Kadir GÜLTEKİN

Kadir GÜLTEKİN

LAİKÇİLER ISIRIRKEN, FANATİKLER TEKME ATIYORDU, AZ KALSIN TÜRKİYE’DE LAİKLİK GÜME GİDİYORDU…

LAİKÇİLER ISIRIRKEN,

FANATİKLER TEKME ATIYORDU,

AZ KALSIN TÜRKİYE’DE

LAİKLİK GÜME GİDİYORDU…

        

         M. Âkif diyor ki : “Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!”

            Laikçi olan, birçok haysiyetsiz kişi; ülkemizde laiklik adına, laiklik uğruna, yapmadıkları kepazelik bırakmadılar. Bu kepazelikleri sizlere sayıp dökmeme gerek dahi yoktur, sanırım, birçok kimse, bu kepazeliklere ve bu kepazelikleri yapanlara, defalarca şahit olmuştur. Ayrıca ben geçmişte olan biteni, indirip kaldırmayı seven, tercih eden birisi de değilim. Ancak bir ifade, beni öylesine rahatsız etmiştir ki, onu zikretmeden geçemeyeceğim.

            Bir dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapan, Yekta Güngör Özden, aynen şöyle demişti: ‘laik olmayanlar, insan bile değildir.’ Yekta, sana yazıklar olsun.

            Laikliği, böylesine ülke insanının (toplumun) aleyhine kullanan, hem de, nezaketten, haysiyetten yoksun, onur kırıcı, aşağılayıcı şekilde kullanan birisi, o ülkenin Anayasa Mahkemesi başkanlığını yapıyorsa, o ülkenin insanları, hem laikliğe, hem de laikçi haysiyetsizlere nasıl kin ve nefret duymamış olsunlar?

            Aziz ve kıymetli okuyucu! Söz konusu kini ve nefreti anlamak, elbette mümkün; ancak, pireye kızıp yorganı yakmayı, gâvura kızıp orucu yemeyi, bana hiç kimse anlatamaz.

            Laikliğin tanımını, tarihi serüveni ile ilgili bilgileri vermeye gerek yoktur. ‘Tüfenk icat oldu, mertlik bozuldu’. İnternet icat oldu, kitap karıştırmak tarihe karıştı. Her isteyen laiklik ile ilgili yüzlerce bilgiye, elindeki, insanların aklını zay eyleyen, akıllı telefon marifeti ile ulaşabilir.

            Ben laikliğin, ne olduğunu değil, laikliğin Kur’an’la, başka bir değişle İslâm’la bir probleminin olmadığını anlamaya, anlatmaya çalışacağım. Bu husus üzerinde kafa yorulması gereğine inanıyor, bunu yapmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de, asla ve asla mü’min bir Müslüman olduğumdan zerre kadar tereddüdüm ve Allah’tan gayrı hiç kimseye de eyvallahım yoktur. Ne derler? Ne derlerse desinler… Tabii ki yanlışlarımı düzeltenlere teşekkür etmeyi de borç bilen, bilecek birisiyim.

            Osmanlı, içtihat kapısını kapalı tuttuğu süre boyunca, toplumun fikir plânındaki cehdi, sona ermişti. Fikir hayatı dumura uğramış, düşünce dünyası, medreseler marifetiyle karartılmış bir toplum olarak, Cumhuriyet dönemine geçmiş bulunuyorduk. Bu geçiş sürecinde, öylesine çalkantılar, sarsıntılar yaşandı ki, düşünebilme yeteneği olan, çok az kimse, ne doğru dürüst konuşma, anlatma imkânı ne de bu çok az sayıdaki kimseleri dinleyebilme fırsatı bulundu. Bu çok az sayıdaki kimselerin başında, M. Âkif Ersoy gelmektedir. O günlerde, bu toplumun fikir hayatındaki, perişanlığı anlayıp kavrayabilmek için, Akif’in Safahat’ını çok iyi okumak ve anlamak zorunluluğu vardır.

            Türkiye’deki laiklik anlayışı da, din (İslâm) anlayışı da sorunludur. Laikliği İslâm’a, İslâm’ı laikliğe aykırı olarak gören taraflar, hem İslâm dinini, hem de laikliği doğru yerine koymayan, koyamayan kimselerdir. Bir kör dövüşü şeklinde devam eden, laik- anti laik sürtüşmesi, görülen o ki, daha çok süreceğe benziyor. Bu sürtüşmenin taraflarını tanımlayacak olursak en kestirmeden; laikçi yobazlar, anti laik softalar diyebiliriz.

            Türkiye toplumu için, sevindirici bir gelişme yaşandı ama anti laik softaların homurdanmaları dışında, yeterince ilgi gördüğünü sanmadığım gelişmeyi gölgelemek için, çok sinsi çalışmalar yapıldı. Ne idi, bu önemli gelişme? Bu önemli gelişme, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Müslüman Kardeşler teşkilatının, Mısır’daki hükümetine yaptığı tavsiye idi. Bu tavsiye “Devlet yönetiminde laiklik ilkesini göz ardı etmeyiniz” şeklindeki, kardeşçe ve dostane tavsiye idi. Her halde bu tavsiyeyi anlamadılar, ya da ciddiye almadılar. Hanya’yı Konya’yı gören, anlayan birisi olan, R.T. Erdoğan’ın, kıymetli uyarısını hesaba almayanların, A.Sisi’nin uyarısını herhalde anlamış olmaları gerekecektir. Belki anlamışlardır ama Rabia Meydanı’nda hayatlarını kaybeden binlerce Mısırlının hesabını kim kime verecek, ben de bunu anlamadım; anlatamaz da kimse bana.

            Laiklik anlayışının, Türkiye’de güme gitme tehlikesi ile karşı karşıya gelmesinin sebebi, laikliğin ve dinin (İslâm’ın) kendi yerlerine, ait oldukları alana, konulmadan değerlendirilmesidir.

            Devletin dini varsa eğer, olacaksa eğer, bu din anacak ve ancak laiklik dini olabilir. Biz biliyoruz ki, İslâm insanların dinidir. İnsanlar, İslâm’ın dışında başka dini seçmek ve inanmak, kendilerince yaşamak hakkına da sahiptir. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan gerçek de budur. İnsan laik olamaz, ey Yekta efendi…

            Devlet laik olmak zorundadır. Laik devletin herhangi bir dine inanan, kendi vatandaşına din önerme ve dayatma hakkı yoktur. Bir devletin, halkını, hangi dine inanırsa inansın koruması gerekir. Laik bir devlet herhangi bir dini tercih eder ve hatta devletin idari işlerinde referans da alabilir. Bu durum dahi laiklik ilkesine aykırı olmaz. Ancak, bir dini inancın diğerleri tarafından haksızlığa uğramasına göz yumması ve bu haksızlığı devlet olarak desteklemesi, ancak laikliğe aykırı olabilir.

            ‘İslâm devleti’ kavramı, günümüzde hiçbir anlamı olmayan, tamamen hayali, ütopik bir kavramdır. Bu kavramın günümüz dünyasında, hiçbir karşılığı da yoktur. Aslında yalnız bugün karşılığı yok değil, dün de yoktu; biz varsayıyorduk. Çünkü bu kavram, sadece hoşumuza gidiyordu, olur mu, olmaz mı, hiç daha önce odlu mu, Allah ‘İslâm Devleti’ diye bir mefhumu bize salıkladı mı? Bu soruları hiç sormadık, hep söyledik durduk. Sonu şimdilik angarya, yarında başka bir şey olacağını sanmıyorum.

            Laik ve anti laik sürtüşmesinin, en görünür hali; tarafların ortaya attıkları endişelerin ifade ediliş şeklidir.

            ‘Din elden gidiyor’ diye bağıranlar da, ‘laiklik elden gidiyor’ diye bağıranlar da sanki doğru söylüyor gibiydiler… Ancak elden giden ne İslâm dini idi, ne de laiklikti. Elden giden din muskacılık, üfürükçülük, yobazlık, softalık ve din tüccarlığı idi; elden giden İslâm değildi. Elden giden laiklik değildi, laikçilikti. Laikçiler, laikliği bir sopa olarak kullanıp, resmi ve özel imkânları, kendi uhdelerinde tutmanın mücadelesini veriyorlardı. Bu her iki taraf da sahtekârlık yapmaktan başka bir şey yapmadılar, hâlâ yaptıkları da budur. Bir kadının başına koyduğu bir metrelik bezin (başörtüsünün) laikliğe aykırı olduğunu söylemek; ya sahtekârlıktır, ya da geri zekâlılıktır, bana göre her ikisidir.

            Laiklik düşüncesi, bir densizin akşam düşünüp, sabah kalkınca ortaya attığı basit bir şey değildir. Kimilerince adeta böyle basit bir şey sanılıyor.

            İnsanoğlu başlangıçtan beri, büyük sıkıntılar çekmiş ve çekmeye devam ediyor. Bu sıkıntılardan kurtulmak için, kafa yoran, kafa patlatan az da olsa her dönem var olmuştur, inşallah bu gün de var olmalıdır. Laiklik düşüncesi; kafa yorularak, tarih boyunca çekilen sıkıntılardan kurtulmak için, ortaya çıkmış önemli bir düşünce ürünüdür. Laiklik ‘din karşıtlığı’ olmak üzere ihdas edilmedi; insanları ‘din zulmünden’ kurtarmak için, aranıp bulunan bir kavram ve esastır. ‘Laiklik din karşıtlığıdır’ diyen birisi, ilk planda doğru bir şey söylemiş olur; ancak gerçeği gören, bunun böyle olmadığını anlayacaktır. Laiklik, din karşıtlığıdır ama İslâm karşıtlığı değildir. Laiklik, insanlığı dinlerin zulmünden kurtarmak için bulunan bir yoldur. Ancak, İslâm dininin başından beri, herhangi bir insana zulüm yapılmasını önerdiğini, zulüm ettiğini, bir tek örnekle ispat eden olursa; ben, Müslüman olmaktan vazgeçerim. Peygamberlerin sonuncusunu, âlemlere rahmet olarak görevlendiren bir din; hiç kimseye zulüm eder mi?

            Laiklik düşüncesini ortaya koyanlar, yeterince İslâm dininden haberdar olabilselerdi; bu zahmete girmelerine gerek bile kalmazdı. ‘Daha iyisi, tabir caiz ise, orijinali varken, asıl suret dururken kopyasına ne gerek var’ der dururlardı. Sanırım kronolojik bir kayma söz konusudur. Ben tarihçi değilim, laikliğin doğuşu ile peygamberlerin gönderiliş zamanlarını pek iyi bilmediğimden dolayıdır ki, kronolojik kayma diye tanımlamak zorunda kalıyorum.

 ‘Dinde zorlama yoktur, dileyen iman eder dileyen inkâr eder, hak ile batıl birbirinden iyice ayrılmıştır; haksız yere birini öldürmek, bütün insanları öldürmek gibidir’ v.s. Böylesine ilke ve prensipleri olan İslâm dini ile laikliğin ne problemi olabilir ki?

            Karl Marx ‘Din afyondur’ demiş. Ben, Marx’ın bu sözünü ilk okuduğum yılları, çok iyi hatırlıyorum. 1970’li yıllardı. Marx’a ait olduğu iddia edilen ya da, alıntılanan, bu sözünün yanına şu notu düşmüştüm, “Ey Marx! İslâm dini hariç” demeliydin. Şimdi ise kendi kendime diyorum ki, ‘Marx bu kadarını bilseydi ya da düşünebilseydi kendisi de Müslüman olurdu.’

            Din gerçekten afyondur, bu noktada işe yarar mı, gerekir mi; bilmem ama Marx’ı tebrik etmek icap ediyor. Din gerçekten afyondur. Örnek mi istiyorsunuz? Uzak ve yakın olmak üzere; Hasan Sabbah’ın haşhaşiliği, Fetullah Gülen’in hizmet hareketi, en bariz iki örnektir. Ayrıntılarına girmeye gerek yoktur. Haşhaşiliğin de Fetullah’ın hizmet hareketinin de ne olduğunu, en az benim kadar biliyorsunuzdur. Sadece şunu açıklamak zorundayım ki, her iki örgütün, afyon olarak kullandığı din, İslâm ‘Dini’ değildir. Onlar, zaten afyon olarak kullandıkları dinlerine İslâm adını, kendileri vermişti; birçok beyinsiz de onlara inanmıştı.

            Münferiden, ya da topluluk halinde, razı olsak da olmasak da, sosyolojik gelişmelerin, anlayışların, çabaların, insanoğlunu getirdiği yer; devletlerin LAİK olmak zorunda olduğu gerçeğidir.

            Durum, ya da sonuç bu ise, -bana göre budur- Müslümanları, yaşadıkları ülkelerde – anti laik – konuma sokmanın; laikliği, Müslümanlara karşı bir zulüm aracı olarak kullanan laikçi haysiyetsizlere fırsat ve imkân vermenin bir âlemi var mı, ben bilmiyorum.

            Hiç endişeniz olmasın, laikliği doğru anlayan ve adam gibi uygulayan, bir devletin vatandaşı olarak yaşamak ‘İslâm Devleti’ diye tanımlanan, adlandırılan herhangi bir devletin vatandaşı olarak yaşamaktan, hem daha rahat, hem de daha doğrudur.

            ‘İslâm Devleti’ mi istiyorsunuz???

            Buyrun, çeşitlerimiz dışarıdadır; Deaş mı, Taliban mı, yoksa El Kaide mi? Boko Haram da var...                                           

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 164
Bu Ay : 19251
Toplam : 28509

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom