Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

İŞTE ŞİMDİ 2. CUMHURİYET

İŞTE ŞİMDİ 2. CUMHURİYET

Yaklaşık on yıl önce yapılan 2. Cumhuriyet tartışmalarını hatırlarsınız. O tartışmalar bir yandan mevcut düzenin değişiyor olduğunu, diğer yandan bu değişime müdahale edilmesi gerektiğini ima ederek yapılmaktaydı. Doğal, tarihi seyri içinde gelişen olgunun durum tespiti yapılıyormuş edasıyla aslında aba altından da iktidara sopa gösteriliyordu: ‘Hakkını, haddini, hududunu bil, fazla ileri gitme’ deniliyordu. Emperyalist güçlerden destek bularak veya onlar adına bu tehdit ve tehdit en az yüz yıldır hep yapıldı. Halkoyuyla iktidara gelen hükümetler veya Meclis, kendine ayrılan alan içinde oyalanıyor ancak düzenin ruhumuza uymayan işleyişine pek dokunamıyorlardı. Bu sebeple düzenin dayandığı felsefenin, ideolojinin, anlayışın, işleyişin, hiyerarşinin değiştiği yoktu. Milletin değerlerine yabancı düşmesi dayatılan iktidarlar sadece ideolojik resmi paradigmayı değil, mümkünse halkın yaşama standartlarını da değiştirmemeliydi. Yani insanımızın ilerlememesi için maddi kalkınma ve gelir seviyesi de düşük olmalıydı. Hazin bir ironi gibi gelse de evet, izlenen politika da program da bu istikamette idi. Halkın oy çoğunluğundan güç bulan Ak Parti hükümetinin daha demokrat ve darbecilere karşı daha asil duruşuna ilaveten ekonomik alandaki başarılar böyle bir söylemin yani ‘2. Cumhuriyet’ söyleminin ortaya atılmasına yetmişti.

Ne oluyordu da 2. Cumhuriyetten bahsediliyordu? Anayasa mı değişti? Hayır. Vesayetçi yapı mı ortadan kalktı? Değil. Bir ideoloji olarak devletçilik mi, pozitivist militan laiklik mi, Kemalizm mi yürürlükten kaldırıldı? Bunlar da değil. Eskisinden ayrı olarak yaşadığımız zamanı bir ‘yeni dönem’ diye nitelememizi gerektirecek hangi köklü değişiklikler girdi hayatımıza? Pek az şey. Başörtüsü bile serbest değildi daha. Milli iradeye inanan bir parti cesur çıkışlarıyla boynumuzdaki kravatı biraz gevşetmişti o kadar. Üstelik Ak Parti kapatılma davaları, darbe ve kumpaslarla boğuşa boğuşa yol alıyordu. Özetle güçlü bir halk oyuyla seçilmesine rağmen, iktidar bir türlü rahat bırakılmıyordu. ‘2. Cumhuriyet’ özellikle belli kesimler için, baraj, duble yollar, hastaneler gibi memleketin alt yapısından IMF borçlarının ödenmeye başlamasına kadar yapılan iyileştirmelerin kavramsal ifadesiydi desek yanlış olmaz. Adamlar neredeyse memleketin altyapısının düzelmesini bile hazmedemediler, hazmedemiyorlardı!

Halka hizmet bile Cumhuriyet için yeni bir döneme işaret ediyor olmalıydı. Niçinini anlatmaya bile gerek yok. Düzenin Yabancılaşması’nda Küçükömer’in, Paradigmanın İflası’nda Başkaya’nın anlattıkları gibi memlekete ve millete kötülük yapmayı din iman düzeyinde ideoloji haline getiren bir güruh hep var oldu. Millete ve milli değerlere kısık gözle bakan bu güruh bize dost değilse kime dosttular? Elbette Gâvura dosttular. Metin Mengüşoğlu’nun ifadesiyle ‘Gâvur Kayırıcılar’dı. Millete karşı kâfirin kılıcını sallıyorlardı. Bu seçimde de Almanya’nın, Avusturya’nın, Hollanda’nın siyasilerini yönlendiren derin güçlerinin desteğini almaları bu gerçeğe bağlanabilir. 2. Cumhuriyeti milletin kısmi rahatlığını ifade etmek için kimi aydınlar ve siyasiler dillendirdiler.  Bu yeni aşamayı ‘Yeni Osmanlıcılık’ diye adlandıranlar da onlardı. Akıllarınca yerli ve milli hareketin başarısını kategorize etmek için kullanıyorlardı. Alttan alta da bir yerleri kışkırtmak istiyorlardı elbette. Şimdi adı konulmamış gerçeği söyleyelim: İşte 16 Nisan’dan sonra şimdi 2. Cumhuriyetten bahsedilebilir. Doğrudur; devlet yeniden kuruluyor. Sözü yarım bırakmamak adına adeta 3. Abdulhamit olarak bu devletin kurucu başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Özellikle 2019’a kadar hayata geçirilecek icraatlardan sonra Erdoğan’ın kişiliği ve yaşama biçimi ondan sonraki başkanlar için de bir rol model olacaktır, olmak durumundadır. Biz bu aşamaya dindar bir cumhurbaşkanı olarak Özal’dan, dindar bir başbakan olan Erbakan’dan geldik. O dönemde Cumhurbaşkanının cuma namazı için camiye gitmesi bile halkı müthiş rahatlatıcı bir olaydı. Peki ya şimdi? Cumhurbaşkanımız Namaz kılıyor, Kur’an okuyor. Hacca, Umre’ye gidiyor. Üstelik Genelkurmay Başkanı, Mit Müsteşarı ile birlikte tavaf yapıyorlar. Adeta devletin üç ayağı, üç dimağı, kabiliyeti olarak kutsal topraklarda Allah’a söz veriyorlar. Bu fotoğraf yeni devletin de fotoğrafıdır. Veya muhteşem değerlere dayanan muhteşem umutların, muhteşem geçmişe yaslanan muhteşem geleceğin fotoğrafı. Yeni dönemin en güçlü işaret fişeği. Bu işaret fişeğini 15 Temmuz direnişinde göremeyenler, kadın subayların başörtü takmalarını serbest bırakıp düzenleyen yönetmeliklerde göremeyenler yeni Türkiye’nin kodlarını da istikametini de anlayamazlar. Bundan böyle Türkiye’yi yönetmeye talip Başkan’ın evvelâ inançlı, namazlı, Kur’an’lı ve çalışkan olması istenecektir. Beklentiler yüksek olacaktır. Beklentileri karşılamak kolay olmayacaktır. En tipik örneği Ahmet Necdet Sezer’de görüldüğü şekliyle bundan böyle tembel, köhne, ufunet içinde başkanlar seçilemeyecektir. Millet kendi canlılığını, çevikliğini temsil edecek çalışkan, korkusuz, dirayetli, ufuk sahibi, tarihini ve değerlerini bilen, heyecanlı liderler seçecektir.  Ve elbette Erdoğan’ın ikinci gün İstanbul’da Yavuz’un, Fatih’in, Özal, Menderes ve Erbakan’ın mezarlarını ziyareti, güçlü sembolik anlamına uygun mesaj taşımaktadır:Yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, tarihi köklerine, irfan ve medeniyet değerlerine bağlı olmalıdır. Bu kazanılarak var edilmiş bir değer olmaktan çok artık asla yok edilemeyecek bir değerdir.

Gerçekten tarihi önemi, değeri büyük bir değişime imza atan aziz milletimizi tebrik ediyorum.  ‘Tek adamlık’ üzerinden yapılan yıpratıcı tartışmaların toplumun gerçekliğinde kayda değer bir karşılığı yoktur, olmayacaktır. Unutulmasın ki, tek adam olarak seçilecek o kişi, meşruiyetini milli irade ile bütünleşerek elde etmek zorundadır. Tek adamlık üzerinden tezvirat yapanlar sözde çoğulcu, gerçekte her kafadan bir ses çıkan vesayetçi yapıları ile sanki milleti on yıllardır sürüm sürüm süründürmemişler gibi şimdi özgürlükçü, demokrat kesildiler. Ne olacak? Milletin kendisini ezecek tek adamı seçeceğinden mi korkuyorsunuz? Çok sevdiğiniz milletin mağdur olmasını istemiyorsunuz değil mi? Sanki darbelerle, binlerce insanımızın ölümleri, idamları ile anılan kriz dönemlerinin mimarları bu halkı aşağılayan odaklar ve onların içerideki uzantıları değilmiş gibi. Aslında bürokratik mekanizmalardaki etkileri yok olacağı için deliye dönmüş vaziyetteler. Yoksa bizim kendi içimizde çözmemizden daha doğal bir şey olmayan bu seçim kimi Avrupalıları neden bu kadar ilgilendirir; değişiklik onları neden bu kadar üzer?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet