Kadir GÜLTEKİN

Kadir GÜLTEKİN

TÜRKİYE’DE OLAN ŞEY, KÜRT SORUNU DEĞİL, BAZI KÜRTLERİN, TÜRK SORUNUDUR…

                   TÜRKİYE’DE OLAN ŞEY, KÜRT SORUNU DEĞİL,

BAZI KÜRTLERİN, TÜRK SORUNUDUR…

 

           

Bu konuyu, kaleme alırken; ne Türk kafası ile düşünüyorum, ne de Türk olmamı öne çıkararak hareket ediyorum. Bir -insan- olarak, daha da önemlisi bir Müslüman olarak düşünmeyi esas alıyorum. Ancak böyle davranılırsa, en az hata yapılmış olur.

            Herhangi bir insan, etnik kökenini (ırkını) seçme imkânı olmadığına göre, bir insanı etnik kökeninden dolayı, aşağılamak veya suçlamak insanî olmadığı gibi, etnik kökenini kullanarak kendisinin başkalarından üstün olduğunu ileri sürmek de insanî değildir. ‘Arab’ın Acem’e üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir’ prensibini bilen ve anlayan birisinin kavmiyetçilik, ırkçılık yapması, hele bunu İslâm dinini kullanarak, alet ederek yapması ise, çok daha çirkindir.

            Yakın tarihimizde yaşanan, Dersim olayını, İ.Sabri Çağlayangil’in ilgili röportajını, Şeyh Said isyanını, bu isyanın bastırılmasını okumuş, duymuş birisi olduğumu, ilaveten belirtmeyi gerekli görüyorum.

            Yine yakın zamanda, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızın (insanımızın, çoğunluğu Kürt kardeşlerimizin) idarî uygulamalar esnasında, hangi sıkıntıları çektiklerini de çok iyi biliyorum. Özellikle Diyarbakır cezaevinde mahkûmlara uygulanan insanlık dışı bazı uygulamalarla ilgili açıklamalara da defalarca şahit olmuşumdur. Öylesine iddialar var ki, insanın kanı donuyor; insan dinlemek dahi istemiyor. Bu iddiaların doğruluğu ya da yanlışlığı beni çok ilgilendirmiyor. Ben, bu iddiaları ortaya atanların ne yaptıklarına, neyi amaçladıklarına bakıyorum; önemli olan da burasıdır.

            Ben, M. Esat Bozkurt’ un Kürtler hakkında ne söylemiş olduğunu da okudum, duydum.

            Bütün bu bildiklerime rağmen diyorum ki, Türkiye’de Kürt sorunu yok, olmadı, olamaz. Türkiye’de olan sorun, Kürdistancı Kürtlerin TÜRK SORUNUDUR.

            Ülkemizin Doğu ve Güneydoğu illerinden bazıları, hatta tamamı -Kürdistan haritası içerisine alınmış ise, bir sorun tabii ki var demektir. Ancak bu sorun, Türk tarafının değil, Kürdistancı Kürtlerin çıkardığı sorunudur.

            Benim bu tespitlerime, bizim cenahtan birçok kimsenin sıcak bakmayıp dudak bükeceklerini biliyorum. Ancak bu tespitlerin bilinmesini, toplumun selameti için, önemli ve gerekli görüyorum.

            Devletin (Türkiye’nin) her türlü nimetlerinden sonuna kadar yararlanan, aylık beş on bin liraya imza atıp maaş alan; polis ve askerlerimiz, teröristler tarafından öldürülünce, adeta gözlerinin içi gülen, teröristleri Kürt savaşçı olarak tarif eden, bu halleriyle hiçbir tereddütleri olmadan dolaşan Kürdistancı devlet düşmanları, PKK’lı teröristlerden daha alçaktır. Bu vatan haini alçaklar Türkiye’den bahsederken, sanki başka bir devletten, kendisinin olmayan bir devletten bahsedercesine ‘TC Devleti’ ifadesini kullanıyor, ‘devlet Kürtleri katletti, hâlâ TC Kürtleri katlediyor, Kürtlere işkence ediyor’ gibi, asılsız, mesnetsiz yalan iddialarda bulunuyorlar. Bu iddiaların temcid pilavı gibi ikide bir konu edilmesi, Kürt yurttaşlarımızın hangi derdine çare olabilir? Bu yalanların tekrar tekrar anlatılması, her doğan Kürt evladının Türkiye’ye, Türklere düşman olarak büyüyüp, yetişmesine sebep olacaktır. Bu durum, Kürt yurttaşların kesinlikle aleyhinedir.

            Osmanlı döneminde meydana gelen Kürt isyanları ile ilgili bulunan tarihi alıntılara yer vermeyi gerekli görmüyorum. Cumhuriyet döneminde olan biteni görmek ve düşünmek hem gerekli, hem faydalı olacaktır.

            Osmanlı’nın yıkılıp, yerine Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulur kurulmaz, bu yeni devleti kurulduğuna, doğduğuna pişman etmek için, bu devletin dâhili ve harici düşmanları işe koyulmuştur. Bu düşmanca faaliyetler içeride, dışarıda bütün hızı ile devam ediyor. Dâhili ve harici düşmanların, ilk plânda yapmak istedikleri; ülkemizde iç savaş çıkarmaktır, bunu bilmeyen hemen hiç kimse yoktur.

            Bir ülkede iç savaş çıkarabilmek için o ülkenin sosyolojik ortamını hazırlamak gerekir. Ancak Türkiye düşmanlarının işi öylesine kolaydır ki, şartları hazırlamaları gerekmiyor, şartlar dünden hazır. Kürt-Türk , Alevi-Sünni, Laik-Antilaik şeklinde tanımlanacak olan katmanlar, her ne kadar ‘mozaik, zenginlik’ gibi kabul edilmeye kalkılsa da, bu katmanlar birbiri ile sürekli sürtüşen, çatışan kavramlarıdır. Bunları çatıştırmak için fazla bir gayret sarf etmek gerekmiyor…

            Alevi- Sünni, Laik-Antilaik konusunu başka bir zaman yazmayı düşünüyorum. Bu yazım, Kürt-Türk polemiğine bir açıklık getirmeye yönelik olacaktır. Aynı zamanda bu konunun yazılmasını da, acil bir gereklilik sayıyorum. Çünkü bu konu, sadece bir güvenlik konusu, devletin PKK’lı teröristlerle mücadelesi konusu olarak anlaşılmamalıdır. Kürdistancı Kürtlerin saçma iddiaları devam ettikçe, bu saçma iddialara karşı Kürt kardeşlerimiz uyarılmadıkça; PKK ve benzeri örgütler her zaman, zemin bulacak, devamlı taraftar kazanacaktır.

            Benim en yakınımda olan yüz arkadaşım var ise, bunun en az doksan beşi Kürt kökenli kardeşlerimdir. Hiçbir zaman arkadaşlarımın ‘Kürt’ oluşu aklıma dahi gelmemiştir, umarım onların aklında da benim ‘Türk’ olmam gelmemiştir; ta ki 2003 yılında Ak Parti iktidara gelinceye kadar. Daha öncesinde, kendilerinin ‘Kürt olduğumuzu söyleme imkânımız bile yoktu’ diyenler, alenen ‘Kürtçülük’ yapmaya başladılar. Bu pervasız tavır, Recep Tayyip Erdoğan’ın hemen her konuşmasında ‘benim Kürt kardeşlerim’ şeklindeki insanî yaklaşımının, merhametinin, istismar edilmesi ve kötüye kullanılmasından başka bir şey değildir…

            Evet, bu pervasız tavırlara şahit olduğum zaman, muhataplarıma şunu söylüyorum; kardeşim, biz senelerce ülkücülerin başının etini boşuna mı yedik, ırkçılık yapmasınlar diye. Üstelik ülkücü gençlerin genelinin yaptığı da ırkçılık değil milliyetçilikti. Milliyetçi olmak ise kınanılacak bir şey değildir; olması gerekendir. Irkçılık yapanlar sadece Nihal Atsız çizgisinde olan çok küçük bir azınlıktı. Milliyetçi olmak insanın kendi vatanını ve milletini sevmesidir, bunun ne mahsuru olabilir?

            Sen şimdi benim karşıma Kürtçü, Kürdistancı olarak çıkıyorsun üstelik bunu yaparken de İslam’ı, Kuran’ı alet ediyorsun. Bunun anlaşılır kabul edilir tarafı bulunmamaktadır.

            İnsan kafasıyla (kavmiyetçi olmayan kafayla) , ilaveten Müslüman kafasıyla düşünen bir kişi nasıl ırkçı olur? Müslüman bir insan nasıl kendi vatanına, milletine düşman olur? İfadelerimden devlet tasarruflarının eleştirilemez, yöneticilerin yanlışları dile getirilemez demek istediğim çıkarılmamalıdır. Böyle demeyeceğim ortadadır. Eleştiri ayrı şey, güzel ve doğru olanı teklif etmek ayrı şey, hata ve kusurları, devlete ve millete düşmanlık aracı olarak kullanmak ayrı şeydir.

            Ben Cumhuriyet döneminde özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşandığı iddia edilen haksızlıkları, hak mahrumiyetlerini bilen birisi olarak, şunu teslim etmek zorundayım; devletimiz, bir tek Kürt vatandaşına sadece ‘Kürt’ olduğu için en ufak bir haksızlık etmemiştir. Bunun aksini iddia etmek bühtandır, iftiradır, zalimliktir. Devlet kendisine düşmanlık edenin Türk, Kürt, Arap, Laz olmasına bakmaz, gereğini yapar; devlet olmak, bunu gerektirir.

            M. Kemâl Atatürk’ün ‘iktidarda olanlar, gaflet, dalalet hatta hıyanet içinde olabilirler’ vecizesi düşünmeye değer bir tespittir. Diyarbakır cezaevinde yapıldığı iddia edilen, gayri insani uygulamaları devlete mal edeceğiniz yerde, o alçakça yapılan işleri Kürtleri devletine ve milletine düşman etmek isteyen alçak provokatörlerin yaptığını, yapabileceğini niye düşünmüyorsunuz. Devlet hangi akılla, hangi saikle vatandaşlarına zulmetsin ki, o vatandaş devlete düşman olsun? Bu konu ile ilgilenen herkesi bu noktada insaflı davranmaya davet ediyorum.

            Cezaevinde tutuklu olan oğlunu ziyarete gelen ve Kürtçeden başka bir dil bilmeyen annenin, oğluyla konuşmasını engellemek, Kürtçe konuşmak yasak demek; akıl, izan, insaf sahibi birinin, birilerinin yapabileceği bir iş midir? Elbette hayır. Yapıldı mı? Yapıldığı iddia ediliyor. Bunu yapanlara lanet olsun…

            Ancak bir devlet tüm vatandaşlarına resmi dili öğretmek zorundadır, öğretmek için makul olan her yolu denemelidir. Türkiye devletinin yaptığı budur. Kendi ülkesinin çoğunluğunun kullandığı dili, ki bu dil resmi dil ise; resmi dili öğrenmek, her vatandaş için gerekli olan bir şeydir. Bu dili, resmi dili öğrenmemek, öğrenmemekte ısrar etmek kimin zararınadır, kim bundan zarar görür?

            Bakınız bu devlet aynı devlet, rejim aynı rejim, daha önceki yasaklar bugün var mı? Yok. Niçin yok, çünkü iktidarda olanlar farklı. Peki hâlâ devlete düşmanlık niye? Geçmişte olanları tekrar edip durmanın, Kürt yurttaşlarımıza ne faydası vardır ya da ne faydası olacaktır, ben hâlâ bunu anlamış değilim.

            Türk milleti denildiğinde, akıl sahibi, art niyetli olmayan hiç kimsenin aklına, Azerbaycan’daki, Kırgızistan’daki Türkler gelmez. Bu topraklar (Anadolu) üzerinde yaşayan Türk, Arap, Kürt, Çerkez kısaca tüm halkımız gelir.

            M. Esat Bozkurt’un Kürtleri aşağıladığı iddia edilen sözünü ki, bu söz densizliğin daniskasıdır, devlet ve Türk milletini suçlamak için kullanmak da aynı şekilde densizliktir. Esat Bozkurt’un sözü mü önemlidir, bu milletin ve bu devletin, Malatyalı Kürt kökenli Turgut Özal’ı Cumhurbaşkanı yapması mı önemlidir? Türk milletinin ve devletinin etnik köken problemi olsaydı, Kürt Özal’ı, Türk Abdullah Gül’ü, Laz Erdoğan’ı hem başbakan hem cumhurbaşkanı yapmazdı… Bugün dahi bu aziz devletin Kürtlerle bir problemi olsaydı, mecliste 1 Kasım 2016 seçimleri sonucu bunca Kürt kökenli vekil olamazdı. Türk devletinin ve milletinin Kürt sorunu olsaydı, Ak Parti’nin Malatya milletvekillerinin tamamı Kürt kökenli olarak seçilemezdi. Demek ki Türk devletinin ve milletinin dünde Kürt sorunu yoktu, bugünde yoktur, İnşallah yarın da olmayacaktır.

            İstedikleri seviyede, Kürtleri devlete ve millete düşman etmeyi başaramayan dâhili ve harici düşmanlar, şimdilerde Türkleri Kürtlere düşman etmeye çalışıyorlar. Şu iyi bilinsin ki, birincisini başaramayan alçaklar, ikincisini hiç başaramayacaklardır.

            Allah Türk milletini (Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez tüm halkımızı) ve aziz devletimizi korusun, âmin.                 

                                                                                              

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

abuzer türkmen @bildiridir.

29 Haziran 2017 22:34

kaleminize sağlık. sivil düşünen biri değil de sadece devletin resmi bir bildirisini okudum. şeyhimiz şeyh saidin eylemine ben saygı duyuyorum. kıyamette bütün konuştuklarımızdan sorulacağız.

Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 93
Bu Ay : 276
Toplam : 276

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom