölünüp parçalanmış olmaları!..

Osmanlının yıkılışında da benzer bir tablo vardı…

Müslümanların vahdetini bozmak ve bu suretle Osmanlıdan koparıp rahatça yönetilebilmek için önce Araplar sonra da Osmanlı tebaası diğer milletler arasında milliyetçilik körüklendi… Böylece Osmanlı büyük bir çöküşün eşiğine getirildi.

Ayrıca vatanın dört bir yanında çıkartılan isyanlar, savaşlar ve ekonomik krizler ülkeyi iyice zayıflattı. Tam bu süreçte başa geçen II. Abdulhamid Han, devasa problemlerle yüz yüze getirilen Osmanlı Devletini dâhiyane bir siyaset, güçlü bir adâlet ve büyük bir kudretle yönetti. Ülkenin her bir köşesinde büyük bir imar faaliyeti ve eğitim-öğretim seferberliği başlattı. Cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü gibi  dev eserler inşa ettirdi. İstanbul’dan Hicaz’a kadar Osmanlı topraklarını demiryolu ağıyla birbirine bağladı. 250 milyon tutan Osmanlı Devletinin borçlarının büyük bir kısmını ödedi.

İslâm coğrafyasını adâletle yöneten ve dağılmak üzere olan Osmanlıyı 33 yıl boyunca ayakta tutmayı başaran IIAbdulhamit Han, Yahudilerin Filistin’de devlet kurma isteğine karşı çıktığı için, Siyonistlerin ve onların oyununa gelen yerli işbirlikçilerin çıkardıkları 31 Mart ayaklanmasıyla tahtan indirildi.

Onun tahttan indirilişinin üzerinden daha 10 yıl bile geçmeden devletin dörtte üçü elden çıktı, Ortadoğu kan gölüne çevrildi ve İslâm âlemi kelimenin tam anlamıyla siyonizmin kölesi haline getirildi…

XVI. yüzyılda dünyanın en güçlü devleti olmayı başaran, topraklarını Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika’ya kadar genişleten, 624 yıl ayakta kalabilen ve hatasıyla sevabıyla gittiği her yere adâlet götüren Osmanlı Devleti yıkılınca egemen güçler, İslâm topraklarını diledikleri gibi paylaştırdılar…

Egemen güçler tarafından Ortadoğu haritası cetvelle çizildi…

Osmanlı bakiyesinden tam 64 ülke ortaya çıktı…

Yalnızca Ortadoğu coğrafyasında, sayıları 30’a yaklaşan, çoğu kukla türedi devletçikler kuruldu...

Başlarına da, çoğu mideleriyle emperyalistlere bağlı kralcıklar yerleştirildi...

Evet, emperyalistler, bundan yaklaşık yüzyıl önce cetvelle çizdikleri Ortadoğu haritasını bugün yeniden çizmek istiyorlar…

Bütün din, medeniyet ve kültürlerin beşiği ve çekim merkezi Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek istiyorlar…

Sözgelimi son dönemlerde ülkemizin güneyinde her yönüyle egemen güçlerin emrinde, siyonizme bağlı, İsrail’in kuklası bir Kürt Devleti kurmak istedikleri aşikâr…

Ancak bir sorun var…

Bu kez sömürgecilerin karşısında lideri ve halkıyla farklı bir ülke var…

Başında pek de uysal olmayan, her dediklerini onaylamayan, kendilerine kolay kolay boyun eğmeyen, direnebilen, hatta karşı koyabilen yöneticilerin bulunduğu; güç, irâde ve Ortadoğu halklarını birleştirici potansiyele sahip tek ülke…

Türkiye…

Türkiye’nin başında bulunan lider, inisiyatif kullanabilen ve sömürgecilere kolay kolay itaat etmeyen, dik duruşlu…

Recep Tayyip Erdoğan!..

İsrail Cumhurbaşkanı’nın yüzüne “Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz! Oneminute!” dediği yetmiyormuş gibi bu kez de “Dünya Beşten Büyüktür” diyor…

Bu yüzden hedef ülke Türkiye ve onun başındaki lider Recep Tayyip Erdoğan namlunun ucunda!..

Tıpkı Endülüs’ü ve Osmanlı’yı yıkmak için kurguladıkları senaryo gibi, bu kez de Türkiye’yi yıkmak için çeşitli senaryoları devreye soktular…

Türkiye’nin önünü kesme, onu zayıflatma, bölme ve parçalama senaryoları peş peşe devreye sokuldu…

27 Nisan e-muhtırası…

Gezi kalkışması…

Ak Parti’nin kapatılması davası…

MİT krizi…

17/15 Aralık yargı darbesi…

Ve nihayet 15 Temmuz hain kalkışması…

Bilhassa 15 Temmuz’da asker kılıklı FETÖ teröristleri tarafından yapılan hain kalkışmayı arka planda sinsi oyunlarıyla tezgâhlayan ABD’nin Erdoğan’ı gözden çıkardığını bütün dünya âlem gördü…

Başta ABD olmak üzere topyekûn batı, çok bel bağladıkları ve Erdoğan’ı alaşağı edip Türkiye’yi kolayca parçalayacakları 15 Temmuz hain kalkışmasında bu aziz milletten hiç de tahmin etmedikleri olağanüstü bir direniş ve kararlılık görünce, bu kez ülkeyi bölüp parçalamaya yönelik hain planlarını hiç gizleme gereği hissetmeden, açıktan açığa devreye sokmaya başladılar…

ABD’nin PYD/PKK’ya 4 bin tır dolusu askeri silah vermesi bunun açık ve net göstergesiydi…

Aynı şekilde bütün batı bloğunun topyekûn hükümet politikaları karşısında durması da yine Türkiye’yi açıktan bölme senaryosunun bir diğer parçasıydı…

Her zaman olduğu gibi,24 Haziran seçimleri öncesinde de başta İsrail olmak üzere dünyadaki bütün şer odakları aynı şekilde Erdoğan karşıtlığı paydasında yine birleştiler…

Bugün artık bütün batının Erdoğan’ı gözden çıkardığı açıkça görülüyor…

Belli ki şer odakları topyekûn niyeti bozmuş bulunuyorlar...

Bunu anlamak için kâhin olmaya gerek yok…

Nitekim son günlerde ekonomik olarak ülkeyi zor durumda bırakmayı denedikleri dikkatlerden kaçmıyor…

Toplumun en hassas olduğu konuyu yani ekonomiyi istismar ederek Erdoğan’ı diskalifiye etmeyi amaçlıyorlar…

15 Temmuz’da tankla, tüfekle yapamadıklarını bugün dolarla yapmaya çalışıyorlar…

Son günlerde doların 5 TL’ye çıkarılma girişimi bu çabanın açık bir sonucudur…

Türkiye, erken seçim kararının alındığı 17 Nisan'dan itibaren dolar kuru üzerinden dış müdahaleli bir saldırıyla karşı karşıya bırakıldı…

Belli ki spekülatif yolla doları aşırı yükselterek başta benzin, mazot ve elektrik fiyatları olmak üzere gıda ve diğer ürünlerde fiyatları tavan yaptırıp milleti canından bezdirmeyi hedefliyorlar…

Bunun sonucunda da vatandaşı Erdoğan aleyhine tavır almaya zorluyorlar…

Sonuç itibariyle Erdoğan’ı can damarından vurmayı ve 24 Haziran’da seçimlerde yenik duruma düşürmeyi amaçlıyorlar…

Asıl hedef, yalnızca Erdoğan’ın şahsı değil tabii ki…

Asıl amaçları ekonomik refah ve büyüme, başörtüsü, İmam-Hatip Liseleri başta olmak üzere Ak Parti’nin 16 yılda mazlum ve mağdur halklar lehine sağladığı bütün kazanımları tümüyle yok etmeye yöneliktir…

Böylece aslında ümmetin geleceğini de bütünüyle ipotek altına almak istiyorlar…

Şunu unutmayın…

Bizler 24 Haziran’da sadece Türkiye’ye Başkan seçmiyoruz…

Yüzünü bu coğrafyaya dönmüş, umudunu bu topraklara bağlamış mazlum ve mağdurların yegane liderini de seçiyoruz!..

Eğer bu seçimleri kazanmayı başaramazsak kazanan İsrail olacak!..

Kazanan ABD, batı, emperyalizm ve Haçlı İttifakı olacak!..

Kazanan FETÖ olacak!..

Kazanan PKK/PYD, DEAŞ, DHKP-C ve bilumum terör örgütleri olacak…

Kısacası kazanan bütün şer odakları olacak…

Şayet bu seçimleri kazanmayı başarabilirsek, ertesi gün itibariyle tüm Avrupa ve Haçlı İttifakı kaybedecek!..

Siyonizm kaybedecek!..

Siyonizm’in taşeronluğunu yapan ABD, terör örgütleri, illegal sivil toplum kuruluşlarının tamamı kaybedecek!..

Ve işte o gün kazanan sadece biz olmayacağız!..

Kazanan Filistin olacak!..

Kazanan Arakan olacak!..

Kazanan Somali olacak!..

Kazanan Bosna olacak!..

Kazanan Afganistan, Libya, Irak ve Suriye olacak!..

Hatta emperyalizmin ayakları altında ezilen Hıristiyan âlemi olacak…

Ayrıca şu gerçeği de unutmayın:

24 Haziran, alelâde bir gün değildir!..

Tıpkı Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi var olma-yok olma yani varlık-yokluk günüdür…

Ve ben inanıyorum ki ümmet-i Muhammed 24 Haziran’da Allah’ın izniyle şer ittifakının bu oyununu da bozacaktır...

Çünkü bu bir istiklal savaşıdır…

Çünkü bu bir bağımsızlık savaşıdır…

Çünkü bu bir kölelikten kurtuluş mücadelesidir…

Bu mücadeleyi kazanmanın ve geleceğimizi Siyonizm’in, Haçlı İttifakının, Üst Aklın,Uluslararası Emperyalist Güçlerin, kısacası bütün Şer Odaklarının elinden kurtarmanın yegane yolu, 24 Haziran’da sandığa gidip oyumuzu ümmetin selâmeti adına Besmele ile Erdoğan ve Cumhuriyet İttifakına vermektir!..

Allah korusun, bir aksilik olursa o 'âh'ların, 'vâh'ların, 'keşke'lerin hiç faydası olmaz!..

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Abdullah unalan @Şahıs

20 Haziran 2018 03:53

Haklısınız hocam ancak davayı bir şahsa bağlamayı doğru bulmuyorum. Yarın an. Erdoğan eceliyle ölse ne olur

Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 1
Bugün : 1
Bu Ay : 1
Toplam : 1

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom