Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

BERAT GECESİNE DAİR

BERAT GECESİNE DAİR

 

Bu ülkede her kandil gecesi yaklaştığında bir tartışmadır sürüp gider…

Bir kesim, Kadir ve diğer kandil gecelerinde ibâdet etmenin Allah ve Rasûlü’nün emri olduğunu, bu nedenle bu geceleri ihya etmenin dinî bir zorunluluk olduğunu düşünmektedir. Bu kesim, kadil gecelerine dair sahih, zayıf yahut uydurma ayırımı yapmadan aktarılan bütün rivayetleri delil saymakta; güç yetirebildikleri ölçüde çok ibâdet yapmakta; bu şuurla söz konusu geceleri arınmanın ve temizlenmenin aracı olarak kabul etmektedirler…

Diğer bir kesim ise, bizzat Kur’an’da zikredilen ve bin aydan daha hayırlı sayılan Kadir gecesi dışında, diğer bütün kandil gecelerinin, aslında İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an ve Sünnet tarafından “kutsal” ilan edilmedikleri halde,Türkiye başta olmak üzere birçok Müslüman ülkede “güçlü bir dinsel saygı uyandıran geceler” ilan edilip kutlanan birer bid’at olduğunu ileri sürmektedir.Bu kesime göre, bu gecelerin kutlanmasının ana sebebi, İslam’ı pratiği olan bir “hayat dini” olmaktan çıkarıp, “mübarek gün ve geceler dini” haline getirmektir. Bu sayede İslâm, gündüzün ortasında“hayatın kalbinde atan bir din” olmaktan çıkarılıp, el ayak çekilince, hayatın tümüyle uykuya çekildiği gece vakitlerinde hatırlanan bir “tapınak ve ayin dini” haline sokulmuştur...

Peki bu kesimlerden hangisi doğru yolda?

Bu iki iddia sahiplerinden hangisi haklı?

Bu hususta sahiplenilmesi gereken doğru tavır ve tutum hangisidir?

Ben her iki kesimin de doğru bir anlayışı temsil etmediğini, bilakis birinin ifrata diğerinin ise tefrite saptığını düşünüyorum.

Şaban ayının on beşinde olmamız hasebiyle,özelde Berat Kandili, genelde bütün kandil gecelerine dairdüşüncelerimi şöyle özetlemek istiyorum:

“Berat gecesi” adını Arapça “Allah’ın günahkârları affetmesi” anlamındaki “berâet” kelimesinden alır.

Hadis kaynaklarında Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Yüce Allah, rahmetiyle, Şâban’ın on beşinci gecesi dünya semâsında tecelli eder ve Kelb kabilesi koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi bağışlar” buyurduğu rivayet edilmiştir (Tirmizî, “Savm”, 39; İbnMâce, “İkâme”, 191).

Diğer bir rivayete göre de Hz. Peygamber (s.a.v.), “Şâbanın ortasında gece ibâdet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semâsında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona âfiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der” buyurmuştur (İbnMâce, “İkâme”, 191).

Ancak eserlerinde bu hadislere yer veren Tirmizî ve İbnMâce, bu rivayetlerinsened yönünden zayıf olduğuna da işaret etmişlerdir.

Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında Berat Gecesi’nde vuku bulduğunu kabul etmeleri, geceye ayrı bir anlam ve önem kazandırmıştır.

Kaynaklarımızın belirttiğine göre, Berat Gecesi’ne ait özel bir ibâdet ya da özel bir namaz yoktur. Her ne kadar İmam Gazzâlî, bu gece her rek‘atındaFâtiha’dan sonra on bir İhlâs okunmak suretiyle kılınacak yüz rek‘at veya her rek‘atındaFâtiha’dan sonra yüz İhlâs okunan on rek‘at namazın çok sevap olduğuna dair bir rivayet nakletmişse de (Bkz. Gazzâli, İhyâuUlumi’d-Dîn, I, 203), İhyâuUlûmi’d-Dîn’deki hadisleri tenkide tâbi tutan Zeynüddin el-Irâkî (a.e., I, 203, dipnot 1) ile Nevevî bunun aslının olmadığını söylemişlerdir.

Bu namazın bir bid‘at olduğunu kaydeden Nevevî, bu konuda Kûtü’l-Kulûb ve İhyâuUlûmi’d-Dîn adlı eserlerde geçen rivayete aldanılmaması gerektiğini söylemektedir (el-Mecmu’, IV, 56).

Ali el-Kârî de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berat Gecesi Namazı’nın 400 (1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını kaydetmektedir (el-Esrârü’l-Merfûa, s. 462).

Bu namazın ilk defa 448 (1056) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da kılındığına ve zamanla yaygınlık kazanarak sünnet gibi telakki edildiğine dair bir rivayet de nakledilmektedir (Ali Mahfûz, s. 288).

Ancak III. (IX.) yüzyılda yaşayan Fâkihî’nin (ö. 272/885’ten sonra),Mekkeliler’in bu geceyi Mescid-i Harâm’da ihya ettiklerine ve bazılarının 100 rek‘atlı bir namaz kıldığına dair rivayeti (bkz. Ahbâru Mekke, III, 84) dikkate alınırsa, bu namazın daha önceden de kılındığını söylemek mümkündür.

Fâkihî’den üç asır sonra Mekke’yi ziyaret eden İbnCübeyr de benzer bilgiler vermektedir (er-Rihle, s. 119-120).

Beraat Gecesi’ni, Kur’an’a dayandıran âlimler de vardır:

Nitekim DuhânSûresi’nde (44/3) Kur’an’ın “mübarek bir gecede” nâzil olduğu ifade edilmektedir. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre burada işaret edilen gece “Kadir Gecesi”dir. Çünkü diğer âyetlerde Kur’an’ın ramazan ayında (el-Bakara 2/185) ve Kadir Gecesi’nde (el-Kadr, 97/1) indirildiği belirtilmektedir.

Ancak müfessir sahabîlerden biri olan İkrime b. EbîCehil’in de dâhil olduğu bir grup âlim ise DuhânSûresi’ndevârid olan, “Apaçık olan Kitab’aandolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. O gecede her hikmetli iş, belirlenip hükme bağlanır.” (Duhân, 44/2-4) âyetlerde sözü edilen “MübârekGece”nin Beraat Gecesi olduğu kanaatindedirler (Taberî, XXV, 108-109).

Bu takdirde Kur’an’ın tamamının Berat Gecesi Levh-i Mahfûz’dan dünya semâsına indiği, Kadir Gecesi’nde iseâyetlerin peyderpey inmeye başladığı şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır. Nitekim Elmalılı Muhammed Yazır’ın da işaret ettiği gibi,bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir (bkz. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 4293-4295).

Özetle ifade edecek olursak, yukarıda aktardığımız rivayetlerle, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Şâban ayına ve özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine dair diğer rivayetleri göz önüne alan bazı âlimler, Berat gecesini namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve dua ederek geçirmenin sevaba vesile olacağını; bu geceye mahsus olmak üzere belli bazı ibadet ve kutlama şekilleri ihdas edip âdet haline getirmenin ise dinde yeri bulunmadığını açıkça söylemişlerdir.(Bu hususta geniş bilgi için bkz. Nebi Bozkurt, “Kandil”, DİA, XXIV/300-301; Halit Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, V/475-476).

Bütün bu aktardıklarımızdan anlaşılacağı üzere, Kandil gecelerinde yapılan her tür uygulamayı, “bid’at” addederek reddetmek ve kestirip atmak Müslümanca bir tavır değildir.

Böyle bir tavır, doğru da değildir…

Bu hususta daima uç ve aşırı yorumu ölçü alan, kendi uygulamalarını mutlak doğru, diğer bütün uygulamaları ise mutlak yanlış gören, hakikatin tümünün kendi ellerinde olduğunu iddia eden ve en önemlisi de kendileri dışında kalan bütün Müslümanları ötekileştirip dinin dışına iten ülkelerdeki uygulamalar, bizim için asla ölçü olmaz…

Her konuda olduğu gibi ifrat ve tefritten uzak durması gereken Müslümanların, kandil gecelerinde yapılan uygulamalar ile ilgili meselede de “Orta Yol”u takip etmeleri, en sağlam yoldur.

Bu nedenle, bu geceyi namaz kılarak, Kur’an okuyarak, salavat getirerek ve dua ederek ihya etmek isteyen kimselerin sevaba nâil olacağını kabul etmek ve onlara saygılı olmak Müslümanca bir tavırdır…

Ancak sırf bu geceye mahsus olmak üzere belli bazı ritüeller ve kutlama şekilleri ihdas edip âdet haline getirmenin ise dinde yerinin bulunmadığını kabul etmek de aynı şekilde İslâmî duyarlılığın gereğidir…

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet