Dr. Ali Yalçın

Dr. Ali Yalçın

draliyalcin@gmail.com

Türkiye´deki STK VE Cemaatlerin Sosyal ve Ekonomik Gelişime Katkı İhtimali Var Mıdır?

 

15 Temmuz darbe teşebbüsü Türkiye´deki büyük bir değişim ve dönüşümün başlatıcısıdır.

Artık temellerinden sorgulanan bir  “Muhafazakarlık” var. Muhafazakar cemaat, vakıf ve sair yapılar… Görünen o ki devlet isimli aygıtın içinde, cerrahların “kanseri evreleme”  misali, evrelenmiş durumdalar. Bünyedeki paralel yapılar… Güçleri ve imkânları dâhilinde kanserin değişik evreleri!

İyi veya kötü huylu kanser olmak arasında da fark yok…

Belki acımasız bir tanım gibi ama reel bu yönde…


Sivil olmak artık riskler içeriyor…

Gelişen dünyada durum bizden çok farklı seyrederken biz, yaşadığımız darbe teşebbüsü üzerinden  içe kapanmanın zirvesindeyiz. Güvensizliğin  zirvesinde ufka bakmak karmaşık duygular yüklü…

Gelişen dünya partnerli bir dünyadır ve  Hükümet Dışı Organizasyonlar (Non Governmental Organizations- NGO)bu dünyada ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde  akla gelebilecek hemen her alanda faaliyet göstermektedirler. Gelişen ülkeler açısından  NGO´ların   ekonomik ve sosyal gelişim çabalarında giderek güçlü bir aktör olarak da ön plana çıkıyor olmaları esasen bu tür yapılanmaların konumu ve duruşları ile de doğrudan alakalıdır.

"Hükümet Dışı Kuruluş"un tanımı, bu isimlendirmenin doğru olup olmadığı, bu alanda kullanılan "sivil toplum örgütü", "kâr amacı gütmeyen örgüt", "vatandaş derneği", "özel gönüllüler örgütü", "sivil baskı grubu" gibi diğer terimlerin güncel tartışmaları bizde pratik bir değere haiz değildir. Zira Türkiye´de geçmişin “Vakıf Medeniyeti” vurgusunun temelinde “Hükümetle İş Tutma” iması daha güçlüdür. Hükümet, STK ve Cemaatleri kendi etki alanına çekerken, STK ve Cemaatlerde de, 15 Temmuz´dan sonra  gizli bir “Hükümete Yakın Durma” refleksi gelişti. Bunun dışındaki herhangi bir davranışsal eğilimin  kendi yapılanma doğası gereği bir yerden sonra iktidara özenerek örgütleneceği, iktidar ile çatışma alanları oluşturacağı yönünde korkuları var… Bu yönde itham edilip derdest edilseler kendilerini asla aklayamazlarmış gibi!

Daha açık söylersek; Sivil Toplum Kuruluşları/Cemaatler/Vakıflar vs  için kullanılan “özerk, katılımcı, ve şeffaflık” kamusal alanda  alternatif fikirler üretip kamu politikalarına ve toplumsal gelişime hangi durumlarda katkı vereceği  sorusu  ”Makul Şüphe” sınavından geçecek bir cevap bulamayabilir…

Hükümetle barışık olma, hükümetten kopuk olma, hükümet dışı olma gibi kavramlar iç içe geçtikçe, asıl iç içe geçen şey soyut kavramsal kafa karışıklıklarının  somut sonuçlarıdır.

Yakın geçmişte muhafazakar bir yapı “sistem içinden beslenerek” zamanla darbe yoluyla “sistemin yerini almak” gibi bir teşebbüste bulunmuştur!

Üstelik, muhafazakarlığa ait bütün kavramların omuzlarından yükselerek!

Böylesi bir tecrübeyi yaşayan “Sistem” nasıl bir refleks geliştirmiştir?

Bütün yukarıda  bahsi geçen yapılanmalar günü gelir de  “Sistem” için birer zararlı unsur potansiyeli olabilirler mi?

Zararlı veya faydalı STK tanımı nedir?

Sisteme teslim olan/yakın olan veya sistemden bağımsız durmaya öykünen STK´lar için bakış aşağı yukarı netleşmiştir: Çok yakın olan/ teslim olan STK mutlak surette  kontrol edilmeli, takibe alınmalı, sistemle mesafeli olanlar ise daha da şeffaf  olmaya zorlanmalıdır!

Bir STK´nın şeffaflığa zorlanıyor olduğu hissini yaşaması, yönetici ve yönetilenleriyle  sistemin kırmızı çizgilerine ayak uydurma yeteneğiyle sınanması demektir. Güvenilmezlik başlangıç noktasından yola çıkmak, güvenilmez başlayıp güvenilirliği ispatlanmışa yol almak… Hükümetle mesafeyi başarılı ayarlamak!

Oysa bir de hükümet cephesi var!

Yani “Hükümet Dışı” olmak ve “Hükümet İçi  olmak” aynı güvenilmezliğe sahiptir.

Peki, sistemin tanımsız  zorlaması ne doğurmaktadır?

Çoğulculuk prensibi ve karar alma süreçlerinde zaten şeffaf olma sorunu yaşayan STK´lar bir yerden sonra kendi içinde merkezileşirken, git gide görünür olmayan bir hiyerarşiye evrilirlerken ayrıca sistemin dışsal baskısı ne tür sonuçlar doğuracaktır? STK‘lar bir yerden sonra kendilerine ait  “Mahrem Alanlar” içinde  silikleşirken, silikleşen bireyler ne tür davranışsal eğilimler göstereceklerdir? Bir yandan kendi mahrem alanı içinde kapalı bir kimlik ile her türlü “merkezileşme” açmazıyla “dışarıdan müdahalelere açık duruma gelme” riski yaşıyorken sistemin dışsal baskısını hisseden “grup kimliği içinde asimile“ olan bireyler nasıl bir davranışla kendileri gerçekleştirebileceklerdir?

Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Soruların çoğalması sorunları daha da giriftleştirmekten öteye geçmiyor…

15 Temmuz darbe girişimi her manada bir dönümdür. Bir dönüm veya dönüşümün başlangıcı…

Sivil Toplum Kuruluşları için “Sivil Muhalif Kimlik” artık en tartışmalı kimliktir. Muhalif bir kimlik ile “sistemi belli bir sınırda tutma” fikrinin karşısında “ne kadar muhalifsen o kadar hain bir potansiyelsin” çatışması ve karmaşası 15 Temmuz darbe girişimi´nin özeti hükmündedir. Merkezileşerek mensuplarından uzaklaşan ve yalnızlaşan STK‘lar “merkezileşmenin gereği bir gizliliğe yönelmek” veya “tamamen şeffaflaşarak sisteme aleni tabi olmak” yol ayrımının  “oyunu kuralına göre oynayan devlet” açısından bir hükmü yoktur.

STK´lar, “iç dinamiklerini demokratikleştirerek bir yere varamayacakları” ruh haliyle sadece demokrasiye olan inançlarından vazgeçmiyorlar, hükümete  angaje, bağımlı   kendi yeni kimliklerini “Temelinde Türklük sözleşmesi gizli” resmi ideoloji ile inşa edip edemeyeceği konusunda da karamsar durumdalar. Bunda, söz konusu yeni resmi ideoloji ile otonomi yaşamanın  güvenilir limanlar sunmuyor olmasının büyük payı var. Zira yeni  resmi ideoloji de net olarak tanımlanamayan bir değişim geçiriyor. Dolayısıyla güvenli liman diye bir hayalden bile bahsetmek şimdilik  mümkün gözükmüyor.

Kendi çatışmalı ruh hallerinden gelişkin karakterli pratikler ortaya koymak için devinimler gösteren STK´lar dünyanın değişik bölgelerindeki çatışmalı bölgelere insani hizmet ve insani yardım malzemeleri götürme yarışında zaman kazanmak gibi bir öncelikleri var. Bu tür çatışmalı veya doğal afet bölgelerine hükümetten önce/daha süratli  yardım   götürme şimdilik hoş karşılanmayabilir ama en azından hükümetle eş güdüm dahilinde çalışmak bir “ilk adım” olabilir.

Halktan ve hükümetten  kopmadan, kendi işlerliklerini de revize ederek “hükümetle paralele düşmeyecek” alanlar bulmak zor görünse de  yollarına devam etmeye istekli olmaları onları hükümete daha da yakınlaştırsa da başka çareleri yok gibi…

Başta, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere yetkili yetkisiz herkesin “artık yeni paralellere izin verilmeyeceği” hususunda üst üste açıklamalar yapmaları belirgin bir sinmişlik sebebi iken, sistemle paralele düşmemekle başlayan temkinli hareket tarzı, sistemle çakışmamak, sistemle yolu kesişmemek, sistemin gözünden uzak kalabilmek, sistemin öfkesini çekmemek, sistemde tamamen yok olmak ve hatta tamamen yok olmak gibi yol ayrımları ve tercihleri sunmaktadır.


Sahi bir de gelişmiş bir dünya var dışımızda…

Gelişen dünya partnerli bir dünyadır ve  Hükümet Dışı Organizasyonlar  ( Non

Governmental Organizations- NGO )bu dünyada    ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde  akla gelebilecek hemen her alanda faaliyet göstermektedirler. Gelişen ülkeler açısından  NGO´ların   ekonomik ve sosyal gelişim çabalarında giderek güçlü bir aktör olarak da ön plana çıkıyor olmaları esasen bu tür yapılanmaların konumu ve duruşları ile de doğrudan alakalıdır.

Bizim de güçlü ve gelişen dünyaya dahil olma dilek ve temennilerimle…

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 464
Bu Ay : 5446
Toplam : 5446

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom