Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Benim Ülkem ve İslâmcılar

Gözümüzü bu topraklarda açtık.
Geçmişimizde belki başka topraklar var; mesela kimimiz Orta Asya’dan gelerek “atbaşı gibi uzandık” Anadoluya… Kimimiz burada daha önceden yerleşik olan halkların kaynaşmasıyla yeni bir nesil olarak ortaya çıktık. Kimimiz Arap çöllerinden, Afrika sıcağından, kuzeyin dondurucu havasından, batıdan uzandık buralara…
Kimimiz Türk dedi kendisine, kimimiz Kürt, kimimiz Çerkez, Kimimiz Laz, kimimiz Gürcü, kimimiz Ermeni, kimiz Çingene…
Kimimiz Sünni, kimimiz Alevi olduk kendimizi tanıtırken… Hristiyan, Yahudi, Ateist diye tanıtanlar oldu.
Şu gün yaşayan nesil, kendisini nasıl tanıtırsa tanıtsın bu topraklarda hayata gözlerini açtı.
Öyle bir kaynaştık ki…
Âşık olduk birbirimize…
Türk ve Kürt ve diğer unsurlarla müşterek aileler oluştu.
Türkiye’nin her şehrinde, şehirleşmenin de bir sonucu olarak aile ortaklıklarının yanında, ticari işletme ortaklıkları gerçekleşti.
Kendi aramızda kavgalarımız var.
Türkçe ve Kürtçe veya başka lisanlarla kızdığımız oldu birbirimize…
Birlikte kazanmayı, beraber kaybetmeyi öğrendik.
Aynı şeyler için ağladık.
Düğünlerimiz, yemek çeşitlerimiz, diğer adetlerimiz o kadar iç içe geçmiş ki…
Tarihe baktığımızda da aynı şey var. Mesela İbni Munkız’ın anılarını okurken rastladım. Çok tabii ilişkilerden bahsediyor. Aynı mahallede, aynı ülke yönetiminde, aynı savaş meydanında isimlerden bahsediyor; falan Arap, filan Türk, filan Kürt, filan Çerkez, filan Frenk diyor…
Aynı şey bugün, ülkemiz için de geçerli…
Bir dönem, birileri bu havayı bozmak için uğraşmış, “kart-kurt hikâyeleri” anlatanlar olmuş, anlatırken kendileri inanmış mı bilmem ama bazılarını inandırmışlar. Belki de amaçları “bazılarını inandırıp” geçmişten alınan kardeşlik soluğunu kesmekti.
Bu arada bugünlerde, birileri “İslâmcı kanadın” etnik sorunlara yaklaşımını diline doluyor. Niye zamanında, kimi sorunlara yönelik daha ilgili bir hava estirmemişler deniyor. “Kürt sorunuyla” ilgili olarak neden konuşmamışlar?
Ne yapsalardı, çıkıp her kavmin isimleriyle seslenip bir tepenin yamacında toplayıp yol yordam mı gösterselerdi?
Oysa onlar kitabın diliyle “her renk ve her dil Allah’ın bir ayetidir, ayetlerin birbirine üstünlüğü yoktur” diyorlardı.
Daha ne desinler di?
Bir “Kava” hikâyesi de onlar mı yazsaydı?
“Üstünlerin kavgasına” müdahil olarak bir şeyler yapabilmeleri mümkün müydü?
Derin güçler oyunu öyle oynuyorlardı ki; içerde bir haber yaparken, yaftalamak için mesela “Kürtçü” diyorlardı. Aynı haberi dışarı servis yaparken “irtica” diye bağırıyorlardı.
Birileri size içerde “Kürtçü” ve “Türkçü”, dışarıda “Mürteci” “Kominist” “Orta Doğucu” derken rahat olabilir miydiniz?
Aynı dili konuşuyorlardı bütün derin güçler, hem içerde hem dışarıda…
Derin güçlerin sözlüğüyle konuşulamazdı.
Kendi örfümüzün, ananemizin, tarihimizin, kitabımızın dili vardı. Elbette o dille konuşulacaktı.
Zira “benim ülkem” bir arada, kardeşçe yaşamalar üzerine kurulmuştu.
Derin güçler bu dili yok etmek, tarihin kabul etmediği kavgalara kapı açmak, inancın dilini boğmak, renklerin ışıltısını tek rengin tahakkümünde eritmek istiyorlardı.
“Benim ülkem” kardeşliğin yanında renklerin ülkesiydi. Aklıselimin ülkesiydi. Hiçbir ırkçı kabul bu topraklarda, “benim ülkemde” başarılı olamamıştı, yine olamayacaktı. Sabredilecek, insanlık örfü üzerinde yürünecekti.
“Bu toprakların dili” dün de aynı şeyi söylüyordu, bu gün de…
“Türk’ün Kürd’e yahut Arabın Aceme rüchanı mı varmış ne gezer/ Fikri kavmiyeti telin ediyor Peygamber” demiyor muydu rahmetli Mehmed Akif…
Elbette sorunlar var.
Biz bir aileyiz, hangi ailede sorun yaşanmaz ki…
Özellikle ailelerde ki sorunları çözmek için esas olan sulhtur. Sulhun temelinde adalet, müsavat, kardeşlik, kabullenme, istişare vardır.
Bazı yerlerde kimi babalar, bağırıp çağırarak, despot bir nazarla etrafını süzüp, eline aldığı sopayla bütün aileyi bir arada tutabileceğini sanıp aldanır ya… Peki, aileyi bir arada tutabilir mi, elbette hayır! Aile dağılır gider, kimi toprağın altına, kimi parmaklıklar arkasına, kimi sürgün bir hayata doğru yol alır.
İyi bir durum mudur bu? Mesela feodal yapı içerisindeki aşiret kavgaları, kan davaları kime huzur getirmiştir?
Sulh mangal gibi yürek ister, hatta bazen kan kusup kızılcık şerbeti içtim denir de sulhun getireceği selamete yelken açılır.
Yine “İslâmcılar” eleştirisine dönelim; bu kesimden kim ne istiyordu anlamak zor. Ağabeylik yapması mı beklenmişti; sözünüz dinlenmeyecekse ve dinlenmediği gibi her konuşmanız bir başka kavgaya malzeme üretecekse zamanı gelene kadar susmak gerekmez mi?
Şimdi zamanı; konuşmak, çözüm üzerine fikir beyan etmek vaktidir. Hatta çözüm adına yol açılan bütün bozulmalara dair konuşmak kaçınılmazdır.
“Benim ülkem” konuşmalara tahammül ederek büyür. Dışlayarak değil… İçerde ve dışarıda farklı sebeplerle dışlanırken sesinizi kimseye duyuramazdınız.
Öyle bir dönemden geçtik ki; konuşuyordunuz, dinle-diyanetle çok ilgili olmayanlar dahi “yeni bir din mi icat ettiniz” diyor ve üzerinize geliyorlardı.
Şimdi bir hava üzerinde mutabakat oluşuyor gibi… Sabır, kararlılık, kardeşlikten ödün vermeden, üslubu iyi ayarlayarak konuşmak şimdi işe yarayabilir.

 


 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 188
Bu Ay : 20260
Toplam : 29518

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom