Ğıffari Türkmen

Ğıffari Türkmen

giffari-turkmen

EĞİTİM YÖNETİMİMİZ

EĞİTİM YÖNETİMİMİZ

Türkiye’de istisnalar hariç artık herkes Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim sisteminden geçmektedir. Eğitim söz konusu olduğunda her kes fikir belirtmekte ya da ahkam kesmektedir.  Günümüzde güvenlik, beslenme ve sağlıktan sonra en önemli sayılan eğitim konusunda insanların fikir beyan etmesi güzeldir. Fakat nihayetinde işi ehline sormak, ehline bırakmak diye bir şey de vardır.

Türkiye’de eğitim yönetimi inatla eğitimcilere bırakılmıyor. Son 15 yılda Milli Eğitim’in başında bulunan en etkili ilk iki kişinin tablosu şöyledir: AK Partinin ilk dönemlerinde bakan Hüseyin Çelik sosyal bilimler alanında akademisyendi. Yanında getirdiği müsteşar ise maliye kökenli kaymakam Muammer Yaşar Özgül’dü. Bir sonraki bakan Nimet Çubukçu (Baş) hukukçuydu. Yanında getirdiği müsteşar ise maliyeci Esengül Civelek’ti. Sonraki bakan Ömer Dinçer iletişim alanında akademisyendi. Yanında getirdiği müsteşar Emin Zararsız ise hukukçuydu. Sonraki bakan Nabi Avcı iletişim alanında akademisyendi. Müsteşar ise 2013’ten bu güne kadar devam eden Yusuf Tekin siyaset bilimi alanında akademisyendir. Şimdiki bakan İsmet Yılmaz denizcilik fakültesi mezunu ve hukukçudur. Dikkat edilirse bakanlar yanlarında müsteşarlarını da getiriyorlar.

 Bu gün pedagoji veya eğitim diye bir bilim alanı vardır. Mesela Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi eğitim bilimi üzerine eğitim vermektedir, başka bilim alanlarının eğitimini değil. Yani bu alanda önemli bilim adamları vardır. Türkiye’de pedagoji programından geçen yüz binin üzerinde eğitimci vardır. Fakat her nedense eğitim yönetiminin başında, eğitimcilerin dışında her alandan kişiler bulmak mümkündür. Eğitimciler ise bu bakanlıkta memurdurlar. Türkiye’de memurların görevinin ise amire hizmet etmek, amiri tatmin etmek, amire itaat etmek olduğunu her kes bilir. Tabiki eğitimci olmayanların, eğitim sahasına sadece öğrencilikleri döneminde uğramış olanların eğitimi, eğitim usul ve ilkelerine göre yönetmeleri beklenemez. Zaman zaman devletin zirvesine gelmiş bu gibi kişilerin öğretmen hakkındaki görüşlerinin sınıftaki öğrenci ile aynı olması bir tesadüf değildir. Eski M.E. Bakanı Ömer Dinçer ekranların önünde bir erkek öğrenciye  ”Uzun saç sana yakışmış.” anlamında bir söz söyledi. Öğrenci de “Ama okul müdürü saçımı kesecek dedi.” Bakan ise “Ben de O müdürün saçını keserim.” dedi. Benzer şekilde “ Türkiye’de öğretmenler ne iş yapıyor ki, günde kaç saat derse giriyorlar,…” şeklindeki yorumu ise en çok öğrencisi çalışmayarak başarısız olan öğrenci velilerinden dinlemek mümkündür. Eğitimin başına getirilen aslında eğitime yabancı bu etkili kişiler doğal olarak eğitimi kendilerinin yetiştikleri veya en çok önem verdikleri alanın hizmet aracı olarak görürler. Bu kişilerin elinde eğitim sistemi eğitim usul ve ilkelerinin dışında bir o yana bir bu yana savrulur durur. Sorunlardan bahsedilir fakat çözümler sonuç vermez. En önemlisi sorunlar ve çözümleri için eğitim sahasına inmezler, inme gereği de hissetmezler. Masa başında çözümleri yeterli görürler.

Eğitimin; siyasetle ilişkisi vardır diye siyasetçilerin, ekonomi ile ilişkisi vardır diye ekonomistlerin, sosyoloji ile ilişkisi vardır diye sosyologların, hukukla ilişkisi vardır diye hukukçuların mı yönetmesi gerekiyor? Asıl olan her birinin eğitim kurumu ile olan ilişkilerini doğru, verimli bir şekilde sürdürmesidir.

Türkiye’de insanlar devlet gücünü ne kadar ele geçirmişlerse kendilerini de o derecede her konuda yeterli sanıyorlar. Üniversitelerdeki akademisyenlere, siz kendi yöneticinizi seçme döneminde bir birinize karşı kırıcı oluyorsunuz dendi. Yani bunu becerecek yeterlilik ve olgunlukta değilsiniz. Bu işi sizin adınıza dışarıdan biri olarak biz yapacağız dendi. Bu konuda akademisyenleri eleştirenler kendilerini ilgilendiren seçim dönemlerinde karşı tarafa söylemedikleri laf bırakıyorlar mı? Aynı yöntemle eğitim yönetilemez.

Eğitimin kendisini yönetecek temel ilkeleri vardır. Eğitim yönetimi eğitimin – pedagojinin- usul ve ilkelerine göre yapılmalıdır. Bunun için de eğitim yönetiminin başında ehil olan eğitimciler olmalıdır.

Kötü bir eğitim sistemini iyi uyguladığınızda alacağınız sonuç iyi bir eğitim sistemini kötü uyguladığınızda alacağınız sonuçtan daha iyi olacaktır.  

Türkiye’de her ikisinden de şikayetçi olduğumuz üniversite ve lise giriş sınavları pedagojik gerekliliklerle eğitim hayatımıza girmedi. Özellikle 1980’li yıllardan sonra sosyal, ekonomik ve kültürel hayatımızdaki hızlı değişime siyasi ve ekonomik politikalar cevap vermedi. Bu değişime yön vermedi. Plansız olarak köyden şehre yığılan insanlar daha üst ekonomik koşullar ve daha üst sosyal statü istedi. Bunu elde etmenin yolu ise para eden bir üniversite bölümünü bitirmekti. Maalesef para eden üniversite bölümleri de çok azdı. Bu bölümler önünde öğrenciler yığılmaya başlayınca yapılan üniversite giriş sınavları da öğrencilerin yeterliliklerini ölçmek için değil kontenjan fazlalıklarını elemek için yapıldı. Oysa yapılması gereken toplum hayatına yön verme sorumluluğunu taşıyan yöneticilerin insanların geleceklerini temin için yöneleceği farklı alanlar oluşturmaktı.  Bu yapılacağına aslında bir yüz karası olan bireylerin yeterliliğini ölçen değil onları birer nesne gibi eleyen sınavlara yüklenildi. Dersaneler, bu eleme sınavlarında öne geçmek için eğitim hayatımıza girdi pedagojik bir gereklilik olarak değil. Ve yine dersaneler pedagojik bir gereklilik olarak değil siyasi saiklerle emri vaki bir şekilde kaldırıldı. Yıllardır sorun halen çözülmedi, daha da kötüye gidiyor. Milli Eğitim kendi okullarını dersaneye çevirmeye çalışıyor. Üniversite sınavlarına hazırlık için velilerin cebinden çıkan para düne göre daha fazladır.

Onlarca yıl çözülmeyen bu sorun derinleşti ve liselere, ortaokullara indi. Artık iyi bir üniversiteye girmenin yolu iyi bir liseden geçmeye başladı. Küçücük çocuklar da liselere girmek için yüz karası eleme sınavlarına tabi tutuldu. Sınavda elenmenin çocuğa ve ailesine getirdiği aşağılık psikolojisi yeni bir kazanımımız oldu. Çocukları okullara vermekle övünüp rahat edeceğimize asıl o zaman başladı kaygı ve stres. İmkanı olanlar küçücük çocukları dersaneye göndermeye başladılar. Liselere giriş sınavları da pedagojik bir gereklilikle eğitim hayatımıza girmedi. Eğitim hayatımıza yeni kazanımlar getirsin diye girmedi. Bu gün kaldırılması da pedagojik bir yöntemle değildir. Aslında çözülmemiş ekonomik, sosyal, kültürel sorunların eğitim alanındaki tezahürü olan bu problemlerin eğitim alanında pedagojik olarak çözülmemesinin sadra şifa olması beklenmemelidir.

Eğitimdeki sorunların, yetersizliklerin bu eleme sınavlarına endekslenmesi doğru değildir. Eğitimin ciddi sorunları vardır. Bu sorunlar eğitim bilimleri yöntemiyle, pedagojik yöntemle çözülmelidir. Acaba devlet gerçekten sorunu çözmeye karar verdi mi?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 159
Bu Ay : 13414
Toplam : 78237

Son Eklenen Firmalar

Malatya Metro Market

FİRMA DETAYI

Malatya Yorgan Yıkama ve Köpüme

FİRMA DETAYI

Simge Teknik Servis

FİRMA DETAYI

Kardeşler Sakatat Asis Et Gıda

FİRMA DETAYI

Ağabey Deri

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom