Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Zalimler niçin vicdanlı davranmıyor?!

Zalimler niçin vicdanlı davranmıyor?!


Dayanılmaz yıkım ve kıyımla Suriye’de süren savaşın en iğrenç yüzü görülmeye başladı denilse itiraz eder ve ‘iğrenç yüzünden sadece biri daha görülmeye başlandı’ derim. Çünkü en az yedi yıldır ve her gün benzer iğrençlikler yaşanmakta, daha doğrusu tezgâhlanmaktadır.

Bizim insanî ve İslâmî hassasiyetle asla kabul ve tevessül edemeyeceğimiz zulümler bu trajedinin mimarlarına en küçük bir etki etmedi, etmemiş görünüyor. Niçin böyle oluyor? Dünyanın ve insanlığın vicdanı bu kadar mı karardı, katılaştı? Niçin bu faciaya, katliama engel olunmuyor? İnsanlığın ruhu bu kadar mı sağırlaştı, körleşti?

2. Dünya savaşında Amerikalı general George S. Patton kâfir zorbaların şuuraltılarını ve zihin kodlarını ele veren önemli bir söz söylemişti: “Savaşta önce hakikat ölür.” Bu general’in bir olguyu görmek bakımından bile olsa reel bir gerçekliği tespit ettiğini sanmıyorum. Hiroşima’ya, Nagasaki’ye attıkları nükleer bomba ile yüz binlerce insanı katletmekten önce varlığa anlam ve canlılık veren hakikati öldürdüklerini itiraf ediyor olmalıdır. Değilse o bombaları hangi etik ilkeyi gözeterek ve insanlığın hangi değerini yaşatmak için attılar?

Yaşamak için öldürmek zorunda kalan insanın fıtrî yapısında bir derin sarsıntının olacağı muhakkaktır. Bu sarsıntıyla çözülen varlığımızla birlikte hakikat, daha doğrusu hakikat algısı zarar görür. Bütün imkânsızlıklara rağmen varlıkla bütünleşen hayatın, hayatla kaynaşan varlığın gücü, hakikati tekrar canlandırmaya yeter. Bizim iman ve ontolojik önceliklerimize göre hakikati öldürmeyi akıldan geçirmek bile mümkün değildir. Bilakis hakikati ayakta ve üstün tutmak, onu yaşatmak için ölüm bile göze alınır. Çünkü hakikat varlığımızı anlamlı kılan en yüce değerdir. Hatta savaşımızın nihai amacı bu değeri yüceltmektir.

Hakikati öldürmekten çekinmeyenler, anlamın ve anlamların çöküntüleri üzerine hangi zaferin anıtını dikecekler? Bizim için hakikat uğruna ölmek en şerefli makama erişmektir. Burada en derin kökleri din ve felsefeden beslenen hakikatin ne olduğunu tartışamayız. İsterse post modern savruklukla, hakikati herkes kendince tarif etsin. Biz kimsenin hakikatini değiştirmek, kimseye bir hakikat dayatmak durumunda olmadık, olamayız. Kimseyi kendi hakikatimize zorlamadığımız için şimdi kendi kimlikleriyle yaşama imkânına sahipler. Ancak kendilerini var eden imkân ve anlayışları yok etmeye yönelmek, benliğin gerçek sapkınlığı ile mümkündür. O nedenle hakikati öldürdüklerini ve öldüreceklerini söyleyen zorba şahsiyetsizlik, kendi çıkarına ve arzusuna hizmet etmeyen, daha doğrusu kendi sömürüsüne teslim olmayan hakikate hayat hakkı tanımayacağını ilan ediyor.

Yakıp yıkarak girdikleri her yerde, en öldürücü silahlar kullanabilirler, kullanıyorlar. İnsan ahlâkı ve onurunun bütün sınırlarını çiğneyerek, atom ve kimyasal silahlarla kitleleri katledebilirler, ediyorlar. Bu saldırıları doğrudan kendileri, işbirlikçi zalim rejimleri, gizli anlaşmalarla kirli ittifak kurdukları devletler veya alenen destekleyip kullandıkları terör örgütleri yapabilir. Bu namussuz güruh yeni doğmuş bebelerini, ağzında emziği ile çocuklarını, yaşlı, hasta sivillerini en zehirli kimyasal bombalarla acılar içinde kıvrandırarak öldürme yolu ile bir milleti teslim olmaya zorlayabilir, zorluyorlar. Bunlar bebeklere, çocuklara, yaşlılara karşı, kısaca çaresiz insanlara karşı çok korkusuz ve kahramandırlar.

Yüksek idealleri, hedefleri için(!) zerre kadar vicdanî rahatsızlık duymayarak hatta iç huzuruyla ötekileri öldürürler. Onların nezdinde ‘öteki’ olmak, gerek duyulduğunda öldürülebilecek olmaktır. Sizler onların gözünde zararlı mahlûklarsınız. Sinek kadar böcek kadar ancak değeriniz vardır. ‘En iyi Filistinli, ölmüş olandır’ diyenler, alçaklıkta yücelik arayan bu hakikat ve insanlık düşmanlarından başkası değildi. Bu katiller güruhunun hakla, hukukla, adalet ve vicdanla, insanlıkla, barışla ilgileri yoktur, olmamıştır. Bunlar kan dökücü şeytanlardır. Özellikle genç dostlarım kimi zaman ‘şeytan nedir, kimdir?’ diye kelâmî, felsefî açıklamaları zorunlu kılan sorular yöneltiyorlar. Artık cevaplamakta güçlük çekmiyorum: İşte şeytan budur, bunlardır. Uğrunda kan dökmeyi göze alacak kadar azgınlaşan manasızlık, anlamsızlık, saçmalık!

Bunların gözü hayat ve insanlık adına hiçbir değeri görecek, fark edecek duyarlı bakışa sahip değil. Eğer sahip olsalardı savaşlarını doğrudan eli silah tutan ve cephede olanlarla yaparlardı. Er meydanında çok korkaktırlar. Er kişi değillerdir çünkü. Ermiş bir ruha sahip, ergin, erdemli değillerdir. Hakkın, hukukun, güvenin, imanın, adaletin, medeniyetin, vicdanın, insanlığın karşısında ödlektirler. Hainliğin, şeytanî kurnazlığın, yalanın kendilerine varoluş imkânı sağladığını vehmederler. Neylersin ki, bu esfel-i sâfilîn de yaşadığımız dünyanın bir realitesi. Hem de baskın, egemen realitesi. Burası, şimdilik eşkıyanın hükümran olduğu dünya! Burada biz de bu zalimlerin insafa gelecekleri ihtimalinin canlanacağını ummak gibi temel bir hata içindeyiz.

Bütün olumsuzluklara rağmen, nezih duygularımız, varoluşa hürmetle beslediğimiz umuttan kaynaklanıyor. Ne var ki Suriye’yi ve Gazze’den Arakan’a kadar özellikle de Müslüman coğrafyaları kan gölüne çeviren bu fesat odaklarının, yıkmaya, öldürmeye, sömürmeye odaklanmış sapkınlıkları, ıslah olma emaresi göstermez ümitsiz bir vak’a gibi duruyor. Savaş en istenmeyen bir çözüm aracıdır. ‘En kötü barış bile en iyi savaştan iyidir’ denir. Ama bize sorulsa usulüne uygun yapılan savaştan da korkmamak gerekir. Bu millet zalimlerden mazlumların âhını ve intikamını almaktan hiçbir zaman korkmadı. Hayatı iman ve cihat bilerek onları korkusuzca cezalandırmaya da devam edeceğiz Allah’ın izniyle. Ne var ki, usul, ahlâk, doğruluk bilmeyen düşmanın savaşı da kendisi gibi alçakça ve iğrenç oluyor. Bizi asıl yalan öldürüyor.

Düşmanım bile olsa sözüne güvenmek isterim. Amerika, olmayan tarihinin hiçbir döneminde dürüst siyaset gütmedi. Bir yönüyle vaktiyle sömürgesi olduğu İngilizlerden, bir damarla yerlileri katleden haydut, yankesici, gangster tabiatından, başka bir bağla çarpılmışlık düzeyinde hastalıklı Siyonist damardan kaptığı virüsle beyni, ruhu enfeksiyon kapmıştır. Bir delirme, bir çıldırma hali yaşamaktadır. Halklara, ülkelere hep yalan söyledi. Aldattı, çaldı, sinsilik, hainlik yaptı. Arkadan vurdu, tuzağa düşürdü, işgal etti. Fitne ve fesat çıkarttı. Karıştırdı, işgal etti, darbe yaptı, cinayetler işledi. Saptırdı, bozdu, bulandırdı, zehirledi. Bütün bunları, toplumları, nesilleri, hakikati bozmak, çarpıtmak için yaptı. Çünkü ‘öteki’ olan başkası ve başkaları, kendisi için ölümcül tehlikeydi. Ve biz bu düşmanla savaşıyoruz. İşimizin zor olması, düşmanın cesur ve akıllı olmasından değil, ahlâksız, alçak, iğrenç, vicdansız olmasından kaynaklanıyor.

Her şeye rağmen fesadın, fitnenin başını ezmek bizim, öncelikli var oluş amaçlarımızdandır. Kutlu kitabın ayetinden açıkça anlaşılacağı gibi, ‘dinin Allah’a ait olması’nı sağlayacak ilk önemli zemin ve aşama, ‘fitne ve fesattan eser kalmaması’dır. Her türlü ilmi, felsefî, ahlâkî, fikrî, vicdanî, bediî, insanî bozgunculuğa karşı savaşmak gerçek anlamda Allah davasıdır.
Allah bizi ve bu aziz milleti kendi yolundan ayırmasın.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 539
Bu Ay : 14273
Toplam : 23531

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom