Veysel Tay

Veysel Tay

veyseltay@gmail.com

KUDÜS…

KUDÜS…

 

ABD’nin İsrail’deki Büyükelçiliğini, Tel Aviv’den Kudüs’e Taşıma Kararı Verdiği Süreçte, Başta İslam Dünyası Olmak Üzere, Verilen Tepkiler ve Yapılan Kudüs Hesapları Ürerine Sesli Düşünme…

 

Bilindiği üzere, Filistin topraklarını işgal etmiş olan İsrail, gün geçtikçe işgal alanını genişletmekte ve işgal etmediği alanları da abluka altına alıp, dünya ile irtibatını keserek kontrol altında tutmaktadır. İşgal altında bulunan en önemli yerleşim alanlarından biri şüphesiz Kudüs’tür. İşgalci İsrail, fiili olarak birkaç yıldır, başkentini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımış durumda ve kabullerini ve tüm başkent işlemlerini zaten Kudüs’te yapmaktadır. Bazı ülkeler çoktan büyükelçiliklerini sessiz sedasız bir şekilde Kudüs’e taşıdılar bile. Şüphesiz ABD ve benzeri güçlü ülkelerin büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıması, sembolik de olsa önem arz etmektedir.

Aslında ABD yönetimi isteseydi bu taşıma işlemini, sessiz sedasız bir şekilde gerçekleştirebilir ve bu konu bu kadar gündem de olmayabilirdi. Zira ABD’nin büyükelçiliğini taşıma kararının, İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etme kararından daha büyük bir olay olarak gündeme getirildiğini ve daha fazla tepki çektiğini görmekteyiz. Bunun, ABD’nin büyük devlet olmasından kaynaklandığı düşünülebilir tabi, ancak ben bu konuların gündem olup olmamasının, ilgili kararları alan devletlerin kendi tercihi olduğu kanaatindeyim.

Yani İsrail, Başkentini Kudüs’e taşırken bunu tartışmaya açmak istemediği için dünya bunu çok tartışmadı ve neredeyse, sadece Filistinliler ile birlikte Türkiye gibi bazı ülkelerin diplomatik tepkileriyle sınırlı kalan tartışmalar yaşandı. Ancak ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması öylemi? Anlaşılan o ki, ABD yönetimi bu konuyu tüm dünyanın tartışmasını istiyor ve yeterince gündem olmadığı sürece de erteleme kararı alıyor. Hatta bu işi o kadar ileri götürdüler ki neredeyse: “Bak taşırız haa..” diye ironi yapacaklar.

Demek istediğim şu ki; gelinen noktada, ABD yönetimi zaten yapmak istediği (belki de istemediği) bir işi, Müslümanların, Hıristiyanların ve dahi ABD halkının gözüne batıra batıra yapma yolunu tercih ederek, kendisi için büyük bir fırsata çevirmeye gayret göstermektedir. Zira Müslümanlarla, Hristiyanların tamamına yakını ile birlikte, ABD halkının da üçte ikisinin karşı olduğu, bir uygulamayı hayata geçirme kararı ve bunu da göstere göstere, yaptım, yapacağım, her an yapabilirim tavırlarıyla yürütmesi, bu tartışmaların, hatta doğacak tepkilerin bile, ABD yönetimince istenen bir sonuç olduğu anlamına gelmektedir. Aksi takdirde Kudüs’ün İsrail tarafından başkent ilan edilmesi sürecinde suskun kalan unsurların, bugün sesini yükseltmesini açıklamak pek de mümkün olmayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu konulardaki hassasiyeti herkesçe malumdur ve de verdiği tepkileri içtenlikle verdiği konusunda, ben dâhil kimsenin şüphe duyduğunu zannetmiyorum. Ancak bu sefer tepkinin Sayın Erdoğan’ın şahsıyla sınırlı kalmayıp, devlet kararına dönüşmesi ve toplumun tüm katmanlarına nüfuz eden bir kampanyaya yürütülmesi de bunun bir göstergesidir diye düşünüyorum. Normal şartlarda, sivil toplum tepki vererek gündem oluşturur ki kendi devleti, bu gündem ile böyle bir olaya karşı tavır alsın. Ancak mevcut durumda, devlet fazlasıyla tavır aldığı gibi, sivil toplum da yine devlet tarafından tepki verip, gündem oluşturmaya zorlanıyor ki, bu durum normalin tam tersi bir süreçtir.

Peki, ABD yönetimi neden böyle bir yol izliyor olabilir? Bu tepkilerin ABD’ye getireceği yarar ne ya da neler olabilir? Bununla ilgili en doğru ya da doğruya en yakın cevabı verecek olanlar, enformasyon kaynaklarını elinde tutanlar olacaktır. Bizim ise ancak sezgilerimizle ileri sürebileceğimiz zanlarımız olabilir. Benim bu konuda aklıma gelen iki ihtimal var ama bu olayın, bizim hiç bilmediğimiz gerekçeleri de olması mümkündür elbette.

Sesli düşünmenin beni götürdüğü birinci ihtimal şu ki; ABD yönetiminin bu tartışmalarla Kudüs’ü, yaklaşan Şii-Sünni (Rusya-ABD) savaşının merkezine koyarak, belki de savaşın ilk kıvılcımını Kudüs aracılığıyla atmak istemesidir. Zira gerilen Rusya-ABD ilişkilerinin muhtemel bir savaşa dönüşmesinin yakın olduğu herkesin malumudur. Ancak bu savaş, son elli yılın emperyalist geleneğine uygun olarak, tarafların kendi arasında değil, onlar adına sahada ölmeye hazır Müslümanlar tarafından icra edilmek üzere, atılacak ilk kıvılcımı beklemektedir.

Rusya adına İran, ABD adına da Suudi Arabistan muharip güç olarak yerini almış durumda. Suudi Arabistan’ın yanında aynı ittifak içinde hem Mısır, hem de Körfez ülkeleri kendilerine biçilen role göre pozisyonlarını çoktan almış durumdalar. Irak ise bu mücadelede, İran ve Suriye Rejimi ile birlikte Rusya’nın yanında yol alacağının sinyallerini açıkça vermeye başlamış durumda. Buna karşın ABD, bu bloğun Akdeniz’e açılan kapısına karşı, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir müttefik oluşturabilmek gayretiyle YPG/PYD terör örgütüne desteğini sürdürmeye devam ediyor.

İki tarafın da (Rusya ve ABD) bu savaşta kendi bloklarına çekmeye çalıştığı iki ülke daha var ki bunlar; Türkiye ve Katar’dır. Katar bu konu da Türkiye’nin attığı adımları izler gibi dururken, bölgede liderlik yapabilecek dört büyük ülkeden Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Mısır’dan, ikisini(Suudi Arabistan ve Mısır’ı) tamamen ABD’ye kaptırmış olan Rusya, İran’ın yanına Türkiye’yi de ekleyerek dengeyi kendi lehine çevirebilme umudunu kaybetmiş değil ve bu ittifakı sağlamak için Türkiye’ye birçok alanda tavizler vereceğe benziyor.

ABD ise yakın geçmişe kadar müttefiki durumda olan Türkiye’yi, tekrar ittifakına katabilmek için tehdit ve şantaj yolunu tercih ediyor. Türkiye ise tarafsız kalarak hem savaştan uzak durma, hem de savaş sonrası bölgenin tartışmasız lideri olabilme hevesinde gibi gözükse de, bu kutuplaşmada gün geçtikçe ABD’den uzaklaşarak Rusya’ya yaklaşmak zorunda kalmaktadır.Rusya ile olan yakınlaşmada, iki binli yılların başında ABD ile yollarını ayırarak, Şanghay Beşlisine göz kırpan, Ulusalcı-Ergenekoncu derin yapının, FETÖ temizliğinden sonra, tekrar etkili olmaya başlamasının da katkısı vardır diye düşünüyorum.

ABD’nin Kudüs hamlesi, yaklaşan bu savaş ve kutuplaşma sürecinde neye karşılık gelecek ve ABD bu tepkilerin üretilmesini neden istiyor bilmiyorum ama kıyısından/köşesinden ya da tam ortasından, Kudüs bu kutuplaşma sürecinin önemli bir parçası olacağa benziyor diye düşünüyorum.

İkinci ihtimal olarak; ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alması ve bu kararı başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünyanın tartışmasına açma sebebinin, yukarıda bahsini ettiğim kutuplaşma sürecinde, bölgede müttefiki olan ülkelerin yöneticilerinin, İslam Âlemi içinde ayağa düşmüş olan itibarlarını toparlamak ve de aynı zamanda bir taşla iki kuş vurarak, Trump’ın Katolik dünyasıyla barışmasına da vesile olacak bir kurgudan ibaret olabileceğini düşünüyorum.

Biraz fazlaca komplo teorisine girse de mümkün olabilecek bir ihtimaldir bu. Bu ihtimale göre ABD bağıra bağıra, tahrik ede ede bu kararı alacak, sonra kendisinin de istediği tepkiler yoğunlaşınca, tüm dinlerin mensuplarının hassasiyetlerini de dikkate alarak bu kararı erteleme (iptal değil erteleme) yönünde bir adım atacak. Dolayısıyla herkes kendi muhatap kitlesine dönerek biz bunu başardık, geri adım attırdık diyecek ve Suud ailesi başta olmak üzere, itibarları yerle bir olan kukla devlet yöneticilerinin itibarı düzeltilecektir. Bu kukla yöneticilerin itibarı elbette ABD için önemli değildir, ancak bu kuklaların liderliğinde, ABD için savaşması ve de ölmesi beklenen halk açısından bu itibarın düzeltilmesi çok ama çok önemlidir.

Aynı zamanda seçim döneminde Katolikler başta olmak üzere, dindar Hıristiyanlar ile arası bozulan Trump’ın, belki de Vatikan’dan gelecek olan bir talebi de dikkate alarak, bu taşıma işini ertelemesi, Katolik dünyası ile Trump arasındaki buzları eritecektir. Denilebilir ki,Kiliseye yapılacak olan büyük bir maddi destek de Vatikan ile Trump’ın arasını düzeltebilir, ancak bu barışın tabanda karşılık bulması için sosyal karşılığı olan bir adım atılması zorunludur.

Tabi başta da söylediğim gibi, bunlar benim aklıma gelen olası gerekçeler, ancak bu işin arkasında bambaşka bir gerekçe olduğunu da ileride hep birlikte görebiliriz.

Özetle diyorum ki; ABD’nin Kudüs kararına verilen tepkiler, ABD’nin isteği doğrultusunda onun hedeflerine yardımcı olmaktadır, ancak tepkisizliğin de işgalci İsrail’e yarayacağı ve işgale tepkisizliğin kanıksanmaya sebep olacağı aşikârdır. İki ucu pislik durum diyesim var ama çok hafif kalıyor içinde bulunduğumuz hal için.

Kudüs bizim ciğerimizdir ve ABD-İsrail ikilisi ciğerimize zehirli bir hançer sapladı. Bu hançeri çıkarsak kan kaybından, dokunmazsak zehrinden ölmemiz isteniyor. Şüphesiz ki Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır ve onların tuzaklarını (bizim elimizle de) boşa çıkarmaya kadirdir.

Rabbim Âlemi İslam’ın yardımcısı olsun inşallah.

 

Veysel Tay

veyseltay@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 1
Bugün : 1
Bu Ay : 1
Toplam : 1

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom