Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Yolları Köprülerle Bağlamak Gerek

Dünya yaşlandıkça üzerindeki misafirlerinin takip ettiği siyaset de, havasıyla birlikte kirleniyor.
Belki, bozulan insan fıtratına uygun hadiselerle karşılaşıyoruz, belki kıyamet sahnelerine adım adım yaklaşıyoruz, ancak, her karşılaştığımız olaydan sonra, bu kadarı da fazla demekten kendimizi alamıyoruz.
Yorum yapmak güçleşiyor. Kirlenmemiş çocuk beyinlerinin soruları karşısında bunalıyor ve büyükler adına uyduracak mazeret bulmakta zorlanıyoruz.
Her gün şahit oldukları “insanlık dışı görüntüler” karşısında, kendilerine “çizgi film” izletmekle de işi yoluna koyamıyoruz. Gözleri çizgi filmde olsa da, yüreklerine; ağlayan, karga tulumba götürülen, iftiraya uğrayarak mağdur olan, düşünce ve inançları nedeniyle horlanan insanların görüntüleri oturmuş bir kere...
Onlar çocuk…
Bedenleri küçük yalnızca...
Yürekleri, zulmedenlerin, insan hakkını çiğneyenlerin ulaşamayacağı kadar büyük…
Onlar “İnsanlık güzelliğinin” iktidar hırsına kurban edilmesini anlayamıyorlar.
Onlar, insanlardan bir kısmının savaş çığlığı atması karşısında izah edilemez bir şaşkınlık yaşıyorlar.
Onlar “bazı babaların, amcaların ve dayıların” barış, kardeşlik kelimelerinden kaçışları karşısında parmaklarını kemiriyor.
Çocuklar ve babaları…
“Çocuklar belli bir yaşa kadar babalarına özenir” derler, haksızlık yapmayı hüner sayan babalara çocuklarının özenme ihtimalini düşündükçe, yeryüzüne güzelliklerin hâkim olma süreci de düşüncelerimi yoruyor.
Her doğan çocuğun “fıtrat” üzere doğduğunu, ancak çevresi ve ebeveyni tarafından, fıtrattan uzaklaştırıldığını bilmek, düşünce yorgunluğunu biraz daha arttırıyor. Ve kötülük/haksızlık dağıtan babaların, kendi aileleri içinde, insanlığı en az iki defa katlettikleri gerçeği ile kahroluyorum.
Bir şey rahatlatıyor beni: Çağ tüketimi getiren bir çağ olsa da, “insan beyninin yüreğiyle ittifak halinde” düşünme kapasitesinin artması ihtimali... Zira kabaran kötülüğün, yetişmekte olan neslin merhamete duyacağı ihtiyacı arttıracağı ihtimali rahatlatıyor düşüncelerimi...
İkrime’nin Ebu Cehil olmaması gerçeği önemli bir ipucu bu noktada.
Yüreklerinin sorgu damarını kapatıp, insanlığı kafalarındaki cenderede boğarak yalnızlaşmak ve başlaşmak isteyenler, bence çocuklarının “İkrime” olacağı ihtimalini çok iyi düşünmeliler. Ve bilmeliler ki, İkrime babasına “rahmet” okumamıştı.
Belki, belli bir zaman, çocuklar, babalarının kötü ve insanlık dışı da olsa, şöhretleriyle yol alabilirler... Bir zaman sonra sorgulayacakları hayatın önlerine koyacağı “Baban bir insanlık düşmanıydı. İnsan haklarını çiğnemeyi maharet sayardı. Ezdiği, hayat hakkını gasp ettiği insan sayısıyla övünürdü” gerçeğiyle yıkılacaklardır.
Kaç çocuk babasının kötü ünüyle övünmüştür ki?
Bunları tefekkür ederken, korku ve ümit arasında gidip geldiğimi hissediyorum. Ancak ümit daha ağır basıyor. Çünkü her gün, zifiri bir karanlığın ardından güneşin doğuşuna şahit oluyorum...
Yıldızların hiç görünmediği gecelerin ardından bile güneş doğuyor.
Bir de, büyüklerin “toprak kabul etmemiş” şeklinde dile getirdikleri bir yaklaşım var. Yeryüzünün yaşadığımız bunca haksızlık ortamına ev sahipliği yapamayacağı sonucunu çıkarıyorum bu yaklaşımdan. Bu topraklar da, kirli savaş tamtamlarını kabul etmez diye düşünüyor ve rahatlıyorum.
Toprakta yetişen zehirli bitkiler bile yerine göre “topraktan olan bedenlere” şifa getiriyor.
Balçıktan yaratılan insan, özüne zulmetmeyi ne kadar sürdürebilir ki?
İnsanlık düşmanları toprağı bütünüyle öldürebildikleri gün, ancak işte o zaman insanca duyguları öldürebilirler, o günün geleceğine ise inanmıyorum.
Bulundukları konum ne olursa olsun, anne ve babalar, ebeveyn olduklarını ve çocuklarının kendilerine ya rahmet ya da lanet okuyacağını unutmamalılar. Rahmet yerine laneti tercih ediyorlarsa kendileri bilir. Neticede güneşin doğduğunu ve her doğan günün ardından tefekkür eden insanların sayısının arttığını/artacağını unutmasınlar...
Ülkemde kavgalar yaşanıyor. Her şey toprağın üzerinde oluveriyor. Toprak “özleri kendisi olan insanı” anlamakta zorlanıyor.
Birileri çıkıp bağırıyor, topuğuyla toprağı döverek… Ne kadar döverse dövsün, yeryüzünü delemez ki…
Biraz mezar taşlarını dinlesinler; hangisinde kendilerini haklı çıkaracak bir ses çıkar, düşünsünler. Kendi zamanlarının sessiz şahitleri olarak “yuh olsun size, bizden demi ders almadınız” diyor onlar.
“Hayır, bir gün bilecekler” ama o gün kendileri, yaşadıkları çağın sessiz tanıkları haline gelecek, başkaları onların bağırdığı kelimeleri devralacak.
Tarihi bağıranlar değil, kararlılıkla kardeşlik yürüyüşüne çıkanlar yazdı.
Bu bölgenin tarihinde de “İdrisi Bitlisi’nin ve Yavuz Sultan Selimin aklıselimi ve kardeşliği” var. Benim ülkem ikisinin imzasıyla kabına sığmayan bir küheylan olmuş.
Tarih tekerrür edecek, başka türlü olmaz. Bütün yollar uçuruma çıkarsa yol alınmaz, yolları birbirine köprülerle bağlamak gerekir.
Yeryüzüne güzelliklerin hâkim olması için azmedenler yılgınlığa kapılmadan ümit yürüyüşlerini sürdürsünler. Önemli olan bu…
 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 430
Bu Ay : 5412
Toplam : 5412

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom