Samet Pelen

Samet Pelen

sametpelen@hotmail.com

Misak-ı Milli neresidir

MİSAK-I MİLLİ NERESİDİR!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Musul harekâtı öncesi yapmış olduğu açıklamada 'Misak-ı Millîyi anlarsak Musul'u da anlarız, yeni nesile bunu anlatmak en önemli görevlerimizdendir" demesi, misakı millî neresidir ve biz misakı millinin neresindeyiz tartışmasını da beraberinde getirdi.

Misak-ı Millî (Milli Yemin)Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan altı maddelik bildirinin adıdır. İstanbul'da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır.  Bir kesim Misak-ı Milli Beyannamesi’ni kutsal bir metin mertebesinde görse de, aslında söz konusu olan gerçeklikten çok bir söylemdi.

Misak-ı millî’deki milli kelimesi milletle ilgili, millete ait anlamındadır ama oradaki millet bu günkü ulus anlamında değildi. Misak da sözleşme anlamını içeriyor. Misak-ı Millîden anlaşılan da millet sözleşmesi olabilir. Çoğulu milel olan milletin Osmanlı iktidar sisteminde ifade ettiği anlam bu günkünden farklı olarak, “bir dine, bir inanca mensup olan topluluğu” ifade ediyordu. Osmanlı sisteminde bir topluluk eğer farklı dine mensupsa farklı bir millet kabul ediliyordu. Dolayısıyla milli sözleşme İslam halkları arasında birlikte yaşama iradesini ifade ediyordu.

Osmanlı İmparatorluğunun İtilaf devletlerine karşı savaşa katıldığı tarih olan 1914 yılında imparatorluğun nüfuz alanındaki topraklar yaklaşık 5 milyon kilometre kare idi. Resmi tarih tarafından büyük bir başarı sayılan Lozan Barış Antlaşması imzalandığındaysa yaklaşık 800 bin kilometre kareydi. İmparatorluk topraklarının ve nüfuz alanlarının nerdeyse % 85′i kaybedilmişti. Nüfus 13 milyondu bunun 8,5 milyonu kadın 1,5 -2 milyonu çocuk geri kalanı ise savaş artığıydı yani sakat gazilerden oluşuyordu. Bir arada yaşamaları öngörülen halkların yaşadığı coğrafyalar ise itilaf devletlerinin işgali altındaydı.

İşte bu şartlar içerisinde toplanan Osmanlı mebussan meclisi tarafından kabul edilen misakı millîde sınırlar şu şekilde ifade edilmişti.  “Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918 günlü mütarekenin yapıldığı sırada düşman ordularının işgali altında kalan ve Arap çoğunluğunun oturduğu kısımların kaderi halklarının özgürce verecekleri oylara göre belirlenmek gerektiğinden, sözü edilen mütareke hattı dahilinde ve haricinde, dinen, ırken ve emelen bir olan ve birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duyguları taşıyan, sosyal bakımdan uyum içinde bulunan Osmanlı İslam çoğunluğunun oturduğu bölgelerin tümü fiilen ve hükmen ve hiçbir sebeple ayrılamaz bir bütündür”diyerek esasında bir sınır çizmiyor aksine birçok çelişki içeren bu madde ile belirsiz bir sınır ortaya konuluyordu.

Metinde yer alan mütareke dâhilinde ve haricinde ifadesi sınır sorununu bütünüyle belirsizleştiriyor, ülke sınırları belirsiz hale getiriyordu. Eğer bu ifade dikkate alınırsa ki, alınmak zorundadır, sınırların nereden geçtiğinin/geçeceğinin belirsiz bir hal alması bir yana, halk oylaması yapılması istenen Arabistan, Batum ve Batı Trakya’da halk oylamasına gidilmemiş;  Misakı millîde olması gereken Musul sonraki dönemde İngilizlere bırakılmıştır. Dolayısıyla metne sadık kalınmamıştır.

 

Aynı şekilde Lozan’da çizilen sınırlar beyannamede sözü edilen; “dinen, ırken ve emelen bir olan ve birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duyguları taşıyan, sosyal bakımdan uyum içinde bulunan Osmanlı İslam çoğunluğunun oturduğu bölgelerin tümü fiilen ve hükmen hiçbir sebeple ayrılamaz” deniyor denmesine ama sadece dinen ve amelen, ırken ve sosyal bakımdan uyum içinde olanlar coğrafik olarak parçalanması biryana, insanlar ailelere varıncaya kadar parçalanıyor. Suriye sınırında yakın zamana kadar bayramlarda yaşanan bu trajik durum halen hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Kürt nüfusunun yaşadığı coğrafya Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında parçalanıp birbirine kırdırılıyor ve yabancılaştırılıyor. Ya da emperyalistler tarafından zikredilen ülkelere karşı bir denge unsuru olarak kullanılıyor.

Yüzlerce yıl, kahır ekseriyeti Türk, Arap, Fars ve Kürt olan kadim halklar birbirlerine düşman edilmiş ve bu milletlerden devşirilen kadrolarla bu düşmanlık derinleştirilmiştir. Resmi tarihin yalanlarıyla Araplar Osmanlıyı arkadan vuran hain; Kürtler ise şeyh isyanından bugüne kadar, İngilizlerle işbirliği yapan terörün kaynağı ve yaşamaya hakkı bile olmayan bir cüzamlı ilan edilerek ‘ya sev ya terk et’ denilmiştir. Kardeşler birbiriyle uğraşırken syces-picot anlaşması gereği coğrafya emperyalistler tarafından pay edilerek her yönüyle sömürülmüşlerdir.

Günümüzde geçmişe nazaran bir nebze olsun şuurlu olan ve kendi içindeki problemleri konuşmaya başlayan halkların bu çabaları emperyalistler tarafından başarısız kılınmaya ve Büyük Ortadoğu Projesiyle nüfuz alanları yeniden belirlenmeye çalışılmaktadır. Ve bu halklar arasında yüzyıllar sürecek yeni problemler yaratılmaktadır.

Arap baharı ile binyıldır tarihi arkasından sürükleyen son yüzyılda ise emperyalistler tarafından durdurulduğu düşünülen Türkiye’nin kuşatılması süreci yaşanmış fakat Türkiye kadim devlet aklıyla hareket ederek bu hamleyi 15 Temmuz FETÖ Darbesine karşı, sivil darbeyle ve arkasından Fırat kalkanı harekâtıyla boşa çıkarmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın açıklamaları günümüzde Misak-ı Milli’nin nasıl anlaşılması gerektiğini göstermesi açısından önemlidir. Erdoğan’ın yapmış olduğu açıklama şöyleydi: "Birileri bize 'Irak, Suriye, Gürcistan, Kırım, Karabağ, Azerbaycan, Balkanlarla, Kuzey Afrika ile niye ilgileniyorsunuz?' diye soruyor. Kimse binlerce kilometre uzaktan gelip burnumuzun dibinde faaliyet gösteren ülkelere aynı cesaret ve yüksek sesle, 'Siz burada ne arıyorsunuz?' demiyor. Bize ne aradığımız sorulan yerlerin hiçbiri bize yabancı değil. Rize'yi Batum'dan ayırmak mümkün mü? Edirne'yi Selanik'ten nasıl ayrı düşünebiliriz? Gaziantep'le Halep'i, Mardin'le Haseki'yi, Siirt'le Musul'u nasıl birbirleri ile ilgili olmayan yerler olarak kabul edebiliriz? Hatay'dan çıkın, Fas'a kadar uğradığınız her Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinde bizden bir şeyler mutlaka görebilirsiniz. Trakya'dan Doğu Avrupa'ya kadar olan coğrafyada attığınız her adımda ecdadın izlerinden birine mutlaka rastlarsınız. Tarih kitaplarında Misak-ı Milli'yi okuyoruz. Eğer Misak-ı Milli diye bir derdimiz varsa kusura bakmayın. O zaman bu soruyu kendi içimizde birbirimize soramayız. Tam aksine, 'burada üzerimize düşen görevler var' demek durumundayız. İşin gerçeği bu… Aynı dili konuştuğumuz, aynı kültürü paylaştığımız Gazze'yi Sibirya'ya kadar kendimizden ayrı düşünebilmemiz için aslımızı inkâr etmemiz lazım. Bizim kültürümüzde aslını inkâr eden haramzadedir. Onun için Irak, Suriye, Libya, Kırım, Karabağ, Bosna ve diğer kardeş ülkelerle ilgilenmek bizim görevimiz ve hakkımızdır. Bunlardan vazgeçtiğimiz gün istiklalimizden ve istikbalimizden vazgeçtiğimiz gündür. Bizim buna hakkımız olmadığı gibi milletimizde böyle bir duruma asla rıza göstermez."

İşte Bizim misak-ı milliden anlamamız gereken ve gençlere anlatmamız gereken tamda budur. Misakı milli bir sınır tanımlaması olmaktan ziyade bir kültür çevresi olarak tüm Müslim ve gayrı Müslim halkları kucaklamak olmalıdır. Öncelikle zihinlerdeki sınırların aşılması önemlidir bunu başarabilirsek fiziki kavuşma arkasından gelecektir.

Son söz olarak, ünlü mütefekkir Cemil Meriç “Bizde fikir ormanda uyuyan güzeldir, kendisini uyandıracak prensi bekliyor.”diyor. Uyanacağımız yeniden millet olacağımız günlerin yakın olması dileğiyle…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 384
Bu Ay : 17291
Toplam : 26549

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom